GÖRÜŞ | Kürtaj yasak değil, yasal bir haktır...

Erdoğan'ın 2012'de 'Her kürtaj bir Uludere’dir' ve 'Kürtajı bir cinayet olarak görüyorum' sözleri nedeniyle, aslında yasal bir hak olan kürtaj pratikte engellenmeye başlandı. Hukukçu Müjde Tozbey Erden, Nüfus Planlaması Hakkında Kanun'un 5 ve 6'ıncı maddeleriyle yasal bir hak olarak tanınan kürtajın, hukuki boyutunu ve yasadışı engellenme biçimlerini soL okurları için yazdı...
Av. Müjde Tozbey Erden
Pazartesi, 21 Ocak 2019 17:58

Bildiğiniz üzere ülkemizde anne karnındaki ceninin 10'uncu haftaya kadar alınması yani kürtaj işlemi yasal kabul edilmektedir. Annenin kürtaj için izni yeterli görülmektedir.

Bu hak, Nüfus Planlaması Hakkında Kanun’un 5 ve 6'ıncı maddelerine dayanmaktadır.

İlgili kanunun 5'inci maddesinde “Gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı takdirde istek üzerine rahim tahliye edilir. Gebelik süresi, on haftadan fazla ise rahim ancak gebelik, annenin hayatını tehdit ettiği veya edeceği veya doğacak çocuk ile onu takip edecek nesiller için ağır maluliyete neden olacağı hallerde doğum ve kadın hastalıkları uzmanı ve ilgili daldan bir uzmanın objektif bulgulara dayanan gerekçeli raporları ile tahliye edilir” denilmektedir.

İlgili kanunun 6'ıncı maddesinde de “5'inci maddede belirtilen müdahale, gebe kadının iznine, küçüklerde küçüğün rızası ile velinin iznine, vesayet altında bulunup da reşit veya mümeyyiz olmayan kişilerde reşit olmayan kişinin ve vasinin rızası ile birlikte sulh hakiminin izin vermesine bağlıdır” denilmektedir.

Yani gebeliğin 10'uncu haftasına kadar annenin –evli ise eşi ile birlikte- onayı yeterlidir. Eğer anne reşit değilse, vasisinin izni gerekmektedir. Ayrıca ilgili kanun gereği eğer gebelik annenin sağlığını tehlikeye atacak bir gebelikse, kadın doğum uzmanının onayı ile kürtaj için sınır konulmamıştır. Ayrıca gebelik, bir suç sonucu oluşmuşsa, yani anne tecavüz sonucu hamile kalmış ve gebeliğini sonlandırmak istiyorsa, savcılık veya ilgili hakim izni ile 20'inci haftaya kadar olan gebelikler sonlandırılabilir. Yani 20'inci haftaya kadar kürtaj izni çıkarılabilir.

Tüm bu yasal düzenlemelerden de görüleceği üzere ülkemizde gebeliğin 10'uncu haftasına kadar kadınların kendi istekleri ile kürtaj olma hakları bulunmaktadır.

Ancak Recep Tayyip Erdoğan’nın 2012 yılında “Her kürtaj bir Uludere’dir” ve “Kürtajı bir cinayet olarak görüyorum” gibi söylemleri nedeniyle maalesef ülkemizde kürtaj hakkı uygulamada engellenmeye başlanmıştır. Sevgili Burcu Karataş'ın ilgili haberinde görüleceği üzere devlet hastanelerinde önceden SGK güvencesi veya Yeşil Kart ile yaptırılabilen kürtaj, artık yasadışı bir eylemmiş gibi davranılarak engellenmeye başlandı. Ve devlet hastanelerinde kürtaj yapmak isteyen doktorlara, kürtaj için uygun ortam yaratılmadığı gibi, onay da verilmemektedir. Ayrıca özel hastaneler de resmi kayıtlarda kürtaj yaptıkları gözükmesin diye kürtaj yapmamaktadırlar.

Bu nedenlerle özel muaynehanelerde kürtaj yapmak için gerekli parayı bulamayanlar, gebeliklerini sonlandıramamaktadırlar. Gerekli para bulunsa bile özel muayenehanelerde yeterli sağlık koşulları sağlanmadan kadınların can güvenliği tehlikeye atılarak merdivenaltı koşullarda bu işlem gerçekleştirilmektedir.

Bu durumla ilgili size müvekkilimin başına gelen bir olayı anlatmak istiyorum: Şöyle ki, müvekkilim köyde yaşayan genç bir kız, yaşlı bir ağa olan amcasının tecavüzü sonucu hamile kalmıştı. Tecavüzü korktuğu için saklamış, ancak şehirde yaşayan kuzeni ile birlikte devlet hastanesine gidip kürtaj talebinde bulunmasına rağmen, devlet hastanesi ve üniversite hastanesinden ve hatta özel hastaneden dahi kürtaj yapmayacakları cevabını almıştı. Özel muayenehaneye vereceği parası da olmadığından gebeliğin 10'uncu haftasına kadar kürtaj yaptıramamıştı. Müvekkil bana geldiğinde gebeliğin 10.'uncu haftası geçmişti.

Tarafımızca ilgili cumhuriyet savcılığına başvuruda bulunarak, gebeliğin suç sonucu ve iradesi dışında olması nedeniyle kürtaj izni verilmesi talebinde bulunduk. Ancak başsavcı tarafından “çocuğu istemiyorsanız devlete verin biz bakarız” denilerek izin verilmemişti. Aile hakimine yaptığımız başvuru üzerine ise hakim bey kendi eşinin onkoloji uzmanı olduğunu, hastasının kemoterapi sürecinde hamile kaldığını, bu hastasına dahi kürtaj olmaması gerektiğini söylediğini ve kürtaj yaptırmadığını, müvekkilime ise asla kürtaj gibi "günah" bir şeyin iznini vermeyeceğini söyleyerek yasal hakkımız olan kürtaj izni vermemişti.

Ancak yasal mücadelemizde ısrarımız ve kamuoyu baskısı tehditlerimiz ile tabi ki tecavüz sonucu oluşan gebelik yasal olarak sonlandırıldı.

Görüleceği gibi ülkemizde kadınların mücadeleleri ile kazanılan yasal kürtaj hakkı, kamunun bütün kademelerinde uygulamada engellenmeye çalışılmaktadır. Burada sorun yasalarla güvence altına alınmış olan bir hakkın “kamu ve mahalle baskısı” ile işlemez hale getirilmesi, bu hakkını kullanmaya çalışan kadının sanki yasadışı bir talepte bulunuyormuşçasına kamu kurumlarından geri çevrilmesidir. Kamu kurumları insanların yasal haklarını garanti altına almak ve tanımları gereği anayasaya bağlı uygulamalarda bulunmakla yükümlü iken kürtaj hakkı söz konusu olduğunda AKP iktidarı tarafından yasadışı bir pozisyona sürüklenmektedir. Kadının bedeni üzerinde tahakküm kurmaya çalışan bu anlayış er geç tarihin tozlu raflarında yerini alacaktır.