Acılarımız tezlerimizi unutturamayacak

Acılarımız tezlerimizi unutturamayacak, ne kadar büyük olurlarsa olsunlar. Unutmak en büyük zaaftır bugün. Ve bu masa devrilmediği, düzen siyasetinden özne beğenmeye, taraf olmaya devam edildiği sürece daha çok katliamların kapıda beklediğine şüphemiz yok. Unutmayacağız, çünkü bu düzen böyle işlemektedir ve kimse bizden taraf değildir.
Volkan Algan
Salı, 21 Temmuz 2015 10:38

“Coğrafya kaderdir” der İbni Haldun. Öznenin iradesiyle kaderini ve hatta coğrafyasını değiştirebileceğini öğrenmek için Marx’ı beklemek zorunda kalacak olsak da, yine de diyalektik materyalizmin işaret fişeklerinden sayılabilir pekâlâ bu etkileyici tespit.  Ne de olsa insan, içine gözlerini açtığı coğrafyayla, onun maddi şartlarıyla koşullanmıştır, her şeyden önce.

Bizim coğrafyamızsa, her gün bir kez daha anlıyoruz ki, “zor”dur. Ve biz, her seferinde daha zor ikilemlerle karşı karşıya kalıyoruz. Siyasetin soğuk gerçekleri ve en insan halimizle hissettiklerimiz bazen öylesine çarpışıyor ki, en kuvvetli sinirler bile zorlanıyor bu gerilim karşısında.

***

Suruç’ta, 32 kardeşimizi kaybettik. Sosyalist, devrimci, gencecik insanlar. Biz mi, kırk kişiyiz, birbirimizi biliriz. Her birisi ya okul arkadaşımız, ya mahalleden tanışımız ya da bir eylem yoldaşımızdı. Hiç yoksa aynı alanda slogan atmışlığımız vardı.

Ülkemizde güzel insan sayısı az değil, biliyoruz, ama inançlı, umutlu ve de bir yola baş koymuş insan sayısı için aynı şeyi söylemek zor. İşte onlar biraz daha azaldı dün, biraz daha azaldık, eksildik…

Coğrafyamız ve kaderimiz zor! Türkiye’de kolay çözüm tam da bu yüzden yok. Coğrafyamız, kuralları da belirliyor.

***

Türkiye’nin devrimcileri uzun süredir kendi denklemini koyamıyor masaya, koyamadıkça da daha zor ikilemlerle karşı karşıya kalıyor. Ergenekon operasyonları, 12 Eylül Davası, Arap Baharı, Kobanê saldırıları ve Suruç Katliamı. Yukarıda saydığımız gelişmelerin her birisi, yakın Türkiye tarihindeki önemli bir siyasi dönemece denk düşüyor. Hiç kuşkumuz olmasın, Suruç Katliamı’nda da öyle olacak. Zafer nidalarıyla karşılanan 7 Haziran'ın önümüze koyduğu tabloda Türkiye siyaseti bu katliamla tanzim edilecek.

Suruç Katliamı, IŞİD’le mücadelede ayak direyen, ağırdan alan AKP’yi ABD’li koalisyona bir adım daha ittirmiştir. Geçmişin vebalini taşımakta zorlanan AKP’nin bu mecburi politika değişikliğini kolaylaştıracak olansa CHP’li bir koalisyondur ki, buna da biraz daha yaklaşılmıştır. Bugün 2. tur görüşmelerin yapılacağını biliyoruz.

32 devrimcinin ölümü üzerinden kamuoyu tarafından artık kanıksanan IŞİD tehlikesi harlanmış, Suriye’de yeni operasyonlara zemin yaratılmıştır. IŞİD’i “öfkeli insanlar topluluğu” diye tarif eden Davutoğlu’nun tüm partileri bu örgüte karşı işbirliğine çağırması önümüzdeki dönem için ipuçları vermektedir.

Katliam, 7 Haziran sonrası Erdoğan marifetiyle sahnenin köşesine itilmeye çalışılan Kürt siyasetini merkeze doğru çekerken, kurulamayan koalisyonu fırsat bilerek rol çalmaya çalışan Erdoğan’a da sınırlarını hatırlatan bir mesaj niteliği taşımaktadır.

***

Türkiye tarihinde siyasi hesaplarla gerçekleştirilen katliamların sayısı hayli çok. Ancak sadece son bir yılda Türkiye ve sınır coğrafyamızda meydana gelenleri bir düşününce, katliamın artık günlük bir siyasi enstruman haline geldiğini görmek mümkün. İşlevini tamamladıktan sonra aynı hızla nasıl da unutulduğunu Roboski’den, Paris’ten, Kobanê’den biliyoruz.

Acılarımız tezlerimizi unutturamayacak, ne kadar büyük olurlarsa olsunlar. Unutmak en büyük zaaftır bugün. Ve bu masa devrilmediği, düzen siyasetinden özne beğenmeye, taraf olmaya devam edildiği sürece daha çok katliamların kapıda beklediğine şüphemiz yok. Unutmayacağız, çünkü bu düzen böyle işlemektedir ve kimse bizden taraf değildir.