Zorunlu din dersi dayatmasına karşı hukuk mücadelesi: Korkacak bir şey yok mutlaka kazanacağız!

Zorunlu din dersi dayatmasına karşı açılan bazı davaların avukatlığını yapan ve kazanımlar elde eden Eğitim-Sen Antalya Şubesi avukatlarından Nusret Gürgöz, yaşadıkları hukuki süreçleri soL'a anlattı. Gürgöz, mahkemelerin ve itiraz mercii olarak Danıştay’ın tutarsız kararlarına rağmen, zorunlu din dersine ilişkin bilincin ve bu davalardan çıkan muafiyet kararlarının arttığını ve bu davaların eninde sonunda kazanılacağını söylüyor.
Behiye Erol - Güney Akgül
Pazartesi, 20 Mart 2017 10:44

Zorunlu din dersi, 12 Eylül sonrası hazırlanan, büyük bir bölümü hâlâ yürürlükte olan 1982 Anayasası'nın 24. maddesi dolayısıyla hayatımıza giren bir olgu... AKP iktidarıyla birlikte her geçen gün daha arsız ve ceberrut uygulamalara da imza atıldığı herkesin malumu...

Müfredatın çocuklara “sünni islam” dayatmasında bulunması bir yana, müfredatın dışına taşan uygulamaları da her gün gazetelerden okumak mümkün... Sınıfta uygulamalı ders adı altında namaz kıldırılması, sure ezberletilmesi, cennet-cehennem gibi çocuğun ruhsal ve zihinsel gelişimini olumsuz etkilemesi hayli olası konularda camii imamlarına ders verdirilmesi gibi sayısız örnekle karşı karşıyayız.

Tüm bu haksız ve hukuksuz uygulamalara ve durumdan rahatsız birçok velinin varlığına rağmen pek az insan, çocuklarının bu dersten muaf olmasını sağlamak için dava açıyor. Bu aşamada “çocuğum okulda dışlanır mı”, “çocuğum, hatta bir aile olarak biz, devlet nezdinde fişlenir miyiz”, “gelecekte açtığımız bu davanın faturası bir şekilde karşımıza çıkarılır mı” gibi sorularla geri adım atılıyor. Ancak bir yandan da her gün zorunlu din dersinden muafiyete ilişkin kazanılan davaların haberleri geliyor.

Kazanılmış birçok dosyanın avukatlığını yapmış olan Eğitim-Sen Antalya Şubesi avukatlardan Nusret Gürgöz’le yakın zamanda çıkan olumlu sonuçlar ve hukuki süreç hakkında konuştuk...

Gürgöz, mahkemelerin ve itiraz mercii olarak Danıştay’ın tutarsız kararlarına rağmen zorunlu din dersine ilişkin bilincin ve bu davalardan çıkan muafiyet kararlarının arttığını, insanları dava açmaktan alıkoyan korkuların rasyonel olmadığını ve bu davaların eninde sonunda kazanılacağını söylüyor... Sorularımız ve Av. Nusret Gürgöz'ün yanıtları şöyle: 

Nusret Bey öncelikle geçtiğimiz haftalarda Antalya 1. İdare Mahkemesi'nden çıkan kararla tanrı tanımaz olduğunu belirten müvekkilinizin çocuğunun din dersinden muaf olmasına karar verildi. Nasıl yürüdü süreç biraz bahseder misiniz?

Evet Antalya 1. İdare Mahkemesi Sazlı ailesinin kızları için açtıkları davada zorunlu din dersinden muaf olması gerektiğine hükmetti. Yine geçtiğimiz günlerde D. ailesinin açtığı davada da yürütmeyi durdurma kararı alındı. İki aile de tanrı tanımaz olduğunu bu nedenle kızlarına dayatılan dersin kendi dünya görüşleriyle uyumlu olmadığını söyledi Maheme iki dosyada da aileleri haklı buldu. Zorunlu din dersi dayatmasına karşı toplumsal bir tepkinin geliştiğini gözlemleyebiliyoruz; olumlu sonuçların çıkması da hepimizi motive ediyor.

Tabii bahsettiğiniz dosyalar henüz kesinleşmedi. MEB, ilk derece mahkemelerinin verdiği kararlara itiraz edeceğinden, dosyalar önce Bölge İdare Mahkemesine sonra da Danıştay’a gidecek. Türkiye genelinde bakıldığında ilk derece mahkemelerinin tutarsız kararlar verdiğini görüyoruz. En son KHK’larla işinden edilen Candan Badem’in kızı için açtığı muafiyet davasında Erzurum İdare Mahkemesi'nden red kararı çıktığını gördük. Özellikle Danıştay kısmının nasıl sonuçlanacağıyla ilgili sizin bir öngörünüz var mı?

Kesin konuşmak zor çünkü alınan olumlu kararları engellemek için çeşitli arkadan dolanma hamleleri söz konusu olabiliyor. Zorunlu din derslerinden muafiyete ilişkin 10’dan fazla dosyam var hali hazırda. Daha önce kesinleştirdiğim dosyalarım da oldu. Normal şartlarda bir sıkıntı yaşanmaksızın bu davaların kazanılması gerekiyor ancak 2012’de yapılan bir değişiklikle din dersi kitaplarında Alevi inancına iki sayfa yer verildi. Bunun üzerine MEB bütün davalarda, “2012 değişikliğiyle çoğulcu bir anlayışın egemen kılındığı, dolayısıyla muafiyet gerektirecek bir durumun artık söz konusu olmadığı” yönünde bir savunma yapmaya başladı.

Bu savunma iç hukukta yankısını buldu ve muafiyet talepleri reddedilmeye başladı. Halbuki iki sayfalık bir ekin yeterli görülmesi bir yana davasını yürttüğüm birçok aile tanrı tanımazdı. Yani “biz alevi inancına dair iki sayfalık ek yaptık” diyerek tanrı tanımaz ailelerin davaları da reddedildi.

Bu durum hukuki açıdan bir garabetti. 2014 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) “Mansur Yalçın ve Diğerleri” kararını verince bu iki sayfalık değişikliğin iç hukukta da bir karşılığı kalmadı ancak buna dayanarak red kararı veren mahkemeler hâlâ var sizin belirttiğiniz tutarsızlık da buradan kaynaklanıyor. Hatta Danıştay’ın dahi bu konuda tutarlı olmadığını söyleyebiliriz.

Kararlar tutarsız ancak eninde sonunda bu davaların kazanılacağını söyleyebiliyoruz. Ya iç hukuk yollarını kullanarak ya da AİHM vasıtasıyla yüklü bir tazminatla birlikte bu karar alınacak değil mi?
Evet, elbette. Zorunlu din dersleri belirli bir dinin belirli bir mezhebinin yani Sünni İslam’ın çocuk yaştaki insanlara dayatılması demektir. Bununla mücadele meşrudur, 12 Eylül hukukuyla mücadele etmek demektir. Bu davaları açacak veya açıp açmamak konusunda kararsızlık yaşayan velilerin ve çocukların haklı olduklarının bilincinde olmaları gerekiyor.

Haklı oldukları, bu derslerin gayrimeşru olduğu su götürmez bir gerçek ancak birçok velinin “çocuğum okulda sorun yaşar mı”, “fişlenir miyiz”, veya “bu davayı açarsak gelecekte sorun yaşar mıyız” gibi korkularla muafiyet davasını açmaktan imtina ettiklerini görüyoruz. Sizin dosyalarınızdan bu korkuları giderebilecek, ilham verici örnekler var mı?

Haklısınız insanlar korkuyor. Bahsettiğiniz durumlara ben de birçok defa şahit oldum. Ancak dediğim gibi insanların haklı olduklarının bilincinde olmaları, biraz irade ve iyimserlik ortaya koyarak bu davaları açmaları gerekiyor çünkü eninde sonunda mutlu sona ulaşılıyor. Ayrıca dosyasıyla ilgilendiğim bir örnekte biz davayı açtıktan sonra aynı sınıftan 4 çocuk için daha dava açıldı. Şimdi bu davaları yürütüyoruz.

Cesaretin bulaşıcı olduğunu gösteren güzel örneklerden biriydi bu. Bir de karar çıktıktan sonra hem çocuklar hem veliler onore ediliyor çünkü bu cesareti gösterebilmek çok önemli bir şey. Özellikle çocuk için çok önemli çünkü mücadele ediyor ve sonunda kazanıyor, tebrik ediliyor bu çok güzel bir süreç.

Dava açan veliler dava sürecinde çocuklarını zorunlu din dersine sokuyorlar mı, sizin yürttüğünüz dosyalardan örnekler verebilir misiniz? Bir de dava süresince çocuklarını derse sokmayan ailelerin uğrayacakları hukuki bir yaptırım var mı?

Biraz önce konuştuğumuz korkular burada da devreye giriyor. Bir örnek dışında aldığım bütün dosyalarda veliler çocuklarını dava süresince zorunlu din dersine soktu. Kumluca ilçesinde bir öğretmen arkadaşımız "Ben çocuğumu bu derse sokmayacağım" dedi çocuk da girmedi; en sonunda davayı kazandık ve oluşan tüm mazeretleri de giderildi. Hukuken bir sorun yaşamaları mümkün değil; sadece derse girmediği için karnedeki notlarıyla ilgili bir sıkıntı olabilir.

Dava süresince zorunlu din dersine girmek gibi bir mağduriyeti yaşamamak adına davanın, çocuk henüz 3. sınıftayken açılabileceğine ilişkin bir görüş var. Siz katılır mısınız bu görüşe?

Böyle bir durumda mahkeme çok büyük ihtimalle hukuki yararın olmadığı gerekçesiyle davayı reddedecektir ancak denenebilir tabii ki.