Erdoğan hakaret etmekte serbest...

Aydın Aydoğan, Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik”ten suç duyurusunda bulunduktan sonra gözaltına alınıp işkence gördü. Suç duyurusuna gerekçe olan Erdoğan’ın “çapulcu, vandal, kemirgen, barbar, ajan, hain” gibi sözleriyse savcı Süleyman Celep tarafından düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirildi. Aydoğan bugün karara itiraz ediyor.
Burcu Günüşen
Cuma, 05 Ocak 2018 16:23

Haziran Direnişi sırasında polisin attığı gaz fişeğiyle yaralanan Gezi Gazileri Dayanışma Platformu sözcüsü Aydın Aydoğan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında, Ensar Vakfında ve Trabzon’da yaptığı konuşmalarda TCK’nın 216. maddesinde yer alan halkı bölge, sosyal sınıf üzerinden ayrıştırma, kin ve düşmanlığa tahrik suçlarını işlediği gerekçesiyle 30 Kasım 2017 tarihinde suç duyurusunda bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında suç duyurusunda bulunduktan 13 gün sonra evinin yakınlarında alışveriş yaptığı şarküteriden çıktığı sırada polislerce gözaltına alınan ve 2 gün boyunca işkence gören Aydoğan’ın Erdoğan hakkındaki suç duyurusu “suç fiilinin oluşmadığı” gerekçesiyle Cumhuriyet Başsavcı Vekili Süleyman Celep tarafından reddedildi. Aydoğan’ın avukatları bugün karara itiraz edecekler.

Aydın Aydoğan 2013 Haziran ayında milyonların sokağa çıktığı direnişte polis tarafından atılan gaz fişeğiyle ayağından yaralanmıştı. Gezi Gazileri Dayanışma Platformu sözcülüğünü yapan Aydoğan, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 27 Mayıs 2017 tarihinde Ensar Vakfı’nda yaptığı konuşmada ve 8 Ağustos 2017’de Trabzon Beşikdüzü’nde yaptığı konuşmalarda 15 Temmuz'la ilgili olarak sarf ettiği “O gece oraya gelenler, Gezi parkının gençleri değildi. Bunu iyi görmemiz lazım. O gece oraya gelenler, vatanını seven, milletini seven, bayrağı, ezanı için yola koyulan gençlerdi” sözleri ile Haziran direnişine katılanlar için sarf ettiği “çapulcu, vandal, kemirgen, barbar, ajan, hain” sözleri nedeniyle Erdoğan hakkında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama”dan suç duyurusunda bulundu.

Suç duyurusunda bulunduktan 13 gün sonra 13 Aralık 2017’de Bahçelievler’de evinin yakınlarındaki bir şarküteriden alışveriş ettikten sonra evine döndüğü sırada bir sokak arasında “gri Ford Transit” marka bir araçtan inen ve kendilerini polis olarak tanıtıp kimliklerini gösteren kişilerin “Erdoğan’a suç duyurusuyla ilgili karakola gelip ifade vermesi gerektiğini söylediğini” belirten Aydoğan gözaltına alınmasını şöyle anlattı:

BOMBALI ARAÇ SUÇUNU ÜSTÜNE YIKMAK İSTEDİLER

“Onları takip ettim. Bahçelievler’de bir bombalı araç varmış. 60 kilo patlayıcılı bir araç varmış. Orada bir kalabalık vardı, oraya kadar gittiler. Kalabalığın biraz ilerisinde park ettiler. Bana ‘Burada bir işimiz var, bunu halledip beraber gideceğiz’ dediler. Ben de onlarla beraber indim araçtan, öyle kalabalığın orada ilerlerken bir teyze koluma vurdu, dedi ki ‘Oğlum gitme orada bomba varmış’. Ben de duraksadım. Onlar (polisler) polis şeridini geçip girdiler, bana da bakıyorlar geliyor muyum diye. O sırada ben de cep telefonumu çıkarıp bunların bir resmini çekeyim dedim. Resimlerini çekerken arkamdan birisi telsizle kafama vurarak ve ağzımı kapatarak sinkaflı küfürlerle ‘Biz de seni bekliyorduk’ dedi. Beş-altı kişi vurmaya başladılar, yere düşürdüler, ters kelepçe yaptılar. Beni alıp Terörle Mücadele Şubesine götürdüler. O sırada telsizle kafama vuran kişi İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısıymış. O kişi hakkında da suç duyurusunda bulundum.

‘SEN KİMSİN, ERDOĞAN HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNURSUN!’

Diğer polislere ‘canını almayın, akşam gelip ben alacağım karakolda’ dedi. Akşam geldi, bana vurarak ‘Sen kimsin lan koskoca cumhurbaşkanı hakkında suç duyurusunda bulunuyorsun!’ dedi. (Zaten darp raporu aldım 13 gün.) Ben de ‘O sana mı kalmış, o adaletin, adliyenin bileceği iş’ dedim. Böyle deyince boğazıma sarıldı, testislerime, sırtıma copla vurarak iki gün beni darp ettiler. İki günün sonunda bir ifade getirdiler önüme, ‘bunu imzala çık’ dediler. Ben imzalamadım. İfadede şu yazıyordu, bombalı aracı oraya ben getirmişim, aracımla örgütsel propaganda yapmışım’. ‘Benim aracım orada’ dedim, ‘marketten aldığım fiş elimde’ dedim. ‘Benim hayatta adli sicil kaydım yok, trafik cezam bile yok, benim böyle şeylerle işim olmaz’. Böyle der demez elime vurdular, elimde de kırık oldu. Benim oğlum yeni vefat etmişti, ağır depresyon ilaçları içiyordum, ellerim titremeye başladı. ‘Ben ilaçlar kullanıyorum. Eğer bu ilaçları içmezsem burada kötü olurum, MS hastalığım var’ dedim. İki günün ardından eşime telefon açıp ilaçlarımı getirttiler. Eşim bazı milletvekillerini arayınca, milletvekilleri orayı aramış, beni alelacele savcılığa götürdüler. Savcı beye de durumu izah ettim, hatta o fişi de gösterdim. Bıraktılar. Yalnız telefonuma el koydular. Ben de bir gün sonra hastaneden rapor aldım. Bu kişiler hakkında şikayetçi oldum.”

Aydoğan başına gelen bu olayın ardından dün Erdoğan hakkında bulunduğu suç duyurusuyla ilgili kendisine bir yazı geldiğini belirtti. Aydoğan, suç duyurusuna Başsavcı Vekili Süleyman Celep tarafından gönderilen cevapta özetle “Erdoğan’ın bu sözlerinde suç olmadığı, fikir özgürlüğü kapsamına girdiği, bu yüzden herhangi bir suç oluşmadığı ve suç duyurusunun işlem kaldırılması” ifadelerine yer verilmiş.

Savcılığın bu yazısına avukatlarının itiraz edeceğini belirten Aydoğan suç duyurusuna yeni deliller de sunacaklarını açıkladı. Savcının sadece Erdoğan’ın Trabzon Beşikdüzü’ndeki konuşmayı esas aldığını diğer delilleri esas almadığını da belirten Aydoğan “1998’de Ankara DGM’de aynı suçtan sayın Erdoğan ceza aldı. Halkı bölge ve sınıf üzerinden ayrıştırdığı için. O günden bu yana ne değişti, kanunu uygulayanlar değişti. Uygulayıcılar siyasi iradenin baskısı altındalar” diye konuştu.

SOSYAL MEDYADAN TEHDİT EDİLİYOR

Başına herhangi bir şey gelebilir diye korktuğunu da söyleyen Aydoğan eşinin dışarı çıkmamasını söylediğini, evden dışarı çıkmadığını, sürekli sosyal medyadan tehdit aldığını kaydetti. “Korkuyorum ama korkunun ecele faydası yok” diyen Aydoğan “Biz bu ülkede diyoruz ki düzenbazlar, üçkağıtçılar kadar cesur olmalıyız. Yoksa bu ülkede hiçbir şey değişmeyecek. İşte ben de böyle bir adım attım, başıma bunlar geldi. Ben üç çocuk babasıyım, çocuklarım üniversiteye yeni başladılar. Benimle terörle merörle işim olmaz. Ben yıllarca esnaflık yaptım. Gezi direnişine bağımsız katıldım. Çünkü oradaki halk hareketinin haklı bir hareket olduğunu düşündüm. Oraya katıldıktan sonra başıma gelmeyen kalmadı” diye konuştu.

Aydoğan ülkedeki hukuksuzluğun geldiği boyuta dikkat çekerek “Herkes bu hukuksuzluktan payını alıyor. Kimisi kötü bir hayat yaşıyor, kimisi de bunu lehine kullanıyor. Biz bu ülkeye adaletin geleceği günü bekliyoruz” diye konuştu.

BEŞİKTAŞ BELEDİYESİNDE DARP EDİLİP İŞTEN ÇIKARILMIŞTI

Aydın Aydoğan, büro elemanı olarak çalıştığı Beşiktaş Belediyesindeki işinden de geçtiğimiz aylarda çıkarılmış ve işe iade davası açmıştı. Aydoğan’a Murat Hazinedar’ın görevden alınmasından sonra kendi davasının nasıl etkileneceğini de sorduk. Aydoğan şunları kaydetti:

“Belediyede bazı hukuksuzluklara karşı çıktığım için Murat Bey en son belediyenin içinde 4-5 adamına beni dövdürttü. Ben de daha sonra bu kişiler ve azmettirici olarak Murat Hazinedar hakkında suç duyurusunda bulundum. Suç duyurumu geri çekmemi söylediler, ben de çekmeyeceğimi söyledim. Hukuksuz bir şekilde beni işten çıkardılar. İşten çıkardıklarını söylemiyorlar, tebliğ etmiyorlar, ben belediye binasına gidiyorum, benim belediye binasına girişimin yasaklandığını söylediler. Bu kişiler şu anda yargılanıyorlar. Murat Hazinedar’ın ben CHP’yi temsil ettiğine inanmıyorum. Orada akla gelmeyecek hukuksuzluklar yaptığını biz bizzat gözümüzle gördük. Benden sonra 57 kişiyi birden tekrar işten attı.  Şimdi kayyum atanırsa işe dönme ihtimalimiz mahkeme kararıyla ancak olabilir. Murat Hazinedar oraya sadece kendi hemşehrilerini ve yakınlarını dolduruyor. Çoğu Ordulu ve Sinoplu. Hep yakınları.”