Hayvana da insana da uygulanan prosedür aynı

97 katırın katledilmesinin "prosedür" olarak açıklandığı Türkiye'de, hayvanlara uygulanan zulüm ve altında yatan sebepler, insanların başına gelenlerden ayrı düşünülemez...
Fotoğraf tabii ki Türkiye'den değil, ülkemizde özgürce yüzen domuzlar ya da bu berraklıkta bir deniz bulmak neredeyse imkansız...
Gonca Tokyol
Cuma, 30 Ocak 2015 12:25

Haklarında yolsuzluk yaptıkları iddiası bulunan 4 eski bakanın Yüce(liği şaibeli) Divan'a gönderilmesinin reddedildiği, Haziran Direnişi esnasında polislerce öldürülen Ali İsmail Korkmaz'ın katillerine sembolik cezalar verildiği Türkiye'de geçen hafta, askerler tarafından ele geçirilen 97 katırın imhası yönünde karar çıktı. Bu karardan 2 gün önce gelen haber ise yavru bir domuzun Samsun halkı tarafından vahşice katledilmesini anlatıyordu. Türkiye'de hayvanlara uygulanan zulmün tarihi de, altında yatan sebepler de insanların başına gelenlerden çok farklı değil...

9 Kasım 2014 tarihinde, Hakkari Yüksekova 3'üncü Piyade Tümen Komutanlığı'na bağlı birlikler tarafından düzenlenen bir mazot kaçakçılığı operasyonunda ele geçirilen katırlar hakkında itlaf kararı alınmasının sebebi, "orijini belli olmayan, ülkemizin morfolojik özelliklerini taşımayan bu katırların, insan ve hayvan sağlığı açısından risk oluşturacağı, bu yolla egzotik karakterdeki hayvan hastalıklarının ülkemize girebileceği ve hayvanlar arasında yayılarak büyük kayıplara neden olabileceği" iddiasıydı.

'ORİJİNİ BELLİ DEĞİL'

Haklarında öldürülme kararı verilen katırların sene başında bölgede yaşanan bir kar fırtınasında tutuldukları çadırdan kaçarak İran sınırını geçmiş olması, konuyla ilgili mutluluk verebilecek tek şey olsa da, "Bu hayvanların tamamı sağlıklıydı. Mahkeme katırların imhası için karar vermiş. Bunu kabul etmezdik. Buna karşıyız" diyen katırların yediemin olarak teslim edildiği Çobanpınar Köyü Muhtarı Perviz Beşer'e, hayvanların bakımı için devlet tarafından hiçbir ödeme yapılmamış olması, yaşananların başka bir çarpışık yönünü yansıtıyordu.

Kaçakçılık fiillerinde kullanılan araç ve yük hayvanlarının müsadere (devlet zimmetine geçirilmesi) edilmesi ve eğer "eşya"nın muhafazası külfetli ise tasfiyeye (öncelikle satış ve bazı durumlarda imha) tabi tutulması prosedürünün izlenmesi gerekirken, 97 katırın "orijini belli olmadığı" için itlaf edilmesi kararı alınması, kimse için şaşırtıcı olmadı. Sınıra yakın bölgelerde kaçakçılık esnasında ele geçirilen mazota el konması ve hayvanların sahiplerine tekrardan satılması, bazı durumlarda ise askerlerin kaçakçılıkta kullanılan hayvanları yakaladıkları yerde öldürmeleri, bilinen uygulamalardı.

DEVLET TEŞVİK EDİYOR

İnsana, daha doğrusu yaşama saygı gösterilmeyen bir ülkede, varmış gibi kağıtlara yazılan ancak hiçbir zaman uygulanmayan kanunların ülkesinde hayvanlara yönelik şiddet ve devlet organlarının bu şiddeti engellememek bir yana teşvik etmesi ilk kez yaşanmıyordu. Devletin hayvanlara yönelik şiddeti ve gericiliği teşviği bir araya geldiğinde yaşanan durum ise çok daha beterdi.

TSK tarafından el konan katırların katline karar verilmesinden 2 gün önce Samsun'dan gelen haber, üzülmenin ve öfkelenmenin ötesinde bir karanlığın, kötülüğün varlığını sorgulatıyordu. Avcılardan kaçarak şehir merkezine kaçan yavru bir domuz, "dininin gereklerini yerine getiren Samsun halkı" ve "kahraman Türk polisi" tarafından işkenceyle öldürülmüştü. Daha önce, Kuzey Ormanları'nın tahrip edilmesi sonucunda şehre inen yaban domuzlarıyla ilgili, "bunlar magazinel şeyler" diyerek gülen İdris Güllüce'nin çevre bakanı olduğu bir ülkede, yavru bir domuzu katledip üstüne bir de hatıra fotoğrafı çektiren insanların yaşıyor olması tesadüfle açıklanamazdı.

EVCİLLEŞTİRME İNSANLARIN ESERİ

Köpeklerin (Canis lupus familiaris) günümüzden 15 bin yıl önce, kedilerin (Felis silvertris catus) ise 5 bin yıl önce insanlığın kendi çıkarları için evcilleştirildiği düşünüldüğünde, bir arada yaşam için hiçbir adım atılmamış olmasının absürdlüğü bir kez daha göz önüne seriliyor. Köpeği, evi, sürüyü korusun ve avda kendisine yardım etsin diye; kediyi de iyi bir haşere ve fare avcısı olduğu için evcilleştiren insanoğlu, daha sonrasında ise kendisiyle birlikte yaşayan bu hayvanların bakımının bekası için birçok örnekte adım bile atmamıştı.

İnsanoğlunun çıkarları için evcilleştirilen bu hayvanların tekrar vahşi hayata dönmesi ve hayatlarını buralarda sürdürebilmeleri mümkün olmamasının sebeplerinden bir tanesi evcilleştirilmeyse, bir diğeri de yaşayabilecekleri alanların yine insanoğlu tarafından yok edilmiş olması olarak gösterilebilir. Hayatını sürdüremeyen bu hayvanların Türkiye'deki durumu da birçok örnekte oldukça vahim.

Türkiye'de, sokak hayvanı nüfusunu kontrol altında tutmaya yönelik pratikler, çoğu zaman kitlesel zehirleme, öldürme, yakalama ve şehir merkezlerinden uzaklaştırılıp ormana terk etme şeklinde gerçekleşiyor. Hayvanların en temel ihtiyaçlarının bile karşılanamadığı barınaklar, çoğu zaman hayvanlar için toplama kampı görevi görüyor. İlki, 1994 yılında İBB tarafından Alibeyköy'deki eski bir mezbaha binasına kurulan barınakların vardığı son nokta ise içerisinde deney laboratuvarları ve krematoryumlar bulunan Kısırkaya barınağı. Hayvanlara dair mekan politikalarının daha örtük pratiğiyse hayvanat bahçeleri, sirkler ve yunus parkları şeklinde gözümüze sokuluyor.

MAL DEĞİL CANLI!

Hayvanların yaşaması için uygun alanlar yaratılmamasının altında, yasalar çerçevesinde canlı olarak değil de mal olarak görülmeleri de yatıyor. Geçen yıl Şubat ayında evine aldığı kediyi bıçaklayan ve daha sonrasında kafasını damacanayla ezerek öldüren, bununla da yetinmeyerek bu görüntüleri sosyal medyada yayınlayan üniversite öğrencisine yönelik davanın "mala zarar verme" kapsamında açılmış olması bunun en büyük kanıtlarından bir tanesi.

1978 yılında ilan edilen ve 1990 yılında halka açıklanan Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi'ni temel alan yasalar çıkartmanın ve mevcut olanların bile uygulanmasının başarılamadığı Türkiye'de, hayvanların vekaletname vermesini talep eden mahkemeler de var. Kastamonu'nun Ağlı ilçesinde mezarları açıp içinde bulunan cesetleri çıkardığı iddia edilen bir ayıyla ilgili bilgi almak isteyen Avukat Evren Karaahmet'in başına gelen buydu. Ekiplerce yakalanarak başka bir yere nakledildiği iddia edilen ayıyla ilgili bilgi almak isteyen Karaahmet'ten ayıyı bulması, notere götürmesi ve vekaletname çıkartması istenmişti.

İyiye, güzele düşman insanların yasa yaptığı, sistematik olarak toplumu da kendilerine benzetmeye çalıştıkları ve ne yazık ki birçok durumda da başarılı oldukları Türkiye'de 97 katırın katledilmesinin "prosedür"le açıklanması, insanı kendisinin bile insanca barınmasına olanak sağlanmayan bu ülkede hayvanların neler yaşadığına bakmaya itiyor. Yukarıda sıralanan örnekler yaşananların çok çok küçük bir kısmı olsa da, toplumu kendi çıkarlarına göre yönlendiren sistemlerin, kendi çıkarları ya da ruh hastalığı boyutundaki zevkleri için başka canlılara zarar veren bireylerini nasıl koruduğunu ve teşvik ettiğini sözler önüne seriyor...

*Bu yazı soL dergisinin 25. sayısında yayımlanmıştır.