AKP’nin zayıf karnı: MİT

Son yaşananlar ve Fidan’ın etrafında kopan tartışma, yeni Türkiye’ye inanmayanların sayısının AKP içinde de hızla arttığını gösteriyor. Bir çıkış yolu gösterildiğinde, tahliye için herkesin sıraya gireceğinden kimse şüphe duymasın.
Özgür Şen
Salı, 17 Şubat 2015 17:37

AKP’nin başında bir dert var. Türkiye genel seçimlere doğru giderken henüz toplumsal desteğinin azaldığına dair bir işaret olmayan, üstelik seçimlere belirgin bir doğrultuyla hazırlanmayı başaran bir partinin, bu kadar büyük dertlerle uğraşması ilginç bulunabilir. Oldukça uzun bir iktidar döneminden sonra dahi iktidarda kalması beklenen bir partinin bazı başlıklarda zor durumda kalması, kimileri için şaşırtıcı olabilir.

Oysa toplumsal destek ya da aynı anlama gelmek üzere seçimlerde alınan oy, bizzat AKP her fırsatta bunun tam tersini iddia etse ve meşruiyetini hep oy oranına dayandırsa da, siyasetin tek belirleyeni değil.

BAŞ VE DAİMİ İSTİHBARATÇI
AKP bütün gücüne rağmen zorlanıyor. Kazanacağı tahmin edilen bir seçime doğru giderken dahi, ortaya çıkan meseleleri çözmekte güçlük çekiyor. Erdoğan’ın ikinci adamı ve sağ kolu olarak görülen MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın adaylık sürecinin yönetilememesi, bu zorlukların en büyüğü olabilir. Çünkü Hakan Fidan herhangi birisi değil...

Hakan Fidan’ın herhangi birisi olmaması, oturduğu koltuğun doğrudan bir sonucu olarak görülemez. Fidan’ın selefi Emre Taner’in oturduğu koltuk da farklı değildi, ancak Taner hiçbir zaman devlet içinde böyle bir konumda bulunmadı. Bugünden bakıldığında görülüyor ki, Fidan MİT’i daha müsteşar yardımcılığı yaptığı dönemde yönetmeye başlamış. Hatta, belli ki Fidan’ın istihbarat operasyonlarıyla ilişkisi, AKP’nin iktidar olmasından hemen sonra, 2003 yılında üstlendiği Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA) başkanlığı dönemine kadar gidiyor. TİKA’nın 2014 sonunda Almanya’da yakalanan üç MİT personeli için kılıf olarak kullanıldığının açığa çıkması, bu kurumun Fidan başkanlığında devletin yurtdışındaki yeraltı faaliyetleri için özellikle emperyalist ülkelerde pek çok benzeri olan bir tür kılıf kuruma dönüştürüldüğünü gösteriyor. Almanya’nın, Fidan’ın NATO eğitim ve terbiyesinden geçtiği yer olması da tarihin bir cilvesi olsa gerek...

Hakan Fidan, AKP iktidarının ilk günlerinden bu yana istihbarat işinin içinde, belki de en başında olmasından ötürü, Erdoğan’ın kendisi için kullandığı “sır küpü” sıfatını sonuna kadar hak ediyor. AKP, bu uzun iktidarı boyunca içeride dışarıda ne yaptıysa, bazen doğrudan Fidan aracılığıyla, bazen de onun bilgisi dahilinde yaptı. Erdoğan’ın sağ kolu ve sır küpü olarak tüm operasyonel faaliyetlerin içinde Fidan vardı. Bunu daha MİT’in başına geçmeden katıldığı Oslo görüşmelerinde PKK temsilcilerine kendisi söylüyordu.

AKP’NİN İKİ DÖNEMİ
Her ne kadar Hakan Fidan, başından bu yana AKP’nin tüm istihbarat faaliyetlerinden sorumlu gibi görünse de, MİT’te doğrudan görev almaya başladığı 2009 yılı, AKP için de bir dönüm noktası olarak görülebilir. Çünkü aynı zaman dilimi, AKP’nin emperyalizmle girdiği ilişkinin de dönüşüm yaşadığı yıllardı.

O ana dek bölgede emperyalizmin planlarıyla mutlak bir uyumla hareket eden AKP, o yıllarda bir aklı takip eden örgütten gerektiğinde akıl da veren bir örgüte dönüşecek, Türkiye’yi de o yola sokacaktı. Emperyalizmin krizinin derinleşmesi ile krizin ideolojik ve siyasi alanlarda yarattığı boşluklar, AKP Türkiyesi’ne bu olanağı veriyordu. Kriz nedeniyle yaşanan stratejik boşlukları AKP kendi ideolojik yaklaşımıyla dolduruyor, buna izin de veriliyordu.

Bu misyonun operasyonel bir karşılığı da vardı elbette. Bölgeye dair bir vizyonunuz varsa, bunun sahada, örneğin Irak’ta, Suriye’de, Kürdistan’da, bilfiil hayata geçirilmesi de size düşerdi. Fidan ve onun MİT’i, işte bu koşullarda gittikçe daha fazla sorumluluk aldı.

Fidan’ın örgütün istihbarat sorumlusu olarak ilişkide olduğu geniş uluslararası ağ, böyle bir zeminde işlev kazanacaktı. El Nusra’dan Müslüman Kardeşler’e çok sayıda örgütle işbirliği yapan Fidan, Erdoğan’ın hülyaları doğrultusunda inisiyatif almaktan da çekinmeyecekti.

FİDAN’IN SİCİLİ
Hakan Fidan’ın sicili işte bu koşullarda kabarmaya başladı. Patronuyla birlikte giriştiği işler onu AKP kamuoyunda bir kahraman konumuna yükseltse de, Batılı ortaklar her zaman aynı kanıyı paylaşmıyordu. İran konusunda oyunun dışında kalan Türkiye’yi tekrar sürecin içine sokmak için İsrail ajanlarının kimliğinin İran’a sızdırılması İran için şaşırtıcı ve bu nedenle dikkat isteyen ama olumlu bir adım olabilirdi belki, ama herhalde kimse Vaşington’un ya da İsrail’in bunu hoş karşılamasını beklemiyordu.

Mesele Batı basınında ifade edildiği şekliyle, basitçe konulara farklı merceklerden bakmak değildi. AKP yalnızca bakmıyor, Fidan aracılığıyla operasyon da yapıyordu. Çete silahlandırıyor, örgütlere sızıyor, insan ve mal kaçırıyordu... AKP basını ve tabanının deyişiyle MİT hep özlendiği gibi sahaya inmişti. Türkiye büyük bir güce yakışır şekilde hareket ediyor, Fidan ve MİT de gereğini yapıyordu.

Fidan da belli ki rahattı. Öyle rahattı ki, Reyhanlı ve Roboski katliamlarındaki sorumluluğu açığa çıktığında bile yavaşlamadı. Meşhur dinleme kaydında olduğu gibi, iki adam gönderip kendi ordusunu füzeyle vurmak artık iş bile değildi.

Oysa işler kontrolden çıkıyordu. Türkiye ve AKP bölgede adım adım bir yalnızlığa doğru giderken, Erdoğan da ülkesi ve partisinde yalnızlaşıyordu.

Emperyalizmin krizi nedeniyle oluşan boşluklarda inisiyatif almak, bölgede bir güç olmaya çalışmak ve bu doğrultuda operasyon yapmak iyiydi, güzeldi, ama işler Türkiye’nin çapını zorlamaya başlamıştı. Türkiye’nin Erdoğan ve ekibinin hayal ettiği gibi bir misyon üstlenmesinin önündeki nesnel engeller ve Türkiye kapitalizminin maddi kısıtları aşılamıyordu. AKP’nin öne çıkmasını sağlayan emperyalizmin krizi, Türkiye kapitalizminin sınırları söz konusu olduğunda AKP’yi rahatlatmıyor, tam tersine, Erdoğan’ın hayallerinin çarpacağı gerçeğin duvarını örüyordu. Çarpışma anını en şiddetli yaşayan ise sahada olan Fidan’dı. Tırları ve silahları yakalanan, adamlarını kaptıran, Suriye’de ve Irak’ta ajanları deşifre edilen, Batı basınında düzenli olarak afişe edilen oydu. Operasyonlardan sorumlu ikinci adam olmanın kaderi bu muydu?

KRİZ BÜYÜYOR
Hakan Fidan, ilk işareti Şubat 2012 tarihinde KCK operasyonu kapsamında şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrıldığında aldı. Yapılan yasal bir düzenlemeyle kurtuldu. Zaten AKP iktidarda kaldığı sürece, Fidan’ın Türkiye’de başına bir iş gelmesi zor görünüyor. Tıpkı patronu Erdoğan gibi...

Ama AKP’nin ilelebet iktidarda kalacağını kimse düşünmüyor herhalde. Ya da AKP içinde aynı ekibin sonsuza kadar yönetimde kalacağını...

AKP bir gün gidecek. Ya da AKP’nin içinde bir yönetim değişikliği gerçekleşecek. Bu ihtimallere karşı Erdoğan, her türlü çılgınlığı yapabileceğini ve sonuna kadar gideceğini defalarca ispatladı.

Ancak ortada son derece kirli bir sicil ve bu sicilin operasyonel kısmında başrolde Fidan’ın MİT’i var. Fidan hakkında hazırlanacak bir iddianame için mesela, fazladan emeğe ihtiyaç yok. Son derece basit bir uluslararası basın taraması, bu iddianamenin çoktan hazır olduğunu gösteriyor. Bu sicil bir gün kaçınılmaz olarak Fidan’ın ve AKP’nin karşısına çıkacak. Hatta yalnızca bu sicil dahi, tek başına AKP’yi gönderebilecek uzunluk ve dolgunlukta. Erdoğan hiç abartmıyor, Hakan Fidan gerçekten de bu ülkenin AKP’li yıllarının sır küpü. Yerel ve uluslararası, üstelik bir kısmı artık herkesçe bilinen ve o yüzden sır sayılamayacak çok sayıda suçun ya faili ya da bu konuda bilgi sahibi...

Şimdi bu adam başka bir geleceğe, büyük olasılıkla kabinede bir göreve hazırlanıyor. Hatta başbakan olacağı dahi iddia ediliyor. Ama ilginçtir Erdoğan, bu gelecek planından hiç memnun olmadığından dem vuruyor, yalnız kalmaktan korkmadığını söylese de aslında yalnızlıktan yakınıyor, mücadelesine gerekirse tek başına devam edeceğini vurguluyor.

Tüm bunlar Erdoğan-Fidan ikilisinin başka bir oyunu mu? Mükemmel bir piyese mi tanık oluyoruz hep birlikte? Olabilir, neden olmasın.

Ama MİT’in ve Fidan’ın yıllardır sahada oyun oynamadığı açık değil mi? Tüm bunlar bir senaryo olsa dahi, MİT’in sicili AKP’nin uluslararası düzlemde en zayıf karnını oluşturuyor. Heyecan ve büyük bir iddiayla yeniden yapılandırılan ve sahaya sürülen MİT, yakın tarihteki performansıyla, şimdi önlem alınmazsa AKP’nin ayağına dolanmak üzere...

Ortada böylesi bir sicil varken belli ki kimse kimseye güvenmiyor. Güvensizlik ortamı AKP’nin içiyle ya da Misak-ı Milli ile sınırlı değil, emperyalistler de AKP’ye güvenmediklerini saklamıyorlar. Alınan önlemler, işte tam bu nedenle yetersiz kalabilir.

Erdoğan ve Fidan tarafından AKP’nin operasyonel uzantısı olarak yapılandırılan MİT’in kaderi, asıl örgütün kaderinden, AKP’ninkinden farklı olmayacak.

Devlet kurumlarının İslamcı bir partinin uzantılarına dönüştürüldüğü, her şeyin birbirine girdiği, kimsenin birbirine güvenmediği bu ortamda kurulmaya çalışılan yeni Türkiye’nin kurulma ihtimali var mı sizce?

Son yaşananlar ve Fidan’ın etrafında kopan tartışma yeni Türkiye’ye inanmayanların sayısının AKP’nin içinde de hızla arttığını gösteriyor. Çöküş o denli büyük, enkazın altında kalacağından endişelenenlerin sayısı o denli çok ki, inanmasalar da devam etmek zorundalar. Bir çıkış yolu gösterildiğinde tahliye için herkesin sıraya gireceğinden kimse şüphe duymasın, AKP’nin çözülmesi için bir tahliye planı gerekiyor. 


* soL Dergisi'nin 15-21 Şubat 2015 tarihli 28. sayısında yayımlanmıştır.