Aysun Yıldırım için adalet: Ekmeğinin peşindeyken öldürüldü...

26 yaşındaki Aysun Yıldırım'ın ölümünün ardından başlatılan soruşturma, Şule Çet davasının ardından yeniden kamuoyunun gündemine geldi. 'İntihar' denilerek üstü kapatılmak istenen dosyanın avukatı Rukiye Leyla Süren, Aysun'un işyerinden atlayarak intihar ettiği iddiasının gerçeği yansıtmadığını belirtirken, "Aysun ile Şule'nin davaları birbirine çok benziyor. Ekmeğinin peşindeyken öldürüldü Aysun. Hem kendi geleceğinin peşindeyken, hem ailesine destek olmaya çalışırken öldürüldü" diyor.
soL - Neslihan Koçaslan
Salı, 12 Şubat 2019 13:11

İstanbul Sefaköy’de bir gümrük müşavirliğinde ihracat - ithalat sorumlusu olarak çalışan 26 yaşındaki Aysun Yıldırım, geçtiğimiz yıl 28 Şubat’ta işyerinin üçüncü katından "şüpheli" bir şekilde "düşerek" yaşamını yitirdi. 17 metre yüksekten "düştüğü" iddia edilen Aysun Yıldırım’ın yaşamını yitirmesi kayıtlara önce '‘şüpheli ölüm’' diye geçti. Savcılık soruşturmasında olaya ilişkin “intihar” denildi ve kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi.

Kızlarının intihar etmediğini düşünen aile ise olayın peşini bırakmadı. Karara itiraz ederek mahkemeye başvurdu. Aile, mahkemenin itirazı reddetmesi üzerine bu kez Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’na başvuruda bulundu. Platform avukatlarından Rukiye Leyla Süren de etkin soruşturma yapılmadığı gerekçesiyle dosyayı Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. 

Aysun'un avukatı Rukiye Leyla Süren, soL'a dosyadaki delillerin nasıl araştırılmadan kapatıldığını, yapılan ihmalleri ve bundan sonra yapılması gerekenleri anlattı. Süren, Aysun'un dosyasının Şule Çet dosyasına çok benzediğini belirtirken, Aysun Yıldırım'ın ekmeğinin peşindeyken öldürüldüğünü vurguladı.

SAVCI: BOŞUNA UĞRAŞIYORSUNUZ DOSYAYI KAPATTIM

Avukat Süren, ''Yaşananların ardından hemen dosyadan bir kopya edinmek istedim. Aile bu dosyanın kopyasını alırken, savcının, 'Ben bu dosyayı kapattım, siz boşuna uğraşıyorsunuz' dediğini söylediler bana. Aysun'un anne ve babasının dosyada bir dilekçesi vardı. Dilekçede şunu diyorlardı: 'Biz şu kişilerin ihlal ya da dahlinden şüphelendiğimiz için gerekli araştırılmaların yapılarak cezalandırmalarını talep ediyoruz.' Ailenin verdiği dilekçeye rağmen, olayın en baştan 'şüpheli ölüm' olarak kayıtlara geçmesine rağmen ayrıntılı bir şekilde araştırılmadı'' diyerek başlangıçta yaşadıkları zorluklara değindi.

'EKMEĞİNİN PEŞİNDEYKEN ÖLDÜRÜLDÜ, ŞULE'NİN DAVASINA ÇOK BENZİYOR'

Süren, Aysun'un niye tek başına mesaiye kaldığını, soruyor ve şunları söylüyor:

''Bakın çantasında 31,5 TL çıktı, ay sonu, cebinde bu kadar para var. Başka bir şey yok. Ekmeğinin peşindeyken öldürüldü Aysun. Hem kendi geleceğinin peşindeyken, hem ailesine destek olmaya çalışırken öldürüldü. Biz bu davayı çözmek zorundayız. Emsal olmalı.

Aysun çalıştığı işyerinin bulunduğu binada bir pencerenin tam hizasına gelecek şekilde yerde ölü bulundu. Aysun ile ilgili dosyayı savcı 'delil yetersizliğinden' takipsizlikle kapattı. 

Aysun ile Şule'nin davaları birbirine çok benziyor. Aysun çalıştığı işyerinde 28 Şubat'ta mesaiye kalıyor. Ve mesaiye kaldığı gece önce 7'de annesiyle görüşüyor. Sonra 7.30'da kız kardeşi ile görüşüyor. Annesine, 'Anne yarım saate kadar geleceğim merak etme' diyor. Annesini arayıp yarım saat gecikmesinden dolayı meraklanmamasını isteyen bir insan intihaR eder mi? 7.30'ta ablasıyla görüşürken ablası 'Neden bizi işyerinden arıyorsun da, cep telefonundan aramıyorsun?' diye soruyor. Aysun ablasına telefonun sarjının bittiğini ve sarjda olduğunu söylüyor. Daha sonra başka bir arkadaşı ile daha görüşüyor. Hatta arkadaşına gel yanıma diyor. İntihar eden bir kişi arkadaşını yanına çağırmaz. Arkadaşı da çok yoğun olduğunu söyleyip 'hafta sonu görüşelim' diyor. Böyle bir planlama yapan bir kişiden bahsediyoruz..."

Avukat Leyla Süren cevaplanması gereken ve dosyada yanıtlanmadan kapatılan başlıkları açıkladı:

AYSUN'UN PENCEREDE PARMAK İZİ YOK

''İşyeri çalışanlarından biri patronun araması üzerine gidip işyerinin kapısını açıyor ve orada Aysun'un eşyalarını görüyorlar. Kendi anlatımlarına göre, bilmiyoruz. Açık olan pencereyi kontrole gelen işyeri çalışanının eşi anlatıyor. Bakın Şule Çet davası ile birebir aynı, bunlardan bahsetmek istiyorum. Şule Çet gibi Aysun'un da parmak izi yok pencerede. Pencerede, o pencereyi kapatan şirket çalışanının eşinin parmak izi var. Aysun ile uyuşmayan başka parmak izleri var. Peki şunu sormak lazım, 28 Şubat'ta soğuk bir kış gününde, üstelik jaluzisi de olan bir pencere, orayı açmadan Aysun kendini nasıl atmış olabilir? 

Bu birinci en büyük soru ve cevaplanması gerekiyor. Dosyada bunun cevabını sayın savcı ne yazık ki vermemiş. ''

TELEFON SONRADAN NASIL ORTAYA ÇIKTI?

''Aysun'un sarjda olan, sarjı biten telefonu ve önümdeki dosyanın hiçbir yerinde polisin bulgu tutanağı, delil olarak kaydetmediği cep telefonu var. Daha sonra ailesine bir baskı sonucu, kırılmış şekilde teslim edilmiş. Yani polis tutanağında Aysun'un çantasında yok. 300'e yakın olay yeri fotoğraflanmasında cep telefonu yok. Ama her nasıl oluyorsa, dosya kapatıldıktan sonra Aysun'un telefonu kırık bir şekilde aileye teslim ediliyor. Görüyoruz ki bu telefonun kırık olmasının sebebi araştırılmamış. Aysun'un son kez kimlerle görüştüğü, kimlerle konuştuğuna bakılmamış. Bakın intihar eden biri telefonla aşağıya atlamaz. Zaten telefonun kırılma şekli aşağıya düşme şeklinde değil. Tamamen belli bir odak noktası olan, belli bir basıyla kırılma şeklinden bahsediyoruz. ''

İFADELERİN HEPSİ ÇELİŞKİLİ, BİRBİRİNİ TUTMUYOR

''Yine bu bahsettiğimiz şüpheli ölüm tutanağında, o akşam gelip kapıyı açan işyeri çalışanı, işyerinin alarmının çaldığını, bu sebeple gelip kapıyı açtığını söylüyor. Talimatla geldiğini söylemiyor. Başka bir yerde işyeri sahibi bir üçüncü sahısın, yani Aysun'un görüşmek istemediği şahsın kendisini aradığını, bu nedenle işyeri çalışanını gönderdiğini söylüyor. Çok fazla çelişkili ifade var. Diğer bir çelişki Aysun daha olay yerindeyken, başında 112 ve insanlar varken yaşanıyor. Başka bir sağlık ekibinin bulunduğu araba, kalabalığı görünce duruyor. Ne Aysun'u, ne iş vereni ne de oradaki insanları biliyorlar. Tamamen sağlık çalışanları olduğu için duruyorlar. İfadeleri şöyle, 'Yerde yatan bir kadın vardı, başında bir adam vardı, sigara içiyordu. Sigara içerken şunu söylüyordu, bu bayan benim yanımda çalışıyor. Annesi kızına ulaşamadığı için beni aradı. Ben de işyeri çalışanımı yolladım.' Buyrun üçüncü bir beyan. Dosyanın içinde başka bir tanık var, yine işyeri çalışanı. Onun beyanına göre ise işveren kendisini arayıp Aysun'un annesinin telefonunu istedi, dördüncü çelişkili ifade. Daha sonra bu kişillerin ayrı ayrı verdikleri ifadelerinde de saat konusunda, aranma konusunda çelişkiler var. 4-5 kişinin birbirleriyle tutmayan ifadeleri olduğu gibi,  aynı kişinin birkaç ifadesi de birbirini tutmuyor''

HTS KAYITLARI, KAMERA KAYITLARI NEDEN YOK?

Süren, "Tüm bu çelişkilere rağmen bu isimlerin birbirleriyle ve Aysun'la görüşmelerine ait HTS kayıtları yok, telefon görüşme kayıtları getirilmemiş. Kim kimi aramış, nasıl mesaj çekmiş hiçbiri yok. Tamamen savcı kendisine ya da polise verilen ifadeleri gerçek kabul edip çelişkileri de göz ardı ederek, delil toplama yoluna gitmemiş" diyor.

Avukat Süren bu kadar çelişkiye ve şüpheye rağmen, delil yetersizliğinden soruşturmaya yer olmadığı kararı alınmasına tepki gösterirken, "Savcı delil toplamazsa, o dosyada nasıl delil olabilir?" diye soruyor. 

GİRİŞ ÇIKIŞ KAYITLARI İSTEME GEREĞİ DUYULMAMIŞ

Süren, kamera kayıtlarının da istenmediğini belirterek, şöyle konuştu:

Sokakta kamera kaydının olmadığı söyleniyor. O pencerenin arka tarafa baktığı söyleniyor. O binada yaşayan diğer komşuların ifadesi alınmamış. Giriş kapısını gören bir benzin istasyonu var. Benzin istasyonlarında kamera olduğunu biliniyor. Gireni çıkanı gören o kayıtlar da alınmamış. Aysun'un ölüm raporu tutuluyor. Fakat bulunduğu yerde hiç kan izi yok. Aile sürekli bunu söylüyor. Çünkü aile görmüş kızlarının son halini. Vücudunda 17 metreden düştükten sonra oluşabilecek bir sürtünme, parçalanma, bozulma yok. İç organlarındaki kanamalar var, kırıklar var. Fakat 17 metrede düşen bir insan düşünün dışarıda bir iki sıyrık dışında bir şey yok. Bu da ayrı bir inceleme konusu.

DNA KARŞILAŞTIRILMASI YAPILMAMIŞ, TIRNAK İÇİ SÜRPÜNTÜLERİ ADLİ TIPTA BEKLİYOR

'Adli Tıp görevini tam yapmış. Tırnak içi ve avuç içi kalıntılarını saklamış ve diyor ki bir yıl boyunca biz bunları kullanılmak üzere saklıyoruz. Ne bekleriz? Savcılığın ailenin şikayeti ve olayla tutarlı olması sebebiyle o insanlarla Aysun'un tırnağı içindeki DNA karşılaştırmasını yapmasını bekleriz hukukçu olarak. Böyle bir şey yapılmamış, yapılmadan dosya kapatılmış. Biz biliyoruz ki Şule Çet davasında bu DNA eşleşmelerinin çok büyük faydası oldu. Fakat bu dosyada Adli Tıp, savcılığa raporunda bunu da belirtmesine rağmen, savcılık Adli Tıp'tan böyle bir şey talep etmemiş. O dosyada bulunan bütün şahısların DNA örneği alınıp Aysun'un tırnak içi DNA'sıyla mutlaka karşılaştırılması gerekiyor. Aysun dışında 18 kişinin parmak izi ve DNA'sı var. Bunların kime ait olduğuna dair de bir soruşturma yürütülmemiş. Burada bir ön kabulle, gerçek bir araştırma yapılmadan. Delil yetersizliğinden denilerek dosya kapatılmış.'

BU KADAR YAŞAMA SEVİNCİ OLAN BİRİNİN İNTİHARININ KANITLANMASI GEREKİR

Yargıtay'ın intihar vakalarıyla ilgili tavrı çok net. Bu kişinin geleceğe yönelik planın olup olmadığı, intihara eğilimi olup olmadığı, şüpheli her şeyin araştırılmasına yönelik kararları var. Yani hayatına sarılan, plan yapan, çalışan, mesaiye kalan biri var bu olayda. Anne babası söylüyor ev alma ve araba alma planları olduğunu. Hatta ehliyetini yeni almış, gidip polisten alamadan öldürülüyor. Gelecek ile ilgili böyle ailesiyle planları olan, yaşama sevinci olan, sosyal olan bir insanın intihar ettiği düşüncesinin kanıtlanması gerekir. Böyle bir raporun dosyada olması gerekir. Zannediyorum Ocak sonuydu, iki aylık hamile eşini öldürdü bir tane adam, intihar süsü verdi. Polis ve savcının başarılı araştırmasından sonra katil koca 2 gün sonra itiraf etti, kendisinin öldürdüğünü söyledi. Neden hemen kadınlara intihar ettikleri söyleniyor. Kadınları aciz göstermek için. Hayır kadınlar aciz değil, kadınlar mücadeleci. Aysun, Şule, Özgecan mücadeleci kadınlardır. 

HERKESİ DESTEĞE VE DAYANIŞMAYA ÇAĞIRIYORUZ

Bu dosyada hukukun ve savcılığın bir görevi var. Bu dosyayı hukuk kurallarına uygun olarak incelemek zorundalar. Anayasa Mahkemesi'ne başvurduk etkin soruşturma yapılmadığı için. Ancak bu soruşturmada o kadar çok yeni delil var ki, Anayasa Mahkemesi beklenmeden dosyanın yeniden açılmasını istiyoruz. Bu şunun için önemli, Adli Tıp'ta o deliller belli bir süre saklanabiliyor. Anayasa Mahkemesi bu iş yoğunluğunda, 'bu dosyayı etkin soruşturma olmamıştır' diye bozduğunda o deliller hiçbir işe yaramayacak. Delilleri karşılaştıracak kişi bulamayacağız. Tıbbi kaybolmalar olacak. Bu nedenle biz zamanla yarışıyoruz. 

Çok önemli. Neden? Aysun için önemli ailesi için önemli ama siz ve benim için de önemli. Şule Çet davasında belki zamanında gereken yapılsaydı, Aysun yukarıdan atılmayacaktı. Biz biliyoruz ki kadın ölümlerinde şüpheli ölüm giderek artıyor. Küçükçekmece Savcılığı bu dosyayı yeni deliller olduğu için tekrardan açmalı. Biz Aysun'un ölüm yıldönümünde, yeni delil sebebiyle savcılığa tekraradan suç duyurusunda bulunacağız. Herkesi desteğe ve dayanışmaya bekliyoruz. Cezasızlık algısını kırmak için, etkin soruşturma açılması için hepimizin talepte bulunması gerekiyor.