Açlık grevinde bir öğretmen: Esra Özakça…

28 yaşında bir eğitim emekçisi Esra Özakça... Eşi Semih Özakça’nın ihraç edildiği KHK’nin hemen ardından başka bir KHK ile mesleğinden, çok sevdiği öğrencilerinden ayrılmak zorunda kaldı. Şimdi açlık grevinde 120 günü geride bıraktı. “Bana, ‘Nuriye ve Semih zaten açlık grevi yapıyor, senin yapmana gerek yoktu. Hem ses de getirmez’ diyorlar. Hiç kimse bilmese, kimsenin umurunda olmasa da ben eşimin açlığını paylaşıyorum” diyor Esra Özakça…
Ali Ufuk Arikan
Perşembe, 21 Eylül 2017 08:40

Önce Aydın’da bir köyde öğretmenliğe başladı… Ücretli öğretmenlik adı altında sömürüyle tanıştı. Sonra KPSS çilesine katlandı, iyi de bir puan aldı ve Mardin’in Mazıdağı İlçesi’nde derme çatma bir okulda öğretmenliğe başladı Esra Özakça.

Velilerin çok sevdiği, öğrencilerin ayrılmak istemediği bir öğretmen oldu kısa sürede. 15 Temmuz sonrası AKP’nin kamuda çıktığı cadı avının hedeflerinden biri oldu. Önce eşi Semih Özakça, ardından kendisi ihraç edildi. Malum 15 Temmuz sonrası “Cemaat temizlenecekti” kamudan. Sinop’ta okul sıralarında cemaat yurdunda kalmayan bir avuç öğretmen adayındandı ikisi, diğerlerinin durumu ne bilmiyoruz şimdi ama Nuriye ve Semih’in maruz kaldığı haksızlık tüm Türkiye’nin gündeminde…

Şu an 46 kiloya düşmüş durumda Esra Özakça, ağzındaki yaralardan su bile içemiyor zaman zaman. Saçları dökülmeye başlamış açlık grevinin etkisiyle. Yürümesi de artık eskisi kadar kolay değil ama Esra Özakça kararlı ve inançlı olmaya devam ediyor. “En doğal, en insani ve en haklı talebe sahip olduklarını” söylüyor.

Esra Özakça ile hem öğretmenlik yıllarını hem Semih Özakça’yı, hem açlık grevini hem de Nuriye-Semih davasını konuştuk…

"SANKİ KÖYDEN BİR CENAZE ÇIKMIŞ GİBİ…"

Öncelikle sizin hikayenizle başlayalım isterseniz, öğretmenliğe başlangıcınızla…

2013 yılında Mardin’in Mazıdağı İlçesi, Ürünlü Köyü’ne öğretmen olarak atandım. Çok küçük bir köy, 55 öğrencili. Oraya gittiğimde 2. öğretmen olmuştum köydeki. Okul berbat bir durumdaydı, düzenlemek gerekiyordu. Yardımlarla ve el birliğiyle okulu düzenledik, eğitim verilebilir bir yer haline getirdik. Hem hademe hem öğretmen hem de müdürdük anlayacağınız.

Orayı hâlâ çok özlüyorum. Velilerim sık sık arıyor. Son olarak okul başlayınca aradılar yine. Öğrencilerim ne olur gel diyor…

Orada hiçbir zaman “dakika bitsin, süre bitsin de eve gideyim” diyen bir öğretmen olmadım. Sürekli bir şeyler verebilmek için çabaladım. Sürekli şekilde velilerimle ve öğrencilerimle yan yanaydım.

İhraç edildiğimde de çok üzüldüler, hepsi bir yere toplanmıştı beni uğurlamak için. Sanki köyden bir cenaze çıkmış gibiydi. Benim için çok etkileyiciydi.

"SEMİH ‘BOŞUNA BAKMA SEN YOKSUNDUR’ DEDİ AMA…"

Köydeyken mi aldınız ihraç haberini?

Köydeyken değil. Aslında ben ilk olarak açığa alındım. Sonra Semih ihraç edildi ve Yüksel’de direnişe başladı. Ben bu süreçte bir süre yanındaydım ve sonrasında göreve iade edilme kararım çıktı. Aralık ayında Mardin’e geri döndüm. Sonra dönemi tamamladım ve 15 tatile girildi. Tam bir gün sonra, akşam evde otururken yeni bir kararname çıktığı haberi geldi. Biliyorsunuz ilk başta yoğunluktan açılmaz, tesadüf ya ben hemen açtım.

Mardin’e bile bakmadım aslında, diğer illerdeki arkadaşlar var mı diye bakıyordum. Bu arada Semih’i aradım, yeni KHK çıkmış diye. Hatta bana, “Boşuna bakma sen yoksundur” dedi. Telefonu kapattıktan sonra Mardin’e bir baktım, listede varım…

"ORTADOĞU VE BALKANLARIN EN TEHLİKELİ AİLESİ…"

Yaşadığımız ilçede bir tek ben ihraç edilmiştim, daha önce de tek Semih ihraç edilmişti. Tek kişiyi görünce bunun ben olduğumu düşündüm zaten.

Sonra Semih’i arayıp “Devlet, Ortadoğu ve Balkanlar'ın en tehlikeli ailesinden kurtuldu herhalde” dedim. -Gülüyor- Çünkü bizim ilçemizde sadece ikimiz atılmış olduk şu ana kadar.

Kararı böyle öğrendim anlayacağınız.

Sonra ne yaptınız?

Artık orada yaşamamızın bir gereği kalmamıştı. Semih Ankara’daydı, ben de ihraç edilmiştim. Ertesi gün okula gidemedim. Öğrencilerime durumu nasıl anlatacağımı düşünüp durdum...

AMA NEDEN?

Zor mu oldu ayrılık?

Çok kötüydü. Onlara ihraç edildiğimi anlatmaya çalıştım. İlkokul öğrencileri… Artık okula gelmeyeceğimi söyledim, ihraç edildiğimi söyledim ve tek bir soru sordular ve sürekli tekrar ettiler: Ama neden, ama neden, ama neden…

Hiç unutmuyorum o günden bu yana, sürekli aklıma bu soru var: Ama neden…

Ve onlara verebilecek bir yanıtım hem vardı hem yoktu. Çok etkilendiler bu süreçten. Çok başarılı öğrencilerim vardı, velilerim şimdi “okulla hiçbir bağları kalmadı” diyor.

Beni soruyorlarmış, velilerimiz haberlerde bizi takip ettiklerini söylüyor.

Güçlü bir bağınız vardı…

Evet, hala öyle…

Benim öğretmenlik hikayem ve atılma hikayem böyle.

"SEMİH’LE SINIF ARKADAŞIYDIK, ORADA TANIŞTIK"

Biraz geriye gidersek, nerede okumuştunuz? Semih’le tanışıklığınız üniversite dönemine denk geliyor sanırım…

Evet, Sinop Üniversitesi’nde okuduk. Semih’le sınıf arkadaşıydık, orada tanıştık.

Biz 50 kişilik bir sınıfta okuduk. Sınıfımızın çoğu cemaat yurtlarında kalıyordu, parmakla sayılabilecek kadar az kişi bu yurtlar dışında kalıyordu. Biz o zaman da bugün durduğumuz yerdeydik. Laik, bilimsel ve anadilde eğitim talebimiz vardı. Üniversitelerin bugünkü sorunları o gün de vardı, bilim diye bir şey kalmamıştı. Yeni eğitim sistemini bile tartıştırmıyorlardı bize.

Sonra okul sona erdi ve Semih Eskişehir’e, ben de Aydın’a döndüm. Aydın’da ücretli öğretmenlik yaptım iki sene. Aydın’a bir saat uzaklıktaki bir köyde çalıştım. Aynı işi yaptığım öğretmenlerin yarısı kadar maaş alıyordum. Sömürünün her çeşidiyle de tanışmış olduk diyebilirim. O dönem KPSS’ye çalıştım ve 91 puan aldım. Bu puanla Mardin’e atandım. Semih askerdeydi bu dönemde, askerdeyken ataması yapıldı ve Erzurum’a çıktı ataması.

Askerlikten dönünce Erzurum’a yerleşti ve bir sene orada çalıştı.

"KUŞ UÇMAZ, KERVAN GEÇMEZ BİR YERDİ"

Orayı görme şansınız oldu mu?

Bir kez gitme şansım oldu oraya. Kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde çalışıyordu. Horosan İlçesi’nin bir köyüydü, lojmanda kalıyordu. Köyde sadece 3-5 ev vardı. İki dağın arasında bir yerdeydi. Burada çok zorluk yaşadı. Sonra eş durumundan Mardin’e geldi.

Atamadan sonra mı evlendiniz?

Semih Erzurum’a yerleştikten sonra 2014 yazında evlendik. Eş durumu ataması hemen olmadığı için 6 ay daha ayrı kalmak zorunda kaldık.

Yani 3 yıllık evliliğimizin 1.5 yılını aynı evde yaşadık. Geri kalanı hep ayrılık ve şimdi de uzun zamandır ayrıyız.

Daha sonra Yüksel eylemine, Semih’in yanına katıldınız. Bu süreç nasıl gelişti?

7 Şubat’ta ihraç kararını öğrendikten sonra evimizi Eskişehir’e taşındık. O süreçte Semih ile Nuriye Hoca açlık grevi kararını verme aşamasındaydı. Açlık grevine başlayacakları zaman ben de direnişe katılma kararı verdim. Zaten her gün Yüksel’deydik, biz de işimizi istiyorduk. Tam da bu süreçte Nuriye ve Semih gözaltına alındı.

Sonrasında Yüksel’deki eylem büyüdü biliyorsunuz. Özellikle açlık grevinin 60’lı günlerinden sonra yüzlerce kişinin uğrak alanı haline geldi Yüksel.

"AMİRİN ‘KIRAYIM MI’ DİYE BÜKTÜĞÜ KOL HALA AĞRIYOR"

Bu süreçte birçok saldırı da oldu, siz de bu saldırılara maruz kaldınız. Bu süreçte neler yaşadınız?

Evet, defalarca saldırıya uğradık ve gözaltına alındık. İlk olarak Nuriye ve Semih gözaltındayken yaptığımız eylem sırasında 11 Mart’ta gözaltına alındım. Çevik kuvvet amiri o gün kolumu bükmüştü ve “kırayım mı” diyordu. O günden beri ağrısı geçmedi, hala o kol ağrısıyla güne uyanıyorum.

Sonrasında Nuriye ve Semih evlerinden alındıkları gün yaptığımız eylemde bir gece nezarethanede tuttular bizi. O gün anlamış olduk Nuriye ve Semih’in tutuklanacağı. Bizleri de tepki göstermeyelim dışarıda diye bir gün nezarette tuttular. O günden sonra açlık grevine başladım, yine gözaltılar, defalarca kez polis saldırdı… Biliyorsunuz bu saldırılar hala sürüyor.

Gazlı saldırılara karşı artık vücudumda dayanamaz hale geldi. Arkadaşlar artık Yüksel’e gelmemem konusunda beni ikna etmeye çalıştılar. Açlık grevinin 17. gününde sanırım portakal gazıydı, onu ağzıma sıktılar resmen, mideme lıkır lıkır gittiğini hissettim. Gerçekten çok kötüydü, etkisi günlerce geçmedi ve aylardır Ankara’nın göbeğinde bu saldırılar devam ediyor.

‘KHK TAM BİR ÖLÜM MAKİNESİ’

Yüksel eylemine dediğiniz gibi saldırılar sürüyor. Neler söylemek istersiniz bu sürece ilişkin?

Nuriye Hoca 9 Kasım’da alana çıktığında neredeyse sokakta yaprak kıpırdamıyordu. Herkesin geri çekildiği bir anda bir kadın çıktı ve “işimi geri istiyorum” dedi. O günlerde herkes “OHAL var, işimi geri istiyorum diyorsun. Hayatta olmaz, orada oturamazsın, imkânsız” diyorlardı. Nuriye Hoca ısrar etti, Acun Hoca’yla birlikte, Semih’le birlikte, Veli’yle birlikte. Israrcı oldular ve günlerce direnişte ısrar ettiler. Şu an Nuriye ve Semih ayrı bir işkenceyle karşı karşıya ama orada da başlarına gelmeyen kalmadı. Kafaları, burunları, bacakları her yerleri kırıldı. Defalarca oradan sürüklenerek geçtik hepimiz. Sonunda insanlar bu ısrarın sonuç verdiğini gördüler ve umut buldular.

İkisi de hala ısrarla “işimizi geri istiyoruz” demeye devam ediyorlar. Aynı çizgide eyleme, ısrarlarına devam ediyorlar. Yüksel’de ise onlar tutuklandığından bu yana saldırılar devam ediyor. Nuriye ve Semih tutuklandıktan sonra Yüksel’de 240 eylem oldu ve 240 kez polis saldırısı yaşandı orada…

İnsanlar, çok sade ve insani olan bir taleple mücadelenin nasıl etkili olabildiğini gördüler bence bu süreçte. Bu insanlar mevki makam istemiyorlar, işlerini istiyorlar. Bir gün Veli abi, “Atla deve istemiyoruz, işimizi geri istiyoruz” demişti. Hakikaten öyle, en temel hakkımızı istiyoruz.

KHK ile ihraç edilenler açlıktan ölebilir, intihar edebilir fakat bunu kabul etmez işini geri istemek için açlık grevi yaparsa; tutuklayarak sizi öldürürüz demek istiyorlar. KHK tam bir ölüm makinesi gibi çalışıyor şu anda…

"46 KİLOYA DÜŞTÜM, SAÇLARIM DÖKÜLÜYOR, AĞZIMIN İÇİ YARA DOLU…"

Senin sağlık durumun nasıl şu anda. 121. günü de geride bıraktın açlık grevinde?

Şu anda 46 kiloyum, 57 kiloydum açlık grevine başladığımda. 11 kilo vermiş oldum. Nuriye ve Semih bu eyleme başladıklarında çok kararlılardı, onlar yemezken ben de yiyemiyordum. Onların taleplerine destek, tutuklanmasına tepki için başladım bu greve.

Açlık grevi eylemi çok mütevazi bir eylem türü. Vücudunuzdaki değişikliklere karşı da savaşıyorsunuz açlık grevinizde. Taleplerinizi muhataplarına yemeyerek gösteriyorsunuz, bu bana göre mütevazi ve güçlü bir eylem tarzı bana göre.

Sağlık etkilerine gelirsek, zayıflamamın verdiği etki çok fazla, saçlarım çok dökülüyor ve şu an bir boğaz enfeksiyonum var. Bu beni çok zorluyor. Ağzımın içi ve boğazım yara dolu. Ağzımı biraz fazla açtığımda yaralar hemen kanıyor. Ağzım tamamen yarayla kaplı ve dişlerim çok ağrıyor, bu sıvı almamı engelliyor bu. Sıvı almadığınızda da bu eylemde çok güçsüz düşüyorsunuz. Zaman zaman sıvıyı bedenim reddediyor. Bu da açlık grevinin çok hızlı sonuçlar vermesine neden oluyor. Uzun mesafeler yürüyemiyorum, koluma giriliyor. Kaslarımda ağrılar var, kol kaslarımda da artık çok ağrı hissetmeye başladım. Kulaklarımda akşamları, geceleri çınlama, gözlerimde ışığa bir hassasiyet gelişti…

"SEMİH 33 KİLO VERDİ, NURİYE HOCA’YI NASIL TARİF EDEBİLİRİM BİLMİYORUM"

Nuriye ve Semih’ gelirsek… Pazartesi günü Semih’i gördüm. Semih çok zayıflamış. Bunu söylediğimde pek bir etkisi olmuyor insanlarda ama 86 kiloydu, 53 kilo şu anda. 33 kilo verdi yani… Nuriye Hoca zaten çok çok zayıf. Kardeşi aktarıyor zaman zaman, gerçekten can sıkıcı derecede zayıflamış durumda, nasıl tarif edebilirim bilmiyorum. İkisinin de sağlık sorunları gittikçe artıyor.

Her ikisinin de görmede sorunları var. Semih günde 250 sayfa kitap okuduğunu söyledi hala, bunu azaltmasını istedim ama sanmıyorum yapacağını. Nuriye Hoca’nın dava günü kustuğunu öğrendik. Sıvı alımının çok çok düştüğünü, bunun da mide bulantısından kaynaklandığını biliyorum.

SADECE İŞLERİNİ İSTİYORLAR, BU KADAR ZULÜM NİYE?

Ne istiyorlar ki, sadece işlerini istiyorlar, bu kadar zulme ne diye gerek duyuyorlar.

Şimdi de müdahaleyle tehdit ediyorlar. Evet, tabii ki açlık grevinin uzun sürmesi sağlığa büyük zarar verir ama açlık grevinin nasıl bitirildiği çok daha önemli. Bunu Behiç Aşçı’nın eyleminde gördük. Ondan daha kısa süre açlık grevinde olanlar zorla müdahale sonucu sakat kaldı, hayatlarını kaybetti. Fakat Behiç Aşçı kendi doktorlarıyla kendi isteğiyle eylemi sonlandırdığı için şuan gayet sağlıklı. Yani zorla müdahale tehdidi öldürme ve sakat bırakmaya yönelik. Bu psikolojik saldırı bile insanlık dışı gerçekten.

"KİMSE UMURSAMASA DA EŞİMİN AÇLIĞINI PAYLAŞIYORUM"

3 yıllık evliliğin 1.5 yılı ayrı geçti demiştin… Zor elbette bu süreç. Son olarak buna ilişkin neler söylemek istersin?

Biz de elbette herkes gibi bir arada olmayı tercih ederdik ama zorunlu olarak karşılaştık bu durumla ve şunu söylüyoruz; şimdi açlığı paylaşıyoruz.

Bana, “Nuriye ve Semih zaten açlık grevi yapıyor, senin yapmana gerek yoktu. Hem ses de getirmez” diyorlar. Hiç kimse bilmese, kimsenin umurunda olmasa da ben eşimin açlığını paylaşıyorum.

Semih’le bu konuyu her konuştuğumuzda, bu maddi ve fiziki hasarları konuştuğumuzda, “Bu fiziki saldırılar geçecek. Onurumuza yaptıkları saldırıyı püskürttüğümüzde, bu fiziki acılar bizim için basit ve geçici olacak” diyoruz. Böyle düşünüyoruz…

ESRA ÖZAKÇA'DAN ÇAĞRI: