TKP'den İzmir'de büyük buluşma: Sosyalizm Cumhuriyet'e çok yakışacak

Türkiye Komünist Partisi, Cumhuriyet'in 94'üncü, Ekim Devrimi'nin 100'üncü yıl dönümü dolayısıyla İzmir'de büyük bir buluşma gerçekleştirildi.
soL - İzmir
Cumartesi, 28 Ekim 2017 18:19

Türkiye Komünist Partisi, İzmir Fuar Açık Hava Tiyatrosu'nda büyük bir etkinlik gerçekleştirdi.

Cumhuriyet'in 94'üncü, Ekim Devrimi'nin 100'üncü yıl dönümü dolayısıyla yapılan etkinliğe büyük ilgi gösterildi. Yağmura rağmen Fuar Açık Hava Tiyatrosu tıklım tıklım dolarken, etkinlik büyük bir coşkuyla tamamlandı.

ETKİNLİKTEN NOTLAR

"Sosyalizm Cumhuriyet'e Çok Yakışacak etkinliği "Yağma Yok Sosyalizm Var" sloganlarıyla başladı.

SOSYALİZM NELER GETİRDİ?

Etkinlik 1917 Ekim Devrimi ve Devrim'in getirdiklerine ilişkin gösteriyle başladı.

 

Yağışa rağmen İzmir Fuar Açık Hava Tiyatrosu tıklım tıklım dolmuş durumda.

Etkinlikte Yunanistan Komünist Partisi mesajı okundu. Mesajda, ''Emperyalistlerin Anadolu’daki seferine katılan güçler arasında Yunanistan da vardı. Çok çekmemize karşın Osmanlı’dan, biz yoksul Yunanlıların Anadolu’nun mazlum insanları, yoksulları ile ne gibi bir derdi olabilirdi ki? Bizim sömürücülerimiz emperyalistlerin planları doğrultusunda açgözlülükle işgale kalkıştığında, bizler binlerce bildiri dağıttık askerler arasında, “bu suça ortak olmayın” diye. İşte bu kentte, İzmir’de işgale karşı çıkan komünist Yunanlı askerler kurşuna dizildi Yunan ordusunun subayları tarafından. Halklarımızın kardeşliği o zaman başladı, şimdi sürüyor. Emperyalizme, sömürücü kapitalist sınıfa karşı. Partilerimiz arasındaki dostluğun temelinde de bu var. Kapitalizmi yıkıp sosyalist bir cumhuriyet kurmak istiyoruz” ifadeleri yer aldı.

Ruhi Su'nun yorumuyla Kurtuluş Savaşı destanı

Kurtuluş Savaşı görüntüleriyle Efeler sahneye çıktı. 

KOMÜNİSTLER NE ZAMANDAN BERİ CUMHURİYETÇİ OLDU?

Etkinlikte sözü Türkiye Komünist Partisi Genel Sekreteri Kemal Okuyan aldı. Okuyan konuşmasına; ''Komünistler ne zamandan beri Cumhuriyetçi oldu? Soruya bakın hele… Modern tarih bir büyük devrimle başlar. Fransız Devrimi 1789. 230 yıl olmuş neredeyse. O devrim 1792’de Fransa’da ilk Cumhuriyetin kuruluşuna neden oluyor. Sonra 1804’te İmparatorluk ilan ediliyor. 1848’te Paris yine devrimler sarsılıyor ve devrim bir kez daha Cumhuriyete kavuşturuyor Fransayı. 1851’de bir kez daha yıkıyorlar Cumhuriyeti. 1870-1871’de Fransa’da işçi sınıfı meseleye bir kez daha el atıyor. Paris Komünü Cumhuriyetçi, Cumhuriyeti yeniden kurmuştur" sözleriyle başladı.

"Paris Komünü'nden bu geceyi kapatırken hep birlikte söyleyeceğimiz Enternasyonal çıkmıştır. Peki Paris proletaryasının kurduğu Cumhuriyeti kim yıkmıştır? Alman tekellerinin eli kanlı diktatörü Hitler. Aynı Hitler 1919’da Alman Devriminin yarattığı ilk Alman Cumhuriyetini 1933’te yıkan kişidir. İspanya’da 1931’de kurulan Cumhuriyeti işçi sınıfı, komünistler, devrimciler savundu, toprak sahiplerinin ve patronların adamı Franco 1939’da yıktı. İlk sosyalist devrim gerçekleşir gerçekleşmez, işçi sınıfı kendi iktidarına sosyalist cumhuriyet adını verdi. Bu öykünün tamamında biz cumhuriyetçiyiz. Diğer tarafta gericiler, tekellerin kanlı diktatörleri, yobazlar, papazlar, krallar, padişahlar, sömürücüler var" diyen Okuyan konuşmasına şöyle devam etti:

'KOMÜNİSTLER HEP CUMHURİYETÇİ OLDU'

Türkiye’de de 1923’te köklerimiz var. Komünistler hep cumhuriyetçi oldu.

Evet, Türkiye’de 1923’te devrimci bir atılımla kurulan cumhuriyeti önce içten içe çürüttüler sonra da yıktılar. Bunlar da aynıları; gericiler.

Soru yanlış. Komünistler ne zamandan beri Cumhuriyetçi sorusu yanlış. Biz hep buradayız.

Peki neden? Cumhuriyet ne anlama geliyor da komünistler tarihe bakarken de bugün de cumhuriyetçi? Cumhuriyet demek halk iradesi demek. İktidar hanedanlığı ya da tanrıyı değil halkı temsil edecek. Kral, Şah, Padişah, Şeyh, Çar… Halk iradesinin bence iki yönü var. İnsanlar eşit olacak ve din adına yönetilmeyecek. Kutsal olan işin içine karıştı mı cumhuriyet olmaz. Bakın biz burada konuşuyoruz. Sömürücülere, emperyalistlere meydan okuyoruz. Ancak onlar sıkıştıkça kutsallıkların arkasına sığınıyorlar. Neden? Çünkü adı üzerinde kutsal olanın dokunulmazlığı var. Biz insanların dinsel inançlarına karışamayız ama dinin arkasına geçen herkese bu sahtekarlıkları yüzünden dokunmak zorundayız.

Evet tanrıyı karıştırmayacaksın devlet işlerine. Bu laiklik. Başka ülkeleri karıştırmayacaksın kendi işlerine. Bu egemenlik. Ve de halkın iradesi yansıyacak.

'KİMSE KUSURA BAKMASIN! BİZ BU REJİME CUMHURİYET DEMİYORUZ'

Bugün laiklik yok. Ayetlerle, hadislerle yönetilen bir ülke bu. Egemenlik yok. Bakmayın afra tafrasına padişahımızın, AB ile uyum yasaları hala yürürlükte mi? Yürürlükte. Stratejik ortak diye ABD ile sağa sola saldırılmadı mı,? Saldırıldı NATO üyeliği devam ediyor mı? Ediyor.

Peki herkesin iradesi eşit yansıyor mu? Medya elinde, para elinde, dini istediği gibi kullanıyor.

Kimse kusura bakmasın. Biz bu rejime cumhuriyet demiyoruz, diyemiyoruz. Bakın 2019’da cumhurbaşkanlığı seçimi var. 100 bin imza gerekiyor noterden. Bunun parası 10-15 milyon tutuyor. Saraydakiler için lafı olmaz. Burada 10-15 milyonu olan var mı arkadaşlar?

İnsanların oyu eşit ama insanlar eşit değil.

'YIKILMAYACAK BİR CUMHURİYET KURMAK ZORUNDAYIZ'

Hatırlayın eski soruyu. Çobanla mühendisin oyu eşit olur mu? Elbette eşit olacak. Ama yeter ki insan olsunlar, koyun olmasınlar. Bu düzen insanları koyunlaştırıyor, parayla, hurafeyle, hileyle akılsızlaştırıyor sonra halk iradesi! İnsanı yok eden bir düzende halk iradesi olmaz.

Evet ne diyorduk, bu ülkede cumhuriyet filan yok, bırakmadılar.

Demek ki, yıkılmayacak bir cumhuriyet kurmak zorundayız. Nasıl mı?
Elimde tuttuğum Türkiye Komünist Partisi tarafından hazırlanan Anayasa. Biz buna Toplumcu Anayasa diyoruz. Türkiye’de emekçi halk iktidarında önereceğimiz, uygulayacağımız Anayasa.

Temel hükümler:

Madde 1- Türkiye Cumhuriyeti, dil, din, ırk ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin, Türkiye’de yaşayan işçilerin, köylülerin ve tüm emekçilerin ortak iradesini temsil eden ve çıkarlarını savunan egemen bir sosyalist devlettir. Eşit yurttaşlık. Burada sömürücülere yer yok. İtiraz var mı?
Madde 2- İnsanın insanı sömürmesine yol açacak hiçbir iş, işlem, eylem ve düzenleme yapılamaz; bunu güvence altına alacak önlemlerin tasarlanıp uygulanması, devletin birincil görevleri arasındadır. Sosyalizm özgürlükçü bir düzendir ama bazı temel kırmızı çizgileri vardır. Sömürü yasak. Başkasının emeğini çalarak zengin olmak yasak. Buna itiraz var mı?
Madde 3- Siyasal yaşam ve devlet işleri, tümüyle ya da bir bölümüyle, dine ve din kuralla­rına dayandırılamaz. Dini inanç bireysel bir tercihtir; her yurttaş herhangi bir dine inan­makta ya da hiçbir dine inanmamakta, bunları açıklayıp açıklamamakta özgürdür. İşte laikliğin gerçek tarifi bu. İzmirdeyiz, bu yüzden sormaya bile gerek yok ama itiraz var mı?
Madde 4- Farklı ulus ve halkların özgürce bir arada yaşadığı Türkiye Cumhuriyeti’nde bü­tün yurttaşlar etnik ya da ulusal kökenlerine bakılmaksızın eşit haklardan yararlanırlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin egemen bir sosyalist devlet olarak örgütlenmesinde ve eşitlikçi toplumsal düzenin kurulması ve korunmasında hiçbir halk ya da ulus diğerlerinden daha fazla rol ve sorumluluğa sahip değildir. Burada milliyetçilik yok, etnik siyaset yok, bölücülük yok, ayrımcılık yok, kardeşlik var, dayanışma var, eşitlik var. İtiraz var mı?
Madde 5- Anayasanın ilk dört maddesindeki hükümlerin dokunulmazlığı, örgütlü toplu­mun güvencesi altındadır.  Burada askerden bahsedilmiyor. Toplumdan. İşçilerin, gençlerin, öğrencilerin, çiftçilerin, aydınların, yani bütün halkın güvencesinde bütün bu kurallar. Ordu da sarayın ya da NATO’nun değil halkın ordusu olacak.

Peki bu temel hükümler ne işe yarayacak?

Fabrikalar, tarlalar, ormanlar, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri bütün bunlar emekçi halkın malı olacak.  Bakın bu gece başladığında en başta bir arkadaşımız tekrarladı Rusya’da devrim gerçekleştiğinde şöyle bir çağrı var: “Emekçi arkadaşlar, Toprağı, buğdayı, fabrikaları, iş aletlerini, yiyecek maddelerini, ulaşım araçlarını gözbebekleriniz gibi koruyun. Bütün bunlar bundan böyle tamamen sizin malınız, tüm halkın malı olacaktır.”

'KOÇ'A, SABANCI'YA, AĞAOĞLU'NA BEŞ KURUŞ YOK'

Ne kadar güzel. Emekçi arkadaşlar fabrikaları, toprağı, buğdayı gözünüz gibi koruyun. Çünkü bunlar emekçinin. Ve buralarda üretim yapılacak. Bu üretimin sonunda elde edilen bütün değer, toplumun ihtiyaçları için gerekli pay ayrıldıktan sonra tüm emekçilere ücret olarak ödenecek. Nedir bu pay? Eğitim, sağlık, baraj, yeni teknolojiler için gerekli yatırımlar, parklar, kültür sarayları…

Koç’a, Sabancı’ya, Ağaoğlu’na beş kuruş yok. Saraya da beş kuruş yok. Yani… Ne yapmış oluyoruz, Havuzdaki kaçağı kapatmış oluyoruz.

SOSYALİZMDE YASAKLAR...

Sonra çalışma süreleri kısalacak. İnsanlık bunun için uğraştı ve 8 saatlik iş günü hakkını elde etti. Ama şimdi geriye gidiyoruz. Teknoloji gelişiyor ve daha fazla çalışıyoruz. İnsanın yerini robotlar alacak deniyordu! İnsanları robotlaştırdılar. Sosyalizmde ise adım adım çalışma saati kısalacak. Bakın ne yazıyor Toplumcu Anayasa’da:  Çalışma süresinin kısaltılması, insanın bütün boyutlarıyla gelişebilmesinin ön ko­şullarından ve toplumun başlıca hedeflerinden biridir. Çalışma süresi haftada 35 saati geçemez. Alın size bir yasak daha. Sosyalizmin yasakları biraz farklı oluyor.

Başka yasaklar da var.

Madde 28- Çalışabilir durum ve yaştaki her yurttaşa çalışma olanağı ve iş güvencesi sağlanma­sı devletin temel görevleri arasındadır. Devlet bu iki temel hakkı hiçbir durumdan ortadan kal­dıramaz, buna yol açan koşulların varlığına göz yumamaz. Yani işsizlik yasak!

Madem yasaklardan gidiyoruz. Alın size bir tane daha Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm yurttaşları, anlatım, propaganda ve örgütlenme öz­gürlüğüne sahiptirler. İnsanın insanı sömürmesini açık ya da dolaylı biçimde savunan, savaş kışkırtıcısı, din istismarcısı, ırkçı ve faşist düşünceler toplumun özgür gelişiminin önünde engel oluşturdukları için propaganda ve örgütlenme özgürlüklerinden yararlanamazlar. Savaş kışkırtıcılığı yapmak yasak, ırkçılık yasak, din istismarcılığı yasak.

Din demişken bizim insanların inancına karışacağımız, müdahalede bulunacağımız söylenir. Yalan. Şöyle diyoruz Toplumcu Anayasa’da:

Türkiye Cumhuriyeti'nde her yurttaşın inanç ve ibadet özgürlüğü vardır. Hiçbir kurum ya da kişi, insanlar üzerinde manevi baskı kuramaz.

Bu temel insan hakkıdır. Sosyalizm insan hak ve özgürlüklerine değer verir.

Sonra devam ediyoruz:

Dinin siyasallaştırılmasına ve dini kuralların toplumsal yaşamı düzenleme girişim­lerine engel olunur. Yurttaşların dinsel inanışlarına hiçbir resmi belgede yer verilemez. Bu da laikliğin gereğidir.

Kardeşler devam ediyorum:

İnsanlar moral ve fiziksel açıdan kendilerini yeniden üretebilecekleri mekânlarda yaşama hakkına sahiptirler. Bu hak doğrultusunda, bütün Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarına ihtiyaçlarına uygun konut sunulur. Konutların deprem, sel ve öteki doğa olaylarından etkilen­meyecek yapıda üretilmeleri ya da bu özelliklere sahip duruma getirilmeleri için her türlü ön­lem alınır. Konutlarda ısınma, elektrik enerjisi ve su bedelsiz olarak sağlanır.

Kent içi ulaşım, toplu taşımacılığa dayanan bedelsiz bir kamu hizmeti olarak dü­zenlenir. Kent içi ve kentler arası ulaşımda karayollarının ağırlığı azaltılarak daha güvenli, ra­hat ve verimli ulaşım biçimleri yaygınlaştırılır.

SOSYALİZM CUMHURİYET'E ÇOK YAKIŞACAK ÇOK!

Şimdi durayım. Soruyorum size böyle bir ülkede yaşamak istemez misiniz? Düşünsenize… Kadınla erkek eşit değildir diyemeyecek kimse, kadınlar öldürülmeyecek, heykellere tükürülmeyecek, bilim insanları holdinglerin insafına terk edilmeyecek, opera ve tiyatro binaları alış veriş merkezine çevrilmeyecek, farklı cinsel yönelimleri olanlar dışlanmayacak, hasta muamelesi görmeyecek…

Gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan bir ülke…
 

Bunu istiyor muyuz?

Bu mümkün mü?

1917’de bunun mümkün olduğuna inanalar meseleye el koydular. Sovyetler Birliği’nde bütün bunlar gerçek olmaya başladı. Denizi geçtiler derede boğuldular. Bazı hatalar yaptılar, düşmanı yani emperyalizmi, kapitalizmi biraz hafife aldılar. Yıkıldı Sovyetler Birliği… Aynı güç Türkiye Cumhuriyeti’ni de ortadan kaldırdı.
 

O halde ne yapacağız? Daha iyisini yapacağız. Sosyalizm Cumhuriyete Çoook yakışacak Çoook!

Kemal Okuyan'ın ardından, müzisyen Gülcan Altan sahneye çıktı. Altan, Boyun Eğme isimli şarkıyı seslendirdi. 


 

'Nâzım Sahne' oyuncuları sahnede...


Nihat Behram, 'Dövüşe dövüşe yürünecek' isimli şiirini okudu.


Avrupa Komünist İnisiyatifi'nin Türkiye'nin emekçi halkına mesajı okundu. 


Yunanistan Komünist Partisi Siyasi Büro Üyesi Dimitris Arvanitakis ve İspanyol Halklarının Komünist Partisi Genel Sekreteri Astor Garcia etkinliğe katılanlara seslendi.

Etkinlik, Enternasyonal'in okunmasıyla son buldu.