9 maddede referandum: Erdoğan uzlaşırsa memleket nefes alır mı?

TKP MK üyesi ve soL yazarı Kemal Okuyan 9 maddede şaibeli referandumu yazdı. Yazısında, "referandumun kaybedeninin" Erdoğan olduğuna dikkat çeken Okuyan, referandum sürecinin halkın örgütlenmesi ve mevzi kazanması için uygun bir atmosfer yarattığını vurguladı.
Kemal Okuyan
Pazar, 23 Nisan 2017 17:23

1. YIKTI... YERİNE KOYAMADI

Referandumun hiç tartışılamayacak sonucu, Erdoğan’ın kafasındaki Türkiye’yi hayata geçirmesinin mümkün olmadığıdır. Hep söylediğimiz gibi, AKP 1923’te yola çıkan Cumhuriyet’i karşı-devrimci hamlelerle ortadan kaldırabilmiş ama yerine yenisini koyamamıştır, koyamayacaktır. Referandum, bu gerçeği bir kez daha teyit etmiştir.

2. ERDOĞAN KAYBETTİ

Referandumun kaybedeni Erdoğan ve bir bütün olarak AKP’dir. Büyük kentlerin neredeyse tamamını ama özellikle Ankara ve İstanbul’u kaybetmişlerdir. Arsızca hayata geçirdikleri hile ve dolan ile elde ettikleri sonucu başarı diye pazarlamaya kendilerinin bile hali yoktur. Kılıçdaroğlu referanduma gölge düştü diyordu; bu saçmalıktır. Referandum AKP açısından zaten yitirilmiş meşruiyetin bir kez daha ortadan kalkmasıdır. İnandırıcılıklarını, psikolojik üstünlüklerini, özgüvenlerini kaybetmişlerdir.

3. AMA HALK HENÜZ KAZANMADI

AKP kaybetmiştir, halk ise henüz kazanmamıştır. Referandumda “resmi” olarak HAYIR çıksaydı da halk kazanmış olmayacaktı. Örgütsüz bir halk kazanamaz. Referandum süreci halkın örgütlenmesi, mevzi kazanması için bir zemin, uygun bir atmosfer yaratmıştır. Bu en iyi şekilde değerlendirilmelidir.

4. BAŞKANLIK TAYYİP’İN İCADI DEĞİL

Türkiye’de Başkanlık sistemini isteyip yıllar önce gündeme getirenler büyük sermaye gruplarıdır, uluslararası tekellerdir. Referandumda oylanan, özünde bu isteğin kendisidir. Lakin Erdoğan bir yandan kendi derdinde olduğundan konuyu abartmış, sermaye çevrelerinde de kaygı yaratan unsurlar eklemiştir. Dahası Erdoğan’ın kendisi uzun süredir dünyanın egemenleri açısından kaygı ve sıkıntı kaynağıdır.

5. PATRON OLMAK DA ZOR İŞ VESSELAM!

Aslında sermaye dünyası Erdoğan’la da Erdoğansız da yapamamaktadır. Yıllardır iyi kontrol edilen ve daha az kutuplaştırıcı bir Erdoğan hayali kurmuş ama bunu elde edememişlerdir. Zaten onlara (emekçilerin cehennemi olan) arzuladıkları cenneti verebilmek için yasa, kural tanımayan birine ihtiyaçları vardı ve hâlâ var. Öte yandan Erdoğan yarattığı tepki ile sermayenin düzenini de riske atıyor. Referandumla ortaya çıkan siyasi-ideolojik haritadan dehşete düşmeyecek bir büyük patron düşünemeyiz bile.

6. “UZLAŞ BAK FENA OLUR”

O zaman en iyi bildikleri yönteme geri döndüler: şantaj ve pazarlık. Referandumun sonucu (YSK’nin açıkladığı sonuç anlamında değil, ortaya çıkan direniş tablosu anlamında) halk için iyidir. Nedenlerini anlattık. Ancak bu sonucun emperyalistler, büyük sermaye için de iyi olduğunu unutmamak gerek. 16 Nisan akşamı TÜSİAD, ABD, Almanya, AKP içindeki “akil” unsurlar Erdoğan’ı “uzlaşma”ya çağırırken ne yaptıklarını biliyordu. Kılıçdaroğlu’nun herkesin tepkisini çeken tuhaf davranışları da aynı aklın ürünüdür: Erdoğan’ı tavize zorlamak.

7. ‘REİS GEL SEN BİZİ DİNLE’

Erdoğan’ın taviz dışında seçeneği yok. Yönetemez. Çevresindeki herkes, Binali dahil, kulağına bunu fısıldıyor. Ancak Erdoğan uzlaşmayı, geri adım atmayı pek beceremiyor. Bazen atıyor ancak bunu bir yere bağlayamıyor. Şimdi Erdoğan’a bunu bir yere bağlamamanın sonuçları da açık bir biçimde fısıldanıyor.

8. HALK İÇİN KOPUŞ GEREKİYOR

Bu tablo hemen netleşmeyebilir. Ancak soru şudur: Biz ne yapmalıyız? Gelinen aşamada bu soruya yanıt verirken kritik bir kavram merkeze konmalıdır: Kopuş. Türkiye’de emekçi halka uzlaşan bir Erdoğan’ın en az uzlaşmayan bir Erdoğan kadar kabul edilemez olduğu anlatılmalıdır. Bu uzlaşı, sermayenin, emperyalizmin uzlaşısıdır, burada halka, halkın çıkarlarına yer yoktur. Uzlaşıyı arayan çözümler, vicdanımızı karanlığa alıştırma girişimleridir. Bu girişimlerden kopulmalıdır.

9. SON SÖZ: ÖRGÜTLÜ MÜCADELE

Kopuş, bugünkü siyasi dengelerde sabır işçiliğini gerektirir. Referandumda halk kazanmamıştır, sol da kazanmamıştır. Erdoğan kaybetmiş, halk için bir fırsat ortaya çıkmıştır. Bu fırsatı emperyalistler, açgözlü asalak sermaye sınıfı çalıp kendi adlarına değerlendirmek için hiç zaman yitirmedi. Bizimse bir yandan teslimiyetçi, “aman hemen uzlaşılsıncı” saçmalıkla, bir yandan da eylem goygoyuyla solu figüranlığa mahkûm etme girişimlerine karşı uyanık olmamız gerekiyor. Örgütlülüğe çağrı, mücadelenin örgütlü ve hedefli biçimine çağrıdır; diğer türlüsü başarısızlık ve bir olasılık hezimettir. Sistemin bugünkü tıkanışı SOSYALİZMİN GÜNCELLİĞİNİN fizik ve matematik kanıtıdır. Tarih bilimi ise zaten bizden yanadır; her zaman!


Bu yazı 21 Nisan tarihli Boyun Eğme dergisinden alınmıştır.