Stadyumları kontrol etme telaşı: Sporda şiddet yasası bir Truva atı

Sporda şiddeti önleme iddiasıyla AKP tarafından sunulan yasa teklifi dün Meclis’te kabul edilerek yasalaştı. Yasayı soL’a değerlendiren spor yazarı İsmail Sarp Aykurt, düzenlemeyle stadyumların gerici gruplara terk edilmesinin önünün açıldığını söyledi. Gelecek günlerde stadyumların politize olabileceğini belirten Aykurt bu yasanın sporda bir Truva atı olduğunu kaydetti. Aykurt 'Şiddet ve gerilim futbol düzeni için iki önemli araç olmaya, şiddet yasası da kılıf olarak işlev edinmeye devam ediyor' dedi.
soL - Spor
Cuma, 05 Temmuz 2019 08:09

AKP'li milletvekillerinin imzasını taşıyan Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi dün Meclis’te bazı değişikliklerle kabul edilerek yasalaştı. Maçlara girişte biyometrik yöntemlerle kimlik doğrulama sistemi kurulmasına ilişkin düzenleme tekliften çıkarılırken, teklife eklenen bir maddeyle alkollü içki satışı federasyonların kontrolüne verildi. Ayrıca teklife kulüplerin daha fazla borçlanmalarının önüne geçilmesi için bir düzenleme de eklendi.

Spor yazarı İsmail Sarp Aykurt yasayı soL’a değerlendirdi.

Bugüne dek siyasi iktidar tarafından çok sayıda sporda şiddet içerikli yasa tanımlandığını hatırlatan Aykurt “Bu bir anda ortaya çıkmış bir şey değil ve bunun bir kimliği var” dedi.

Sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesi başlığı altında statlardaki polis sayısının iki kat artırıldığını, yüz tanıma sistemleri, cezalarda katlanma, biletsiz taraftarların cezalandırılması ve sosyal medyada paylaşımlar gibi birçok davranışın cezai kapsamda değerlendirilir hale geldiğini belirten Aykurt şöyle devam etti:

BAŞKALDIRAN TARAFTARDAN UYSAL MÜŞTERİ OLARAK SEYİRCİYE

“Bunlar birçok takım üzerinde ve maçta uygulandı ve pankart cezalarından, saha kapatmaya kadar cezai yaptırıma konu oldu. 6222 sayılı yasa ve bunun özelinde en çok gündeme gelen konu ise hiç kuşkusuz passolig ve e-bilet meselesi oldu. Bu durum bir aktiflik içeren taraftar olmaya karşı edilgenliği ve boyun eğmeyi kolaylaştıran bir sözcük olan seyircinin egemen olduğu bir sürecin önünü açtı.”

Gerek Gezi ile başlayan cadı avları sürecinin gerekse de 6222 ile ortaya çıkan “taraftarı ehlileştirme” ve hatta spor alanlarından uzakta tutma hamlelerinin gerçek birer gerici ve ideolojik hamleler olarak görülmesi gerektiğini belirten Aykurt şunları kaydetti:

“Unutmayalım, taraftarlık kavramsal olarak ortak hareket etme, isyan etme ve başkaldırı potansiyeli taşırken, seyircilik ise edilgenlik ve uysallık içerir, ‘müşterilik’ olarak tanımlanır. Taraftar, kamu huzur ve düzenini bozacak, bir kamu alanı oluşturabilecek ya da asgari düzeyde de olsa bir örgütlülük sağlayabilecek bir oluşum olarak görüldüğünden ‘marjinalize’ edilir ve taraftarlar suçlu, holigan, fanatik vb. terimlerle süreklileştirilmiş bir biçimde hedef gösterilir. Ancak burada taraftarlığa topyekûn bir homojenlik ve ilericilik atfetmek son derece sakıncalıdır. Bence ihtiyatlı yaklaşmak gerekir. Günümüzde önemli sayıda gerici taraftar türetilmiş ve spor alanlarına egemen kılınmıştır. Aslında amaç bunun bir tık daha ileri götürülmesidir.”

‘SPOR SINIFSALDIR VE BİR SİYASET KURUMU GİBİ İŞLEV GÖRÜR’

Bu durumun ideolojik, psikolojik yönü kadar ekonomik ve siyasal yönünün de unutulmaması gerektiğini ifade eden Aykurt “Öncelikle bir yanlışı deşifre etmekte fayda var. Bu, sporun ısrarla siyasetten bağımsız görülme serüvenidir. Spor, özü itibariyle sınıfsal bir kavramdır ve bir siyaset kurumu gibi işlev görmektedir” dedi.

Geçmişten bugüne sporun siyasetten bağımsız yol aldığının görülmediğini kaydeden Aykurt “Bunun örnekleri sıralanamayacak kadar çok. Stadyumlardaki son dönem gericileşme ritüellerine, bizzat iktidar tarafından yaratılan proje takımlarına ve sözde taraftar gruplarına vb. bakıldığında bunu görmek zor olmamalı. Bu süreç, kendiliğinden bir aksiyonmuş gibi görülemez. Ancak eklemek gerekir, bu görüş açısı da ideolojik referanslar ile oluşturulmaktadır” dedi.

PASSOLİG VE BANKALARA BAĞIMLILIK

Ekonomik durumunsa özellikle passolig sürecinde belirleyici olduğunu belirten Aykurt “Passolig'in bir kart olarak kullanımı ve bankalara, holdinglere bağımlılığı bunu kanıtlıyor. Kişi hakkında her türlü bilginin kayıt altına alınması ve İçişleri ile EGM’ye iletiliyor olması da zaten kişilik haklarına aykırı bir durum. Bu değişmiş değil, hatta katmerlenerek devam eden bir süreç var gibi” dedi.

Aykurt biyometrik kart uygulaması ya da herhangi başka bir şeyin arkasında patronlar ve firmaların olduğunu ifade ederek “Bütün bunlar aynı zamanda bir sermaye planı olan endüstriyel futbol sürecinin organik bir bileşimi olarak görülmeli. Emperyalist düzende sporun en önemli etkilerinden birisi de bu ve bu süreçler birbirinden bağımsız değiller” diye konuştu.

‘STADYUMLARIN KONTROLDEN ÇIKMASI DÜZEN İÇİN KABUL EDİLEMEZ’

Aykurt şöyle devam etti:

“Bana kalırsa, Türkiye’deki toplumsal ve siyasal tıkanıklık kendisini her zaman stadyumlarda da gösterir hale gelmiştir. Gelecek günlerin stadyumlarda politizasyonun tepe yapacağı, maçların siyasi tahlillere konu edileceği zayıf olmayan olasılıklar içerisinde sayılabilir. Özellikle ekonomik olarak çalkantılı, siyaseten ise düzen partileri nezdinde bir uzlaşı ve normalleşme atmosferinin olduğu bu dönemde stadyumların kontrolden çıkması düzen için kabul edilemez bir gelişme olur. Görece İstanbul seçim sonuçlarıyla rahatlamış hisseden taraftar için de bu geçerlidir. Stadyumlar çoğu zaman toplumsal etkilere açık ya da toplumsal etkileri tetikleyen bir görünüm almıştır. Bu anlamda düzen açısından bu alanlar kontrol alanlarıdır. Milli maçların Konya’da ya da başka muhafazakar/gerici toplamın ağırlıklı olduğu yerlerde oynatılmasının nedeni sadece stat güzellemesi değildir.” 

STADYUMLAR TARAFTAR GÖRÜNÜMLÜ GERİCİ GRUPLARA TERK EDİLECEK

“Taraftarlarda pompalı tüfek ya da başka aletler ele geçiriliyorsa bunun insanların yasalarla silahlandırılmasının önünün açılması ile doğrudan bir ilgisi var. Tribünlerin gerici örgütlerce ele geçirilmesi ile de bir ilgisi var ve bu, planlı bir şekilde hayata geçirildi” diyen Aykurt, bu yasanın da stadyumların bizzat yetiştirilmiş taraftar görünümlü gerici gruplaşmalara terk edilmesinin önünü açacağını kaydetti. 

‘ALKOL KONUSU BİR PAZAR ARAYIŞINA CEVAP OLABİLİR’

Alkollü içki satışlarının federasyonun kontrolüne verilmesinin “hem gericileştirmenin boyutları hem de tersinden korkunun bir yansıması” olarak okunabileceğini kaydeden Aykurt, diğer yandan da bunun bir pazar arayışına da cevap verebileceğini belirtti. Aykurt “Bunun arkasındaki sermaye gücü önemli. Sene içerisinde bir AKP’li milletvekilinin ‘Alkollü içki üretimini destekleyerek geldik’ deyişi kritik” dedi.

KULÜP PATRONLARINA DESTEK PAKETİ

Aykurt kulüplerin borçlanmasının önüne geçilmesi için merkezi pazarlama ve bilet satışından elde edilecek kulüplere ait federasyon veya yetki verdiği üçüncü kişiler nezdindeki gelirlerin başka kişi ve kurumlara devrinin engellenmesi ile taraftarın değil, kulüplerdeki patronların rahatlamasının hedeflendiğini vurguladı. Aykurt “Bunun FFP (finansal fair play) kapsamında kulüplere destek paketi olarak görülmesi tercih ediliyor. Çünkü hedef borçlanmaların azaltılması ve futbolun ‘meşru paydaşlarının’ buradan yararlanması” diye konuştu.

Aykurt şöyle devam etti:

“Futbolun yönetilmesi konusunda BeIN Sports, Kulüpler Birliği ve Federasyon arasındaki uyuma dikkat çekmek gerekli. Limak’ın patronu ve yeni TFF başkanı Nihat Özdemir ve BJK’nin AKP’li başkanı Fikret Orman’ın siyasi düzlemdeki normalleşme çağrılarına benzer bir tutum sergiledikleri seçiliyor.”

‘ŞİDDETİ ÖNLEMEZ, KİMİ YERDE KÖRÜKLER’

Kanunla federasyonlar ve spor kulüplerine özel güvenlik hizmeti satın alabilme imkânı tanınacağını belirten Aykurt şunları söyledi:

“Bu durumda müsabakada görevlendirilecek özel güvenlik görevlilerinin kimlik bilgileri müsabakanın başlangıç saatinden en geç 48 saat önce ilgili kolluk birimine bildirilecek. Twitter ve diğer mecralarca birbirine küfür ve hakaret edenler, direkt 3 yıla kadar hapis cezası alacak. Bunların sporda şiddeti önlemeye ne kadar hizmet edeceği şüphelidir. Bu, bir kontrol etme telaşıdır. Aynı zamanda bu, şiddeti önlemez; kimi yerlerde körükler. Bir örnek, VAR’ın daha önce bırakın futbolda adalet sağlayacağını, VAR’ın bu ülkede uygulanamayacağını söylemiştik. Teyit edildi, gecikmeden.”

Aykurt uyuşturucu, alkol vb. kavramların bu şiddet yasasına dahil edilmesinin bir görüntüden ibaret olduğu görüşünü dile getirdi. Aykurt “Özellikle son dönem araştırmalar Türkiye’de madde bağımlılığının arttığını gösteriyor. Bunun toplumsal  çözümleri için yoğunlaşılması gerekirken cezai yaptırıma konu edilmesi, uyuşturucunun sermayeye yarayan bir araç olduğunu gösterir.  Uyuşturucu kullanımının panzehiri yeni bir düzendir çünkü” dedi.

‘ŞİDDETİ YOK ETMEYİ İDDİA ETMEK KAPİTALİZMİN KENDİ AYAĞINA KURŞUN SIKMASI OLUR’

“Amaç burada şiddetin durdurulması değil, zaten şu zamana kadar bu yasanın değiştirdiği bir şeye şahit olmadık” diyen Aykurt şöyle devam etti:

“Son dönem olayları, tartışmaları, ki buna VAR dâhil, ülke sporunda yönetilemeyen şeyler olduğunu da kanıtlıyor. Ancak bu sporun halet-i ruhiyesinin ülkeninkinden farklı olmadığını da kanıtlıyor. Ayrıca önümüzdeki dönemde basketbol, voleybol ya da hentbol müsabakalarında da e-bilet uygulamasına geçilmesi hala gündemde. Federasyonlar ve bakanlık buna karar verecek.  Bu ceza ve yaptırım görüntüsü, iktidarın ve sermayenin işine geldiği için bir anlam ifade ediyor. Şu zamana kadar da spor alanlarında bir huzurun sağlandığını ya da sağlanacağını söylemek pek mümkün değil. Ben sporda şiddet yasasının bir Truva atı olduğunu düşünüyorum. Spor büyük bir pasta ve bu pastanın içerisinde medyasından bakanlığına oradan da yasasına ve diğer kurumsal paydaşlarına kadar çok unsur var. Bunları yok etmeden, şiddeti yok etmeyi iddia etmek hem düzenin paydaşları için rasyonel olmaz hem de kapitalizmin kendi ayağına kurşun sıkması demek olur. Şiddet ve gerilim futbol düzeni için iki önemli araç olmaya, şiddet yasası da kılıf olarak işlev edinmeye devam ediyor.”

SPOR ALANI DİYE BİR ÇEMBER YARATILDI, BU SON DERECE TEHLİKELİ

Aykurt düzenlemeyle "spor alanı" diye bir çemberin de yaratıldığına işaret etti. Aykurt "Bu çember, güvenliğin sağlanması için müsabaka alanı dışındaki yerlerin de kontrol edilebilmesini, tedbir ve yaptırım alınabilmesini sağlıyor. Bu durum 'şüpheli' olarak değerlendirilen kişilerin hızlıca enterne edilmesini de beraberinde getirebilecek bir özgürlük sağlıyor görevlilere. Bu alanlar arasında takım ya da taraftar gruplarının topluca davranabildikleri alanlar da mevcut. Yasa ile ceza ve yaptırımların ötesinde bir hareket serbestisi de yaratılmış oluyor. Yani, maç öncesi, esnasında ya da sonrasında taraftarlara müdahale etme konusunda yasallık sağlanmış durumda. Bu son derece tehlikeli bir durum" dedi.

DAHA BASKICI BİR TRİBÜN EVRESİ

Aykurt şöyle devam etti:

"Açıkçası, bir benzetme ile emperyalist 'önleyici savaş doktrini' gibi bir şey spor için. Bunun yasalaşmasından söz ediyoruz. Ancak bu uygulamalarda şiddeti önleme gibi bir şey yok, buna tedbir alınmıyor; şiddet sonrasında yapılacak uygulamalar var ve doğrudan uzaklaştırmalar ve cezalar planlanmış gibi duruyor. Aynı zamanda elektronik bilet uygulaması olmayan maçlarda usulsüz seyirci girişine yaptırım uygulanacak. Ayakta seyirci uygulaması da federasyon ve bakanlıklara tabi duruma getirildi. Kısacası, e-bilet ve passolig pratiklerinin derinleştirildiği, daha baskıcı bir tribün evresinde olduğumuz iddia edilebilir. Yasanın adında geçen şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair alınan bu kararlar, aslında bilinçli oluşturulmuş ve kurallı bir düzensizliğin yaratıldığını göstermekte. Biyometrik yöntemler, alkol ve uyuşturucu etkisindekilere uygulanacak giriş yasakları çoğu insanın potansiyel bir tehlike olarak görülmesini tetikleyecek bir durum yaratıyor."