'Hukuk güvenliği, yerini hukuk esnekliğine bıraktı'

YSK'nin İstanbul seçimlerini iptal etmesinin ardından Ankara Tabip Odası 'Genel oy hakkı nasıl kazanıldı, nasıl gasp edildi' konulu bir panel düzenledi.
soL - Haber Merkezi
Perşembe, 16 Mayıs 2019 15:40

Ankara Tabip Odası Halk Sağlığı Komisyonu tarafından “Genel oy kakkı nasıl kazanıldı, nasıl gasp edildi?" konulu bir panel düzenlendi.

Prof. Dr. Erhan Nalçacı panele “Tarih içinde emekçiler genel oy hakkını nasıl kazandılar” başlıklı konuşmasıyla katılırken, AYM eski raportörü Ali Rıza Aydın da genel oy hakkı gaspının hukuki boyutlarını ele aldığı “31 Mart seçimlerinde süreç nasıl ilerledi” başlıklı konuşma yaptı. 

'GENEL OY HAKKI, DÜZENDEN KOPARILABİLEN EMEKÇİLERİ SAYMA OLANAĞI DA VERİYOR'

Konuşmacılardan Prof. Dr. Erhan Nalçacı, genel oy hakkı mücadelelerinin tarihsel çerçevesini çizdi. İlkel komünal toplumdan sınıflı toplumlara geçişle birlikte yönetime katılma sorunlarının doğduğunu belirten Nalçacı, mülkiyete el koyanın sadece egemen sınıf değil aynı zamanda egemen sınıfın erkeği olduğunu söyledi. Nalçacı konuşmasına özel mülkiyetin gelişimi ile birlikte, emekçiler ve kadınların din egemenliğinin de eşliğinde yönetimden dışlanmasına dair tarihsel bir bakış sundu.

Nalçacı, sınıflı toplumlarla birlikte yönetimin de egemen sınıfın eline geçtiğini dile getirirken, emekçilerin genel oy hakkı mücadeleleri sürecindeki tarihsel gelişmeleri ele aldı. Genel oy hakkında bir yandan emekçiler, diğer yandan da burjuvazi bakımından ikili bir özellik bulunduğunu belirten Nalçacı şunları söyledi: “Genel oy hakkı, sermaye sınıfı için emekçi sınıfları yönetime katılıyormuş gibi yaparak kendi meşruiyetini sağlama olanağı tanımaktadır. Diğer yandan düzen partilerinin temsilcilerinin seçilebileceği bir sandık sistemi ve hiçbir şekilde düzen değişikliğine izin vermeme şansı da tanır. İşçi sınıfı partilerinin de baraj sistemi gibi uygulamalarla yasama sürecinden uzak tutulmasını sağlamaktadır genel oy hakkı. Fakat işçi sınıfı partileri için de, genel oy hakkının avantajları vardır. Genel oy hakkı sayesinde işçi sınıfı partileri, düzenden koparabildiği emekçileri sayma şansı ve sosyalizm propagandası yapma hakkını elde etmektedir. Siyasi bir zeminde örgütlenme olanağı  verirken, mülkiyette eşitlik olmadığı sürece sistemin meşruiyetini sorgulama hakkı da veriyor.”

GENEL OY HAKKI NASIL GASP EDİLDİ?

Diğer konuşmacı Ali Rıza Aydın da, Türkiye’de 31 Mart seçimleri sonrasında YSK’nin kararıyla genel oy hakkının gaspına dair değerlendirmelerde bulundu. Aydın, “Genel oy hakkı bir ihanet içinde doğdu” diyerek, işçi sınıfının tarihsel süreçte genel oy hakkı mücadelesine büyük katkı koyduğunu; sermaye sınıfının da seçimleri ve genel oy hakkını işçi sınıfını yönetebilmek ve kendi düzeni içinde eritebilmek için kullandığını söyledi.

Türkiye’de seçimleri anlayabilmek için "hukuk" ve "devlet" kavramlarına değinmek gerektiğini belirten Aydın, bu kavramların sınıflı toplumlarda sermaye sınıfı lehine nasıl işlediğini ele aldı. “Hukuk tarihine baktığımızda Türkiye’de ve dünyada, en çok sermaye sınıfı lehine değişen kanunlar, mülkiyete dayalı ihale kanunları, emekçileri sömürmek için iş kanunları ve seçim kanunları üzerinde oynanıyor" diye konuşan Aydın, “Bizim gibi sınıflı bir yapıda ve emperyalist sistem içinde çevre toplumları olarak görülen toplumlarda, seçimleri yöneten, anayasayı ve devleti şekillendiren burjuva toplum yasasıdır” dedi.

'HUKUK GÜVENLİĞİ, YERİNİ HUKUK ESNEKLİĞİNE BIRAKTI'

31 Mart seçimleri sonucunda yaşanan genel oy hakkı gaspını da bu bakış açısından değerlendiren Aydın, Türkiye’de sermaye sınıfının genel oy hakkına nasıl zarar vereceğini göstererek seçim yasaları yazdığını söyledi ve şöyle konuştu: “AKP, seçim yasalarıyla bu kadar çok oynarken, kanun dediğimiz, herkesin anlaması ve yarınla ilgili öngörmesi gereken, açık, net olması gereken hukuk belgelerinde öyle oynamalar yapıyor ki hukuk güvenliği, yerini esnekliğe bıraktı. Böylece sandık hukuksuzluklarını da yasaya taşımayı başardı.”

Adaletsizliğin sorgulanamamasının önünde anayasa, hukuk, devlet güvencesi ve devletin tüm organlarını denetlemekle yetkili olan yargı ve YSK’nin durduğunu belirten Aydın, “Böylece kimse adaletsizlikleri sorgulayamıyor, çünkü karşısına bu yapılar çıkıyor. Bir kararın YSK tarafından alınması onun meşru olduğu anlamına gelmez” dedi.

31 Mart seçimi sonrasında insanların elinden genel oy hakkının alınması konusunda sunulan “kamu görevlisi olmama” gerekçesine dair de, “Kimse sandık başında görevlilerin kamu görevlisi olup olmadığını sorgulamadı çünkü  hukuk vardı zaten ve öyle bir şey olamazdı” şeklinde konuştu.

İstanbul seçimlerinin iptali hususundaki kararın meşru olmadığına dair Türkiye’de ilk defa bu kadar büyük bir tepkinin ortaya çıkması karşısından neden bir şey yapılamadığına dair konuşan Aydın, itiraz hakkı olarak kullanılanın bir itiraz olmadığını, çünkü üzerinde oynanan yasalar ve keyfi kararlar çerçevesinde yapılan bir itirazın yine AKP lehine olacağını belirtti. Aydın, “CHP, seçimi CHP'li olmayan bir adayla kazandı ve bu kazancını devam ettireceğini sanıyor. Seçimler mutlaka yapılmalıdır ve bir sonraki seçimde biz yeneceğiz dediler. Bunun anlamı şudur: Hırsızlar bir hırsızlık daha yapalım diyorlar, CHP de tamam tekrar deneyelim diyor" şeklinde konuştu.