Birleşik Haziran Hareketi, seçimler ve alternatifler

Merdan Yanardağ’la sohbetimizin ikinci bölümünde Birleşik Haziran Hareketi etrafında dönen seçim tartışmalarını, BHH’nin anlamını ve seçimlerdeki alternatiflerini konuştuk
Alper Birdal
Cuma, 27 Şubat 2015 08:03

Birleşik Haziran Hareketi’nin adı sıkça CHP ve HDP’yle ittifak tartışmalarıyla anılıyor. Sizce BHH bir seçim ittifakı projesi mi? CHP ve HDP’yle ittifaka nasıl bakıyorsunuz?

Altını çizerek bir şeyi belirtmek istiyorum. Başından itibaren söylediğim her şey kişisel olarak beni bağlayacaktır. Çünkü Birleşik Haziran Hareketi’nin Yürütme Kurulu Üyesi sıfatıyla değil, kişisel olarak bu değerlendirmeyi yapacağım.

BHH, kendi belgelerinde de bir ittifak gücü olmadığını söylüyor. Bazı tarihsel dönemlerde seçimler ve parlamento çok önemli olmaktan çıkar. Türkiye’nin böyle bir dönemden geçtiğini düşünüyorum. AKP’yi iktidardan indirecek bir büyük koalisyon, bir güç birliği oluşturulamazsa eğer seçimlerin ve parlamentonun çok büyük bir önemi yok. Önümüzdeki dönemde parlamentonun çok önemsizleştiğini, milletvekilliğinin çok değersizleştiğini göreceğiz. Zaten AKP seçimleri istediği gibi kazanacak olursa, parlamentodan değil saraydan yönetilecek bir ülke göreceğiz; parlamento ise daha çok bir onay merci, noter işlevi görecek. Bunu sağlamak için iktidar partisi tarafından bu seçimlerin alınması gerekiyor, bu da bir gerçek.

‘AKP’YLE HDP ARASINDA NASIL BİR İLİŞKİ OLDUĞUNU BİLMİYORUZ’

Tam burada AKP’yle HDP arasında nasıl bir ilişki var, onu bilmiyoruz. İmralı görüşmeleri, “çözüm süreci”, o arada sağlandığı belirtilen mutabakat ve ortada olduğu iddia edilen bir mutabakat metni var. Bu metinde ne yazdığını da bilmiyoruz. Ama şunu biliyoruz: AKP, Türkiye’nin gerici dönüşümünü tamamlayabilmek için Kürt ulusal hareketini yedeğine almak istiyor. “Çözüm” kavramını da bunun için bir şantaj aracı olarak kullanıyor.

Diğer taraftan Kürt ulusal hareketinin, özellikle Gezi direnişi sırasında gösterdiği tutum hatırlanırsa eğer, buna uygun davrandığı anlaşılıyor. Abdullah Öcalan’ın İmralı röportajlarında söylediği son derece açık; “biz de sokağa çıkmış olsaydık AKP devrilecekti” diyor. Çıksaydınız. Bu ülkedeki emekçi sınıfların, cumhuriyetçilerin, muhaliflerin, aydınlanmacıların, solcuların, sosyalistlerin, yurtseverlerin en büyük kavgasında yoksanız, nerede varsınız?

Kürt siyasal hareketiyle sosyalist hareket arasındaki ilişki son derece sağlıksız. Kürt ulusal hareketinin sosyalist hareketinin devrimci, sosyalist özelliklerini yitirerek demokratik, liberal bir harekete dönüştürülmesinde önemli bir rol oynadığını düşünüyorum. Türkiye’de neredeyse solculuğun temel ölçütü Kürt hareketine bakış haline gelmeye başladı. Oysa ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı dünyada hiçbir şey olmamış gibi tartışılamaz. Pekala uluslar, emperyalizmle işbirliği halinde gerici, faşist rejimler kurabilirler. Buna itiraz etmeyebilirsiniz ama bunu kabul etmek zorunda da değiliz. Kosova çok net bir örnektir. Biz her bağımsızlık eylemini desteklemek durumunda değiliz. Bunun kriterleri var; devrimci olmak durumunda, işçi sınıfının örgütlenmesinin önünü açmak durumunda, emperyalizmi geriletmek durumunda, dünya devrim mücadelelerine katkıda bulunmak durumundadır. Esas olarak da Marksistlerin örgütlenmesine açık olmak durumundadır.

BATIDA ŞERİAT VE FAŞİZM, DOĞUDA ÖZGÜRLÜK OLMAZ

HDP’nin kuruluşu da problemdir. Öcalan’ın HDP yöneticileriyle yaptığı görüşmenin tutanaklarında, ki yayımlandı, Öcalan solcuların hep dayak yediğini ve HDP’ye gelmelerinin onları da kurtaracağını söyledikten sonra, “ben bunu heyetle konuştum” diyor. Konuştum dediği heyet MİT heyetidir.

MİT heyetiyle HDP’nin kuruluşunu konuşup, sonra da solcuları buraya davet etmek tuhaftır. Aklıma şöyle sorular geliyor, Öcalan’ın ve HDP’li dostlarımızın niyetlerinden bağımsız olarak söylüyorum; Gezi gibi ikinci bir patlamayı HDP üzerinden denetim altına almak mı istediler?

Ben Türkiye sosyalist hareketinin Kürt hareketine karşı sorumluluklarını yerine getirmeye çalıştığını düşünüyorum. Kaygım ise şu: Kürt ulusal hareketi Türkiye emekçilerine ve sosyalist hareketine ihanet etmemelidir. Türkiye’nin her yerinde, batısında, kuzeyinde, güneyinde İslamcı-faşizan bir diktatörlük varken, güneydoğusunda özgürlük ve demokrasi olmaz.

Bunun temel bir hata olduğunu düşünüyorum. Kendi dar ulusal çıkarları için Türkiye’nin feda edilmek üzere olduğuna ilişkin bende esaslı bir kuşku var. Bu kuşkuyu besleyen çok sayıda da veri var.

Sosyalistler birlikten, emekçilerin ve halkların birliğinden yanadır. Biz bunu aklımızda tutarak Kürt sorununun eşitlikçi, özgürlükçü, barışçı ve onurlu bir biçimde çözülmesi için bütün gücümüzle mücadele etmeliyiz. Kürt halkına ve siyasal hareketine bu ilkelerde mutabık kaldığımız sürece bütün gücümüzle destek olmaya da devam etmeliyiz. Ancak Kürt hareketinin de buna özen göstermesi gerekiyor. AKP’yle bir “çözüm” süreci yürüterek, ben buna gerici çözüm süreci diyorum, bu olmaz. Türkiye’yi feda ederek Kürdistan’da özgürleşme sağlayamazsınız.

Dolayısıyla HDP ile BHH bir seçim ittifakı kuracaksa, HDP’nin Türkiye gericiliğiyle çözüm sürecinde ısrar etmemesi gerekiyor. Gerçek bir çözüm için Türkiye’nin devrimci, aydınlanmacı, ilerici damarıyla ilişki kurma zorunluluğu var.

‘HDP AÇIK OLMAK DURUMUNDA’

Kürt siyasal hareketi seçimlere pekala bağımsız adaylarla girilebilirdi ve bu çok rahatlatıcı bir yöntem olurdu. Bağımsız neden girilmedi? Biz de kendi bağımsız adaylarımızla girer, koordineli bir seçim kampanyası pekala yürütebilirdik. Ama şimdi şöyle kuşkular var; tüm anketler yüzde 7 civarında oylarının olduğunu gösteriyor. Demirtaş yüzde 9,5 oylarının olduğunu söylemiş ama o, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde görülen çok özel nedenlere dayalı, kalıcı olduğunu zannetmiyorum. Ayrıca yüzde 16’nın fiili olarak seçimi boykot ettiğini düşünürsek, o çok yanıltıcı bir sonuç.

Şimdi acaba gerçekten barajı aşmak mı istiyorlar, yoksa AKP’ye Anayasa’yı tek başına değiştirecek bir olanak mı sağlamak istiyorlar, benim bu konuda kuşkularım var. Barajı aşamazlarsa güneydoğudaki tüm milletvekillerini AKP çıkartacak, bu çok açık.

Ben HDP’yle bir ittifaka karşı değilim ama HDP açık olmak durumundadır. HDP, AKP’yle girdiği bütün bu ilişkiyi ve gerici çözüm girişimini terk edip, Türkiye’nin ilericileriyle buluşmaya çalışmalıdır. Gezi’de sokağa çıkmış 11 milyon insana hakaret edilerek bu ittifak sağlanamaz.

SOL, YURTSEVER BİR BLOKUN DENENEBİLMESİ İÇİN GEREKEN ŞARTLAR

BHH, eğer Haziran hareketi olacaksa bunun yolu sadece 27-28 Mayıs’ta [2013] Taksim’de eylem yapan dar bir çevreci grubun taleplerine dayalı bir hareket olarak bunu yapamaz. Esas olarak 1 Haziran’dan itibaren sokağa çıkan milyonlarca insanın duyarlılıklarını ve taleplerini içerebilir ve onların sözcülüğünü yapabilirse Haziran Hareketi olabilir.

Eğer yapılabilirse CHP’yi ve HDP’yi de içine alan geniş cumhuriyetçi, sol, yurtsever bir blok denenmelidir. Bunun iki yanı olacaktır. CHP’nin ABD ve Cemaat’ten kopup kamucu ve halkçı bir çizgiye gelmesi halinde bu mümkün olabilir. HDP açısından ise AKP’yle gerici çözüm siyasetine terk etmesine bağlıdır. AKP ile bu çözüm sürecini ilerletir, Avrupa Birliği özerklik şartını yeterli sayarlarsa karşılarına ikinci, üçüncü yıl içerisinde çıkacak olan Hüda-Par’dır, Kürt Hizbullahı’dır. AKP’nin kafasındaki gerici çözüm modeli bu. Nitekim Kobani eylemleri sırasında Hüda-Par’ın Kürt hareketinin karşısına nasıl çıkarıldığını gördük.

‘BHH EMRİVAKİYLE KARŞI KARŞIYA’

HDP’nin barajı geçmesi ihtimali üzerine çok konuşuluyor. BHH üzerinde oluşan basınç da büyük ölçüde buradan uygulanıyor, “siz de AKP’yi geriletmek için HDP’ye omuz verin” gibi bir iddiayla... Sizce AKP bu şekilde geriletilemez mi?

Hayır, ben vereceğimiz omuzun AKP’yi ilerletebileceğini ve bunun hiç unutulmaması gerektiğini düşünüyorum. Neye omuz vereceğimizi biz bilmiyoruz. Bu konuda bir açıklık lazım. Birkaç arkadaşımızın HDP listelerinden aday gösterilmesi bunu çözmez. Öyle zannediyorum ki bazı arkadaşlarımıza gizli kapaklı teklifler yapıldığı da düşünülebilir ki bu çok ayıp bana göre... Böyledir demiyorum, böyle olduğuna dair söylentiler var ve doğruysa çok ayıp.

BHH şöyle bir baskı altında tutuluyor; HDP baraj altında kalırsa “sizin yüzünüzden kaldı” diyecekler.

Bir defa HDP parti olarak seçimlere katılmaya karar verirken bize danışmadı. Bize yaptıkları tek teklif “bizi destekleyin”. Diyebilirler ki “bize önerdiğiniz arkadaşlarınızı, seçilebilir yerlerden hatta, aday göstereceğiz.” Bu olmaz. BHH’den bazı isimlerin milletvekili seçilmesiyle çözülebilecek bir mesele değil bu. Ben elbette BHH’nin Meclis’te sosyalist bir grup oluşturmasından yanayım. Ama geride bıraktığımız dört yıl içinde HDP listelerinden daha önce seçime girip milletvekili olan sosyalist arkadaşlarımızın sosyalist kimlikleriyle hiçbir varlık gösteremediklerine tanık olduk. Kamuoyuna yönelik algı bakımından belirtiyorum. Yoksa tartıştığım Levent Tüzel’in, Ertuğrul Kürkçü’nün, Sebahat Tuncel’in, Sırrı Süreyya Önder’in vesaire sosyalistliği değil.

Bir emrivakiyle karşı karşıyayız. Biz seçim kampanyası sırasında ortaya çıkan politikayı, söylemi ne kadar belirleyebileceğimizi bilmiyoruz, çünkü biz bir partiyi destekleme talebiyle karşı karşıyayız. Dolayısıyla baştan yanlış kurulmuş bir ilişki var. Önce BHH’yi oluşturan partilerle görüştüler, daha sonra “biz her parti serbest zannettik” dediler ve BHH’nin Yürütme Kurulu’yla görüştüler. Yine destek taleplerini ilettiler.

Ben bunun girdikleri yolu sol tarafından onaylatma ihtiyacı olarak görüyorum ve girdikleri yolu doğru bulmuyorum. Yani AKP’yle kurdukları ilişkinin doğru olmadığına inanıyorum.

‘HERKESİN İHANET ETTİĞİ YERDE HAİN OLMAZ’

Solun onayına neden ihtiyaçları var?

Ağır mı olur bilmiyorum ama herkesin ihanet ettiği yerde hain olmaz. Eğer siz AKP’nin siyasetine ödün vermiş, bunun karşısında dar ulusal çıkarlarınız doğrultusunda hareket etmişseniz, Korkut [Boratav] Hoca’nın deyişiyle belirtirsek, ihanet etmeye hazırlanmışsanız başkasının onayına ihtiyaç duyarsınız.

BHH’nin alternatifleri neler?

28 Şubat ve 1 Mart’ta konuşacağız. Ben hala BHH, CHP ve HDP’nin bir seçim bloku kurması gerektiğini düşünüyorum. Ama bunun için çok geç kalmış durumdayız. CHP’nin buna yanaşacağından da kuşkuluyum.

Fakat BHH Türkiye’de laik eğitim boykotuyla önemli bir siyasal aktör olduğunu, büyük bir siyasal güç olduğunu ortaya koydu ve bir hareket haline geldi. BHH içindeki arkadaşlarımızın bir bölümü dahi böyle bir başarıyı beklemiyordu.

Mesele şu, laik ve bilimsel eğitim talebi yakıcı ve doğru bir talepti. Halkın beklentilerini dile getirmekte başarılı olduk. Eğer ısrar edildiği gibi bunun içine “anadilde eğitim” talebini koymuş olsaydık bu sonucu alamazdık. Bu talep önemsizdir demiyorum, onun için başka bir kampanya yürütebiliriz. Ama her şeyi bir çuvala dolduramazsınız, önceliklerinizin olması gerekir. Yoksa bu başarıyı yakalayamazdık.

Diyarbakır’da, Van’da, Hakkari’de, Siirt’te, Mardin’de, Urfa’da ise boykot olmadı. Peki, laik eğitim boykotunda HDP niye yanımızda değil? Biz birbirimizi nerede sınayacağız?

Seçim konusunda BHH’nin kuruluş ilkeleri var. Laiklik de bunlardan biri. Bu konuda bir anlaşma sağlayabilecek miyiz? AKP gericiliğine, mezhepçi, faşizan diktatörlük girişimine karşı ortak bir mücadele dili tutturup tutturamayacağımız konusunda derin endişelerim var.

Dolayısıyla bir seçim ittifakıyla çözülemeyecek derinlikte bir durumla karşı karşıyayız.

‘SEÇİMLERİN MEŞRUİYETİ SORGULANMALI’

Peki, bu ittifaklar olmadığı takdirde BHH ne yapabilir?

Bana göre bu seçimlerin meşruiyetini, Anayasa tartışmalarını vesaire sorgulatan bir çizgi tutturmamız gerekiyor. Bunu reddeden, önemsizleştiren, değersizleştiren bir dil tutturmamız gerekiyor.

Türkiye, parlamentonun önemsizleştiği, milletvekilliğinin değersizleştiği bir döneme girecek. Bunun meşruiyetini tartışan ve reddeden bir çizgi izlemek yollardan bir tanesi.

Bir diğeri bağımsız adaylıklar üzerinden gitmek. Ya da seçime katılma hakkı olan BHH bileşeni partilerden biri aracılığıyla seçime girebiliriz. Bunlar mümkün. Ama zorlanması gereken o büyük koalisyondur. Böyle bir koalisyon oluşabilirse seçimler gerçek anlamda önem kazanabilir. Oluşmazsa, seçimlerin önemsiz olduğu, atanmış memurların belirleneceği bir döneme gireceğimiz vurgulanmalı.

8 HAZİRAN’A FENERSİZ YAKALANMAMAK İÇİN...

BHH üzerinde kurulan baskıya göğüs gerebilecek mi?

Ben germesi gerektiğini ve gerebileceğini düşünüyorum. Eğer seçim dönemini bu bütünlüğünü koruyarak geçiremezse BHH’nin bir geleceği yok.

Seçim konusunda biz taraftarlarımızı serbest bırakıyoruz demek de olmaz.

Önümüzde şöyle bir tablo var. 11 milyon insanın sokağa çıktığını söyledik. Türkiye’de 11 milyon marksist-leninist yok, maocu da yok; 11 milyon çevreci de yok. Peki, kimdi bunlar? Türkiye’deki 200 yıllık aydınlanma geleneğinin derinliğini temsil eden insanlardı ve ağırlıklı karakteri de emekçilerdi. CHP hızla sağa kayarak bu alanı boşalttı. Bu alanı biz devrimciler, sosyalistler doldurmadığımız takdirde, sağı ve soluyla milliyetçilikler dolduracak. Tehlike bu... BHH’nin gözünü dikmesi gereken yer de bu.

Ben solun uzunca bir süre kapalı devre bir hayat kurduğunu, birbirine propaganda yaptığını ve esas olarak birbirlerinin kaygılarını gözeten bir hayat yaşadığını, toplumsal gerçeklikten koptuğunu düşünüyorum. Büyük bir siyasal kuvvet haline gelmek toplumu yakalamakla, kavramakla mümkün. Hayattan, gerçeklikten kopmadan, onu alıp sıçratmak gerekiyor. BHH’nin yapması gereken şeyi, bu yüzden bahsettiğim büyük alanı doldurmaktır. Bunu yapamazsak 8 Haziran’a fenersiz yakalanırız.

BHH öncelikle zihnini siyasal ve entelektüel olarak buna hazır hale getirmelidir.