'İstifa ederek kurtuldum sanmasın, Gökçek'in peşindeyiz'

TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Melih Gökçek hakkında, ''görevi kötüye kullandığı'' gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan ile Melih Gökçek'in istifasını, Ankara'da neden olduğu tahribatları ve suç duyurusu sürecini konuştuk...
Emre Köse
Cuma, 03 Kasım 2017 08:47

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Mimarlar Odası Ankara Şubesi, istifa eden Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek hakkında, ''görevi kötüye kullandığı'' gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu.

Mimarlar Odası Ankara Şubesi, geçtiğimiz günlerde ''Hesap vermeden gitmek yok'' başlıklı bir açıklama yayımlamış, Gökçek hakkında TMMOB'ye bağlı oda ve şubelerin açtığı 1400 davanın sürdüğü belirtilmişti.

TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, hem dava sürecine hem de Gökçek'in Ankara'da neden olduğu yıkıma dair soL'un sorularını yanıtladı.

'ANKARA ÖZGÜN KİMLİĞİNİ KAYBETTİ'

23 yıllık Gökçek dönemi Ankara'ya neler kaybettirdi?

Bir kere Ankara özgün kimliğini kaybetti, yani başkentin yoksunlaştığı ve yoksullaştığı bir süreçle karşı karşıyayız. Başkent kimliği zedelendi, Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti olan Ankara, yani bütün Türkiye'yi, 80 milyonu temsil eden bir kentken bugün gerçekten hem sanatsal boyutuyla hem mimari boyutuyla hem de ekonomik boyutuyla baktığımızda bir taşra kentine dönüşmüş durumda. Cumhuriyetin ilk planlı kentlerinden birisi aslında burası, labaratuvarı ve dolayısıyla cumhuriyetin temsil mekanlarının bulunduğu bir yer ve modern kentleşmenin aslında burada uygulanarak Anadolu'ya yayıldığı bir noktada, erken cumhuriyet döneminin yapıları yitirildi. Aslında cumhuriyetin izleri silindi. Yani Ankara'yı böyle Melih Gökçek döneminde neo-liberal politikalarla siyasal islam politikalarının kıskacında düşünürsek plansız bir gelişme süreci yaşandı. Rant odaklı işte Eskişehir yolu aksı, Çavundur, Çukurambar, Alacaatlı gibi. Yüksek yoğunluklu bir rant politikası izlendi. Bir taraftan da cumhuriyetin temsil mekanlarının, aslında cumhuriyetin izlerinin silindiği, planlı modern başkentten bugüne gelen izlerin silindiği, Ankara'nın özgün değerini, başkentlik kimliğini kaybettiği bir dönemdi.

TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan

'GÖKÇEK HUKUKA ARKADAN DOLANAN BİRİSİYDİ'

Gökçek hakkında birçok dava açtınız fakat mahkeme kararlarına rağmen hukuksuz birçok yıkıma imza atıldı. Buna ilişkin değerlendirmeleriniz neler?

Tabi Gökçek hukuka uygun davranan birisi değil, hukuka arkadan dolanan birisiydi. Bunun mesela en son örneklerinden birisi, Eskişehir yolu aksı üzerindeki demir kafesti. 6 kere plan değişikliği yapıldı. O alanda yapılan plan değişikliğini her yargıya taşıdığımızda ve yargı bizim lehimizde karar verdiğinde küçük bir bölümünü değiştirerek tekrar inşaatın devam etmesini sağlayan plan değişiklikleri yaptı. Dolayısıyla burada hukuka uyan değil, hukukuN arkasından dolanan; Atatürk Orman Çiftliği, Ankapark alanlarında, üst geçitlerde aldığımız hukuk kararlarına rağmen hukukun gereğini yerine getirmeyen, inşaatları devam ettiren, hukuksuz bir belediye başkanı olarak da aslında tarihe geçmiş oldu.

Bu sadece tabi ki Melih Gökçek'in kendisiyle ilgili bir şey değil tek başına. AKP hükümeti döneminde palazlanan, kendi potansiyeli olan ama ağırlıklı olarak da 2002 yılından itibaren palazlanan bir noktası var Melih Gökçek'in. Şimdi bir timeline çıkartıyoruz, gerçekten AKP hükümetiyle birlikte tahribatların daha üst boyuta taşındığı bir noktayı görüyoruz bu timeline içerisinde. Ama ilk geldiği gün, Refah Partisi'nden Melih Gökçek'in ilk seçildiği anda da Gökçek, sanatla ilgili, peri heykelleriyle, ''Sanatın içine tükürme'' yaklaşımıyla kentin sosyal yaşantısını ve modern bakış açısını değiştireceğinin ilk ip uçlarını vermişti.

Hemen arkasından kent ambleminin değiştirilmesinin gündeme getirilmesi, yarışma yoluyla yeni bir kent amblemi elde etme yaklaşımı da kent kimliğinin değiştirilmesinin aslında ip uçlarını vermişti. Ama bütün bunların hepsini, ağırlıklı bir şekilde, yani bir büyük hamle gibi ya da büyük saldırı gibi değerlendirilecek planların hepsi 2002 yılından sonra uygulamaya konuldu. 2002 yılında aslında AKP hükümetinin neo-liberal politikalardaki ön açıcı politik uygulamalar, cumhuriyet devrimiyle hesaplaşmayla birlikte siyasal İslamın kentsel, mekansal sürece yansımasının bir parçası olarak azgın bir noktaya dönüşmüş. Bütün bu timeline sürecinden onu görüyoruz ve bu gerçekten böyle anlık, bir anda yapılmış bir şey değil, önceden planlanmış ve aşama aşama uygulanmış bir süreci görüyoruz Ankara ölçeğinde. Tabi ki bunu bir yerel yönetim politikası olarak algılamak mümkün değil. Çünkü yapılı çevre üzerinden hem iktidarın genel politikaları ve ideolojisi çok rahat okunabiliyor hem de bu yerel yönetim politikalarının bu hareketleri aslında  okumamızı daha da kolaylaştırıyor. Oradan baktığımızda da aslında bu mesaj üzerinden görünen şey, bir rejim değişikliğinin adım adım kentsel mekanda görülüyor olması.

Melih Gökçek, sadece bir Ankara belediye başkanı değil, bir başkentin belediye başkanlığını yürüttü. Salt, kendi başına bir belediye başkanı değil, AKP'nin rejimle hesaplaşmasının ve neo-liberal politikalardaki kentsel rantın paylaşımındaki simge belediye başkanlarından birisidir aslında. 

'CUMHURİYETİN BAŞKENTİNE KARŞI ÇOK BÜYÜK BİR SUÇ İŞLEMİŞTİ'

Gökçek'in kente verdiği en büyük zarar neydi sizce?

Kente verdiği en büyük zarar tabi ki Atatürk Orman Çiftliği alanlarının talan edilmesi süreci. Çünkü Atatürk Orman Çiftliği hem cumhuriyetin simgesel mekanı hem kentsel yeşil aks içerisinde kentin önemli bir omurgası aslında. Kentin nefes alanı ve cumhuriyet değerlerinin her bir aşamasını okuduğumuz bir öğrenme alanı, bir üniversite alanı diyebiliriz. Çünkü orası Köy Enstitüleri'nden önce aslında, daha cumhuriyet bir buçuk yıllıkken kurulmuş, laiklik ilkesinin hayata geçtiği, toplumsal cinsiyet eşitliği alanı; halkçı üretim, kolektif yaşam, ihtiyaçların karşılanması gibi yeniden yaparak öğrenme alanı diye baktığımızda aslında bir halk üniversitesi.

Dolayısıyla en büyük tahribatları alan Atatürk Orman Çiftliği bu noktada. İkincisi tabi cumhuriyet dönemi eserlerinin yıkımıyla karşı karşıya kaldık, bu da yine devrimle hesaplaşmanın en önemli noktalarından birisiydi. Havagazı Fabrikası'nın yıkımı, İller Bankası'nın, Kumrular İkamet Sitesi'nin, Baraj Gazinosu'nun keza Marmara Köşkü'nün... Böyle saymakla bitmeyecek düzeyde yapıların yıkılmasıyla karşı karşıya kaldık. Bunların hepsi aslında o siyasal hesaplaşmanın birer mekansal yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Yani cumhuriyetin başkentine karşı çok büyük bir suç işlemişti ve cumhuriyet değerlerini yıkmıştır aslında, kamusal mekansallıklarını yıkmıştır.

'İSTİFA EDEREK KURTULDUM SANMASIN, GÖKÇEK'İN PEŞİNDEYİZ'

Gökçek hakkında suç duyurusunda bulunmuştunuz sürece ilişkin nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz şu anda dosyada neler var?

1994-2017 yılları arasında 35'e yakın suç duyurumuz var, meslek odalarına yönelik açtığı davalar, yöneticilerine karşı yürüttüğü saldırılara dönük 35'e yakın suç duyurumuz var ve hiçbiri için işlem yapılmadı. Bu da aslında AKP hükümetinin politikalarının uygulayıcısı olduğunun göstergesi, çünkü korunuyor yani soruşturma izni verilmiyor. Son suç duyurusu ise aslında Melih Gökçek'in 23,5 yıllık bilançosunun, kente verdiği zarardan çok başkente verdiği zarar üzerinden bir suç duyurusu. Dosyayı 10 başlıkta ele aldık; kent yönetimi, kent ekonomisi, yeşil alanlar, kent estetiği, kamu israfı yapılar, tarihi eserler, doğal varlıklar gibi alanlarda bugüne kadar yapılmış bir hasar tespitinin özetini sunduk. Buna yaklaşımımız Melih Gökçek döneminde başkent kimliğinin ortadan kaldırılması, Ankara'nın herhangi bir kent olmadığı, anayasanın değişmesi ve değiştirilmesi teklif edilemez olan 4 maddesi içerisinde geçen tek kent Ankara. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil ediyor, 5 milyonu değil 80 milyonu temsil ediyor ve buradaki bütün bu kentsel planlama ölçeğinde yok etmeye ve kimliğini parçalamaya çalıştığı değerler cumhuriyetin temsil yapıları.

Buradan baktığımızda da aslında bütün bu planlama süreci Atatürk'ün öncülüğünde hayata geçirilmiş durumda. 5816 sayılı ''Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun'' kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü Atatürk'ün kentsel, mekansal hatırasına hakaret edilmiştir, yok edilmek istenmiştir, yıkılmıştır. Onun dışında görevi kötüye kullanma yaklaşımı üzerinden yani burada, asıl tartışılması gereken şeyin başkentlik kavramı üzerinden; bir devleti, bir rejimi temsil eden simge bir kentin tahrip edilmesi. Başkentlik kavramıyla öne çıkarttığımız bir suç duyurusunu, delilleriyle birlikte, örnekleriyle birlikte yine Atatürk'ün hatırasına, kamusal mekan hatırasına bunlar kavramsal olarak yeni tartışmalardır aslında ama hukuksal olarak da dikkate alınması gereken şeylerdir. Sadece uluslararası sözleşmelere, anayasanın 35. ve diğer maddelerine ilişkin ihlal suçunun ötesinde aslında devleti temsil eden bir mekanın tahribatıyla ilgili suç olarak değerlendirilmesi için örnek bir suç duyurusunda bulunmuş durumdayız.

Yani bu suç duyurusunun sonuçlarını tabi ki takip edeceğiz, soruşturma izni verilmeme olasılığı yüksek ama bu süreci gidebileceği yere kadar götüreceğiz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne, AYM'ye kadar götüreceğiz ve 600 davamız bunun delili, meslek odalarının açtığı 1400 dava bunun delili, yaptığımız suç duyuruları bunun delili. ''Bugüne kadar dava açıyorsunuz, ne olacak bu dava?'' diyenler açısından da bütün bu davalar hukukun olmadığı bir süreçte, yeni bir hukukun yaratılması sürecinde delil görevi görüyor. Yani bir taraftan bir hukuk arayışı devam ediyor ama diğer taraftan da yeni bir hukuk yaratılması sürecinde belge topluyoruz, delil topluyoruz bu davalarla ve bir kamuoyu yaratmaya çalışıyoruz. Bunun için 600 davamızın peşindeyiz, 600 davamızla birlikte başkente çok büyük tahribatlar, onarılması mümkün olmayan tahribatlar verdiği için Gökçek'in de peşindeyiz. Başkanın isteğiyle istifa ederek kurtuldum sanmasın. Elbet hukuk devleti yeniden inşa edilecek ve o inşa edildiği gün bütün bu davalarımızın, bütün bu adımlarımızın, bütün bu çalışmalarımızın hepsi onun mahkemede yargılandığı gün delil olarak değerlendirilecek. Delil biriktirmeye devam edeceğiz.