PsikesoL'dan yaz saatine dair her şey: Daha mı mutlu olacağız?

"Bizi aydınlatan, yaşama bağlayan en önemli unsurlardan biri olan sabah ışığımızı çalmış oldular. Ne için? Para ve iman için. Tarihte engizisyonlar, krallıklar gibi gerici kurumların önlerinde ne pahasına olursa olsun defalarca söylenen bilimsel gerçekleri hatırlatarak bitirelim: Kim ne derse desin, dünya yuvarlak ve güneşin etrafında dönüyor! Ve elbette ki buna kimse karşı duramaz! Uydurma raporlar bile."
PsikesoL Kolektifi
Pazar, 22 Ekim 2017 12:25

Görünen o ki toplumun “saatlerle” derdi bu yıl da devam edecek. Çok konuşuldu ve en son psikolojik etkisi de gündeme girdi. Nedir bu yaz saati?

Aslında üç sene önce gündeme getirilmişti uygulama, ama bakanın değişmesiyle hayata geçirilmiş oldu ve ilk andan itibaren de tasarruf söylemi ön plana çıkarıldı. “Madem yaz saati uygulamasını tasarruf için yapıyoruz, bütün yıla yayarsak tasarruf neden artmasın” basitliği ile anlatıldı. Ama ciddi bir dayanağı olmayan bu argüman, haliyle şüphe ile karşılandı. Uygulamanın ismi dahi sanki konunun asıl eksenini kaydırma izlenimi yaratıyordu: Kalıcı yaz saati uygulaması!

Konunun asıl ekseni nerede?

Ülkelerin bir kış saati, bir de yaz saati yoktur! Yani ikisinden birisini tercih edebileceğiniz bir yazlık, bir de kışlık saatleri olmaz ülkelerin. Nesi olur? Yerel, yani doğal saatleri olur! Çünkü dünya düz değildir! Ve tabii ki “gece, gündüz” diye varlıklar da yoktur. Türkiye, nereden bakarsak 400 yıl geriye gittiği için bunları anlatmak zorunda kalıyoruz. Ve yapılan iş, ortalıklarda dolaşan akılsızlık temel bilgileri dahi reddediyor. Dünya kendi ekseni etrafında ve güneşin etrafında döner.

Dünyanın güneş etrafında dönerken sahip olduğu bir açı vardır; kendi merkezi ile dönüş ekseni arasındaki açı. İşte bu açı dünyanın farklı yerlerinde gece ve gündüz sürelerinin birbirinden farklı olmasına yol açar. Bir bölge hariç: Ekvator çizgisi. Dünyayı iki eşit yarım küreye ayırdığı varsayılan bu çizgide tüm yıl boyunca gece ve gündüz süresi birbirine eşittir. Saatlerle oynamak gün ışığı alınan süreyi değiştirmeyeceği için buralarda yaz saati uygulaması yapılmaz. Tüm yıl boyunca aynı saat diliminde kalınır.

Peki, ekvatordan uzaklaştıkça ne olur?

Bir açı var demiştik: dünyanın kuzey kutbunun güneşe doğru eğilerek kendi dik ekseni ile oluşturduğu bir açı bu. Yaklaşık 23 derece. Bu durum şuna yol açar: Dünyanın bazı bölgeleri yılın bazı zamanlarında güneş ışınını dik alabilirken bazı bölgeler alamaz. Güneş ışınını yılın bazı bölgelerinde dik alan bölgeler ekvatorun kuzey ve güneyindeki yirmi üçüncü enlemler arası bölgelerdir. Ekvatordan kutuplara doğru yaklaştıkça gece ve gündüz süreleri arasındaki eşitlik bozulur. 23. enlemler olan yengeç ve oğlak dönencelerinden kutuplara doğru gidildikçe yüksek enlemler olarak adlandırılan bölgelerde bir gün içinde kışları geceler, yazları ise gündüzler daha uzun olur. Kutuplarda gece ve gündüz süreleri arasındaki farkın en büyük olduğunu, yaz aylarında güneşin neredeyse hiç batmadığını, kış aylarının ise karanlıkta geçtiğini hatırlatalım.

İşte 400 yıllık bu basit doğa olayı nedeniyle dünya üzerinde her coğrafyanın bir yerel, yani doğal saati vardır! İnsanlık yüzyıllardır bu doğa olayını, güneş ışığını en verimli şekilde kullanmaya çalışarak değerlendiriyor. Yani saat dilimleri yakın zamanın ürünü olsa da gün ışığına göre hayatı değiştirmek yeni değil, oldukça eski.

Saat dilimleri nasıl ortaya çıktı?

İlk çağlardan itibaren farklı ölçüm teknikleri ile yerel saate en uygun tanımlamalar yapılmışken, dünyanın neredeyse her bir noktasının birbiri ile bağlantılı olduğu modern zamanlarda ortak bir saat yapılandırılmış durumda. Saat dilimleri için meridyenler esas alınıyor. Yani ekvatoru dik olarak kesen, kutupları birleştiren ve boylam değerleri aynı olan noktaların oluşturduğu varsayımsal çizgiler. İngiltere’de bir kent olan Greenwich’ten geçtiği varsayılan bir çizgi 0. meridyen olarak kabul ediliyor.

İşte Greenwich’e göre doğuda ve batıda 180’er tane olacak ve aralarındaki mesafe dört dakika olacak şekilde çizgiler çizilerek numaralandırılıyor. Her 15 meridyen arası bir saatlik dilime denk geliyor: Ve böylece doğuda 12, batıda 12 saat dilimi oluşmuş oluyor. Türkiye 1925’ten bu yana bu sistemin içinde. Uzun yıllardır Greenwich’e göre +2 saat diliminde olan ülkemiz, geçen yıl kalıcı yaz saati uygulaması adı altında +3 dilimine girmiş oldu.

Bu değişim ile ne değişti?

Türkiye 26° ile 45° doğu meridyenleri arasındadır. Haliyle en batı ile en doğu arasında 76 dakikalık fark var. Doğu sınırına yakın şehirlerde güneş 1 saat 16 dakika kadar daha erken doğuyor ve batıyor. Geçen yıla kadar Türkiye’nin yerel saati İzmit’ten geçen 30° boylama göre hesaplanıyordu. Geçen yıldan bu yana ise Türkiye’nin yerel saati Iğdır’dan geçen 45° boylama göre hesaplanıyor. Yani ülke nüfusunun büyük çoğunluğunun (yaklaşık %75) yaşadığı bir meridyene göre değil de neredeyse Türkiye’yi teğet geçen bir meridyene göre hesap yapılmış oluyor. En büyük değişiklik burada.

Yaz aylarındaki saat dilimini kış aylarında da kullansak ne olur? İkisi de coğrafyanın yerel saatine uygun değil mi?

Hayır, uygun değil! Özellikle batı illeri için hiç uygun değil. Konuyu daha iyi anlamak için biraz açalım: Önceden kış saati diye bir şey yoktu. O zaman yaz saati nereden çıktı? Kış saati kuzey yarıkürede kapitalizmin gelişmesi ile ortaya çıkıyor. Amaç geniş emekçi kesimlerin, iş kollarının gün ışığında mümkün olan en fazla süreyi geçirmesini sağlamak.

Şimdi, enerji bakanı, Batı illerinde karanlıkta uyanıldığı için uygulamaya itirazlar geldiğinde şu cevabı vermişti: “Almanya, Fransa ve İngiltere’de de güneş geç doğuyor”. Doğrudur ama eksiktir. Bu ülkelerde güneş, yaz saatinde kaldıkları için değil kutuplara bizden daha yakın oldukları için geç doğuyor. Ve yine kutuplara daha yakın oldukları için Türkiye’ye göre daha erken batıyor. Bu ülkeler, günlerin gecelerden daha uzun olduğu dönemlerde,  yani yaz aylarında günün güneşli sürelerinde daha fazla vakit geçirmek için, saati bir saat ilerde ilan ediyorlar.

Peki, bu mantık ile kış aylarında tasarruf yapılamaz mı?

Sorun şu: Dünya üzerinde belirli bir nüfusun sahip olduğu önemli bir doğa olayından yoksun bırakılmış oluyoruz. Sabah güneş ışığı ile uyanmak. Birçok canlıda ve insanda uyku uyanıklık döngüsünün gün ışığı ile ilişkili olduğu defalarca gösterildi. Vücut ısısı, uyanıklık, dikkat gibi birçok parametrenin güneş ışığına bağlı bir hormon olan melatonin tarafından düzenlendiği defalarca kanıtlandı. Ayrıca biyolojik ritmi bozmanın zararları da araştırılıyor. Hem de tasarruf amaçlı uygulanan yaz saati uygulamaları, yani bugün Türkiye’de uygulanan sistem üzerinden çalışılıyor. Yaz saatine adapte olma sürecinin ergenlerde öğrenmeyi olumsuz etkilediği, kalp krizi riskini arttırdığı, epileptik nöbetleri tetiklediği, depresyona kadar birçok olumsuzluğa yol açtığına dair bilgiler var.

Ama uygulamanın önemli bir üniversitenin hazırladığı araştırma raporuna dayandığı söylendi!

Doğrudur, İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından birçok veri kullanılarak bir çalışma hazırlandığı ve bunun sonucunda kalıcı yaz saatine geçilmesinin faydalı olacağı söylendi. İlginç bir şekilde ne bu araştırmaya ne de sonuçlarına ulaşabilen olmadı. Elimizdeki tek kaynak bir basın açıklaması ve orada da yaz saatlerinin sabitlendiği ilan ediliyor. İşin bir psikolog tarafından psikolojik açıdan değerlendirildiği bile müjdelenirken çalışmada kışın işlerimizin çoğunu akşam yaptığımız belirtiliyor. Akşamı karanlıkta geçirmemizin, bizde uykusuzluk, konsantrasyon eksikliği ve iş kazalarına yol açtığı iddia ediliyor.

Rapora ulaşılamadığı gibi psikolog olarak tanıtılan kişi de psikolog değil. Kendisi rehberlik ve psikolojik danışmanlık bölümü mezunu. İTÜ’nün Psikolojik Danışma ve Rehberlik Merkezi Koordinatörlüğü’nü yaptığı için sanırız konuya dâhil olmuş ama akademisyen değil. Konu ile ilgili hiçbir çalışması yok. Toplum ruh sağlığına dair açıklama yapmak için ehliyeti de yok. Öte yandan söz konusu projenin, araştırmanın adına araştırmayı yürüttüğünü söyleyen profesör akademisyenin kendi akademik sayfasında bile rastlamıyoruz. Düşünsenize, Enerji Bakanlığı ile ülkenin tamamını ilgilendiren bir konuda araştırma yapıyorsunuz ve bu araştırmayı akademik özgeçmişinize bile koymuyorsunuz.

O zaman, neden saatlerimizle oynuyorlar?

Uygulamanın nedeni henüz ikinci ayı geçmeden Elektrik Mühendisleri Odası’nın yapmış olduğu açıklama ile ortaya çıktı aslında. Bu açıklamada uygulamanın tasarruf sağlamak bir yana, enerji tüketimini arttırdığı, asıl amacın enerji tekellerine para kazandırmak olduğu belirtiliyor. Bir yandan akıl almaz bir durumla karşı karşıyayız; yani tüm ülkenin göz göre göre kandırılması, olmayan araştırmalarla, sanki uygulama bilime dayandırılıyormuşcasına yanıltılması. Rapora bir türlü ulaşılamaması; psikolog olmayan bir kişinin psikolog olarak takdim edilmesi… Tüm bunlar kâr hırsının, gericiliğin ve çürümenin tek bir karede buluşması aslında. Bu ülkede geniş toplum kesimlerinin tasarruf yapması enerji sektörünün tekellerinin cebine gidecek paranın azalması anlamına gelir. Bakanlık bunu bilmiyor mu? Görünen o ki iyi biliyor. Çünkü para akışını garanti altına almak için kırk takla atılıyor.

Uygulama ile “batıdan koptuk, doğuya yaklaştık” da deniliyor!

Doğrudur, artık Suudi Arabistan’la aynı saat dilimindeyiz. Namaz saatleri ile sosyal hayat daha uyumlu. İşin bir yönü de bu. Türkiye’deki bir Müslüman sabah namazını kıldıktan sonra eskisi gibi yeniden uyumasına ya da başka bir şekilde beklemesine gerek kalmadan, hızlıca işine gidebiliyor; bu esnada güneş doğmamış ne gam! Fakat işin acı tarafı şu: Bin beş yüzyıl önce belirlenmiş olan, namaz vakitlerine dayalı İslami saat belirleme yöntemi bile biyolojik olarak insanla daha uyumlu. En azından sabah saatlerini güneşin doğuşu ile başlatırken, öğleni günün ortasına getirmek konusunda geliştirildiği bölgenin yerel saatiyle uyum konusunda daha başarılı. Gel gör ki bizim coğrafyaya uymuyor!

Rapor da uymuyor bu durumda!

Görünen o. Bizi aydınlatan, yaşama bağlayan en önemli unsurlardan biri olan sabah ışığımızı çalmış oldular. Ne için? Para ve iman için. Tarihte engizisyonlar, krallıklar gibi gerici kurumların önlerinde ne pahasına olursa olsun defalarca söylenen bilimsel gerçekleri hatırlatarak bitirelim: Kim ne derse desin, dünya yuvarlak ve güneşin etrafında dönüyor! Ve elbette ki buna kimse karşı duramaz! Uydurma raporlar bile.