Maymunla akraba olma cesareti

“Türlerin Kökeni” adlı yapıtını oluşturana dek hayli engebeli yollardan geçer Darwin. Uzun deney ve gözlemleri için defterler doldurur. Sonucunda doğal seleksiyon ve evrim kavramları gelişir, günümüze dek varlığını sürdüren kuramı ortaya koyar. Evrimden Darwin öncesinde de söz edilmiştir, bilginin özelliği bunu ayakları üstüne oturtmasıdır. Yapıtını ortaya koyduğu günden bu yana ve belki bir süre daha din çevrelerinin lanetini üstünde taşımaya devam edecektir. Kimse kolayca maymunla akraba olmayı benimseyemez!
​Ali Erdenur
Pazartesi, 28 Ağustos 2017 12:19

Charles Darwin ilk gençliğini aylak biçimde, av meraklısı biri olarak geçirirken, babası tarafından bir süre endişeyle izlenmiş. Çevresince sevilen ve iyi bir hekim olan baba Darwin oğlunun da mesleğini paylaşmasını ummaktadır. Lâkin Charles hekim olabilecek merakı, direnci taşımaz. Eğitim gereği girdiği bir ameliyat sırasında kararını verir, asla hekimliğe uygun biri değildir. Her genç gibi mi demek gerekir, emin değilim, biraz kaderin cilvesi, çokça talihle yolunu seçer. Tüm bunları ömrünün son döneminde kaleme aldığı, yayınlamaktan ziyade, çocukları, torunları için bir anı olsun istediği “otobiyogrofi”sinden okuyoruz.

Charles Darwin hekimlikten vazgeçtiği sırada, düştüğü boşluğu doldurmak için din adamı olmayı gözüne kestirir. İlerleyen yıllarda böyle bir olasılığı aklından geçirmiş olmasından dolayı şaşkınlığa düşer. İnatla inançlı biri olmayı ister aslında, ancak doğaya ilgisi, yer bilimi, bitki bilimine merakı her zaman büyüyen bir kuşkuyu içinde taşımak anlamına gelir. Tanrının tartışılmaz varlığı, her yerde gözü kulağı olduğu fikri, buyruklarını sorgusuz kabul etme zorunluluğu Charles’in kişiliğini zorlar. Öteden beri böceklere meraklı bir toplayıcıdır. Bir kez gözlem yapmaya koyuldu mu insan, artık uçsuz bucaksız bir yolculuğa çıkmış demektir ve orada tepeden gelecek emirlere yer yoktur.

UZUN BİR YOLCULUK

Kendisinden öğreniyoruz, yaşamı Tazı Yolculuğu ile biçimlenir. Uzun, zorlu, fakat hayli önemli gözlem yapma olanağı sunacak bu yolculuk için kaptan Fitz-Roy gönüllü bir doğa bilimci aramaktadır. Charles bu bulunmaz fırsatı kaçırmak istemez, lâkin hekim baba karşı çıkar. Sözü saygın amca araya girer ve Charles Darwin insanlığı etkileyecek buluşlara zemin yaratacak yolculuğa çıkar. Kaptanın kamarasını birlikte paylaşırlar. Dindar bir adam olan Fitz-Roy’u da bir yandan izler Charles. Tanrı buyruğuna sorgusuz boyun eğmeyi reddeden herkes ilkin kendiyle, sonra yakın çevresiyle ve nihayetinde tüm dünya ile çatışmaya girer. Aşağıdaki satırlar Charles Darwin’in kaleminden. Şu notu da eklemek gerek, kitap ölümünden sonra yayına girecektir (Otobiyografi), eşi Bayan Darwin son satırların sertliğinin metinden çıkarılmasını istemiştir. Eşinin emeklerinin, insanlığa hizmetinin köktendincilerin saldırısıyla gölgelenmesini istemez. Talihliyiz ki özgün metin artık elimizde. (Otobiyografi/Charles Darwin/Pinhan Yayınları)

“Doğanın değişmeyen kanunları hakkındaki bilgimiz arttıkça mucizeler de bir o kadar inanılmaz görünmeye başlar. İnsanların o zamanlar cahil ve neredeyse bizim kavrayamayacağımız ölçüde saf olduklarını, İncil’deki mucizelerde bahsedilmekte olan olayların yaşanır yaşanmaz yazıya geçirilmiş olduklarının kanıtlanamayacağını ve görgü tanıkları arasında birçok önemli detayın birbirlerinden ciddi biçimde ayrıldıklarını düşündüm. Bu gibi şeyler düşününce de, ki bunları en ufak bir yenilik ya da değer taşıdıkları için paylaşmıyorum, Hristiyanlığın ilahi bir vahiy olduğuna inancım giderek azaldı. Birçok asılsız dinin fırtınada çıkan bir yangın misali dünyanın büyük bir kısmına yayılmış olması bana ağır geldi. Yeni Ahit’teki ahlak ne denli güzel olursa olsun, Yeni Ahit kusursuzluğunu kısmen de olsa içerdiği mecaz ve alegorilerin günümüzde yapılan yorumlarına borçludur, bu inkâr edilmez.

İnancımdan vazgeçme konusunda pek de istekli değildim. İstekli olmadığıma eminim çünkü sık sık seçkin Romalıların birbirlerine yazdıkları eski mektupların, Pompei’de ya da başka bir yerde bulunan el yazmalarının İncil’de yazan her şeyin doğru olduğunu net bir biçimde kanıtladığına dair gündüz düşleri kuruyordum. Hayal gücümün sınırları geniş de olsa kendimi ikna etmeye yetecek türden bir kanıt icat etmekte zorlanıyordum. Böylece inançsızlık yavaş yavaş çöktü üzerime. Bu öyle yavaş oldu ki herhangi bir endişe duymadım ya da çıkarımımın doğruluğundan bir an olsun şüphe etmedim. Herhangi biri Hristiyanlığın hakiki olmasını nasıl umut ediyor anlamakta güçlük çekiyorum doğrusu. Şayet hakikiyse metin yalın bir dille inanmayan insanların, ki bu babamı, ağabeyimi ve en iyi dostlarımın hemen hepsini kapsayacaktır, ebediyen cezalandırılacağına işaret etmektedir.

Ve böylesi bir öğreti lanet edilesi bir öğretidir.”

YARATILIŞIN KONFORU BOZULUYOR

“Türlerin Kökeni” adlı yapıtını oluşturana dek hayli engebeli yollardan geçer Darwin. Uzun deney ve gözlemleri için defterler doldurur. Sonucunda doğal seleksiyon ve evrim kavramları gelişir, günümüze dek varlığını sürdüren kuramı ortaya koyar. Evrimden Darwin öncesinde de söz edilmiştir, bilginin özelliği bunu ayakları üstüne oturtmasıdır. Yapıtını ortaya koyduğu günden bu yana ve belki bir süre daha din çevrelerinin lanetini üstünde taşımaya devam edecektir. Kimse kolayca maymunla akraba olmayı benimseyemez!

Meseleyi maymun üzerinden tartışmak biraz mizahi ya da magazinel sayılabilir. Kolayca bir başka hayvan adı da verilebilirdi türlerin ardışık biçimde ilerlemesine ve doğanın kendi ritmini açıklamaya yönelik. Maymunun beden, tavır olarak insana en yakın varlık olması, bununla beraber insan davranışının karikatürleşmiş hali olarak gözlemlenebilmesi işin ciddiyetini ortadan kaldırmak isteyenler için iyi bir koz kuşkusuz. Darwin’e dek ‘yaratılış’ fikriyle zihinsel konfor süren insanlık ve elbette iktidar/kilise derin yara almıştır. Bugün halen inatla sürdürülen tartışmanın zemini bu iktidar sorunudur bir yanıyla.

Charles Darwin yaşamın, pek çok felsefi yaklaşımda sunulduğu gibi “acı çekmek” üstüne kurulu olmadığını söylüyor. Eğer öyle olsaydı canlılar türlerini sürdürmek direnci göstermezdi diye ekliyor. Düşünme yetisine sahip olan insanın özel bir konumu olduğu savını kenara koyarak eğer diğer varlıklar bedensel acıya mahkûm kabul edilirse, inatla çoğalmaz, varlıklarını sonlandırırdı diyor. Hadi insan pek de açıklanamaz bir bilinçle, inadına yaşamak ister, peki diğer canlılar niçin bu azmi göstersin, diye düşünenlere dair tartışmaya açık bir yanıt. Hepimizi gözleyen, gözeten bir tanrı/baba fikri derinden sarsılıyor bu süreçte. İrkiltici soru ve sözleriyle Darwin sahne alıyor yeniden;

“Tanrı inancının duygularla değil de mantıkla ilişkisinin kurulması bana etkileyici geliyor. Uzak geçmişe ve uzak geleceğe bakma yetisi ile insan da dâhil olmak üzere, böylesine uçsuz bucaksız ve harikalarla bir evrenin kör bir tesadüfün ya da zorunluluğun bir sonucu olduğunu düşünmek insana aşarı zor hatta imkânsız gelebilir. Bu şekilde düşündüğümde ilk ortaya çıkışımıza vesile olanın belli bir oranda insan zihnine benzeyen akıllı bir varlık olduğuna inanmaya mecbur hissediyorum kendimi ve bu nedenle Deist sıfatını hak ediyorum.

Hatırladığım kadarıyla vardığım bu sonuç Türlerin Kökeni’ni yazarken zihnimde güçlü bir yer edinmişti fakat zamanla yaşadığım bocalamalar nedeniyle giderek zayıfladı. Sonra başka bir şüpheye kapıldım. İnsan zihninin başlangıçta en alt sınıftaki hayvanlara ait bir zihinden yola çıktığını ve zamanla geçirdiği gelişim sonucunda bu hale geldiğine olan inancım tam. Peki, bu şekilde gelişmiş olan bir zihnin yaptığı bu muazzam çıkarımlara ne kadar güvenilebilir ki? Bu tür çıkarımlar bize gerekli gibi görünse de büyük ihtimalle salt kalıtsal tecrübeye bağlı olarak kurulan sebep ve sonuç ilişkisinin bir neticesi olamazlar mı? Ya da kendilerine sürekli aşılanan Tanrı inancının çocukların henüz gelişmemiş beyinlerinde çok güçlü ve hatta kalıtsal bir etki bırakıyor olma ihtimalini görmezden mi gelmeliyiz? Tıpkı bir maymunun yılanlara karşı beslediği içgüdüsel korku ve nefretten kurtulmasının zor olduğu gibi, insanların da Tanrı inancından kurtulması zor olabilir.”

Eş Emma Darwin’in özellikle son satırların yayınlanmasından nasıl kaygı duyduğunu tahmin etmek güç değil kuşkusuz.

*Boyun Eğme dergisinin 88. sayısından alınmıştır...