Doğru 'çizgide' olmak: Metin Kurt

Şimdi, kırmızı atkısıyla o 'nostaljik ve romantik' bir öğe olmanın çok ötesinde, eskilerden bize elimize tutuşturduğu mücadele bayrağıyla, en ön safta yürümeye devam ediyor... Eski günlerdeki gibi ve yeniyi kurmanın arifesinde…
İsmail Sarp Aykurt
Cuma, 24 Ağustos 2018 11:48

Metin Kurt’u soruyorlardı her defasında. Neden bu kadar sevildiğine ve sivrildiğine cevap arıyorlardı kuşkusuz. Hani bazı örnekler vardır ya şimdilerde fazlasıyla artan, kazanılan kupa ya da başarılarıyla övünen, harcadıkları ya da istedikleri paralarla popülerleşen ve lümpen yaşamlarıyla sivrilen… İşte onlardan biri hiç olmadı, bunlarla sivrilmedi, farklıydı Metin Kurt. Çünkü o kişilerin yerine başkalarını koymak, yerleştirmek alabildiğine kolaydı futbolda. Düzen işine yaradığı kadar alır, geriye ise tüketilmiş koskoca bir tortu bırakırdı tükenmiş yaşamlarla birlikte… Futbol oynamaya benzeyemezdi sadece bu, futbol oynayabilmek tek başına hatırlanmak için de yetemezdi. Metin Kurt bunlardan değildi.

Ona boşuna Spartaküs’ün isyanının yeşil sahalardaki ismi demiyorlardı. Onun bir dünya görüşü vardı. Bunun uğruna sevdiği takımdan uzaklaştırılmayı göze aldı. Zamanında, Galatasaray eski teknik direktörü İngiliz Brian Birch’ün İstanbul’a son gelişinde bir gazeteye göz atıp, "Metin Kurt’u arıyorum. Daha başbakan olmadı mı?" sorusu kendisine sorulmamalıydı aslında. Onun derdi başbakanlık hiç olmadı, o halkının yanında, eyleminde yer aldı; TEKEL’de, ilk sporcu grevinde, ilk sendika girişiminde… Egemen sınıfın dayattığı futbol anlayışının karşısında durdu ancak bu konumlanması onun için bir sözden ibaret değildi. O, mücadele etmeyi seçti. Onu şimdilerde yalnızca nostaljik bir kimlik olarak ananlar, Metin Kurt’un mücadele mirasına en çok düşmanlık edenlerdir. Çünkü Metin Kurt her şeyden önce bir komünisttir.

Onun için mevcudu reddetmenin anlamı, başka bir düzeni talep etmekle ilgiliydi. Ağır koşullarda yaşadı, yaşamayı kendisi tercih etti ve tüm bu koşulları egemenlerin kendisine saldırması ile tecrübe etti. Onlar için Metin Kurt ‘sorunlu ve sorun çıkaran’ bir adam olarak tasvir edildi. “Günümüzde spor, bir oyun değil. Sporcular da oyuncu değiller. Spora damgasını vuran burjuva rekabet ideolojisi onu metalaştırmış; sporcuları da spor işçisi konumuna sokmuştur. Mahallede oynadığımız futbolla, kurumsallaşmış organizasyona girdiğimizde yaptığımız iş aynı şey değil.  İlk çözülmesi gereken, futbolu profesyonel-amatör ayrımına tabi tutmanın yanlışlığına bir son vermek. Sporcunun amatörü ve profesyoneli olabilir. Ancak spor, bütün düzenin bir yansımasıdır ve egemen güçlerin iktidar araçlarından biridir” derken korkmadı, suratlarına çarpmaktan kelimelerini…

O, günümüzdeki futbol fanatizminin en büyük antiteziydi. “Metin Kurt, renk aşkı denen bir sosyal körlüğün, sırt sıvazlama denen afyonun günümüzde insan mutluluğu için yetmeyen 'donmuş haklar' olduğu şuuruna varmış bir isyanın kişisidir. Metin Kurt, Türkiye’de 'futbolcu aklı aut çizgisine kadar devam eder' şeklinde tarif edilen saha inşasının haklarına birtakım boyutlar kazandırmak istediği için sivri adam olmuştur” diyordu İslam Çupi onun için. Onun sivriliği mücadelesinin keskinliğiydi. Futbolcunun da zekâsı…

Metin Kurt taraf olmanın yeşil sahalardaki en önemli temsilcisiydi aynı zamanda. “Sporda taraftar kalarak taraf olmayı beceremeyenler, spor ve sporcunun gericilerin elinde etkin bir araç olarak kullanılmasının baş sorumlularıdır” diyordu. Ona göre spordaki yapay, sınıfı kendi içinde bölen ‘taraflaşmalar’ alt edilmeliydi. Ancak eklemek gerekir, bu taraflaşma hala tam olarak yaratılmış değil. Taraftarlar ise bu kaygıdan fazlasıyla izole edilmiş durumda. Spordaki sınıfsal dinamikler Metin Kurt’un devrimci çabasıyla bir eşik atlamıştı, bu eşsiz bir ilerlemedir.

Kendisi ise taraf olmaktan hiç korkmuyordu, tarafını belli etmekten de... İsyanı henüz küçükken başlamıştı sıkılmadan, geri basmadan, nazikleşmeden…  Futbol oynama konusundaki isteğini kimse engelleyemezken, yeteneği de aşikardı. Öyle bir rüzgâr gibi geçtiği yarı saha çizgisini, lakabını ‘Çizgi Metin’ yapacak kadar ileri gitti.

İleri gittiği iki şey vardı; biri futbolculuğu diğeri ise mücadelesiydi. Hepimizi ileri çekmeyi de ihmal etmedi. Bulunduğumuz ‘çizgi’ Metin Kurt’un mücadelesiyle çizdiği çizgidir. Bir başlama vuruşudur bizler için…

Ancak öyle kolay bir iş değildir bu. Dönemler, zor koşullar, yaşamın dayattıkları…. Metin Kurt çalışkandı, mücadelesindeki inatçılığını ve çelikten iradesini futboldaki emeği ile bir araya getirdi. Halktan kopuk değildi, bilinir ve sevilirdi. Ama öyle boş sevgi sözcükleri ile değildi bu, içtendi.

“Yıldız yokuşunda belediye otobüsleri ile yarışıyordum, Beşiktaş’tan Etiler sapağına kadar... Otobüs duraklarda durup yolcu indirip bindirdiklerinde duruyor, nefes alıp vererek kültür fizik hareketleri yapıyordum. Hareket ettiğinde yine yarış başlıyordu, gelecek durağa kadar. Etiler sapağına dek süren bu yarış, o noktadan sonra aşağıya Beşiktaş’a doğru devam ediyordu. Artık otobüs şoförleri bile tanıyordu beni. Seneler sonra Galatasaray’da oynadığım zamanlarda da bu yöntemi yine aynı güzergahta kullandım. Bir gece durakta duran otobüsün camından başını çıkartan bir şoför beni tanıyıp 'Yine eski günlerdeki gibi, değil mi Metin?' diye sordu."

Eski günlerinde nasılsa, şimdi de öyle Metin Kurt. Hala en çalışkanımız, hala halkın içerisinde, mücadelenin en önünde, hala ellerinde davulla tribünde, hala insanların dimağlarında, hala çay içiyor bizimle ve hala partili, mücadele etmeye adanmış bir TKP’li…

Ve şimdi o, çürümenin, çürük öznelerin en yoğun biriktiği alanlardan birinde mücadele etmeyi sürdürüyor. Sponsorlar, şirketler, futbolun para babaları her ne kadar futbol oynayacak arsa bırakmasa da hala çok güzel boş arsalarda onu hatırlayıp eskilere dönmek; yeninin hayalini kurmak ve fakat bir hayal ürünü olmadığını bilmek…

Ve korkuyorlar ondan hala. Korkuyorlar, çünkü Vecdi Çıracıoğlu’nun deyişi ile "O, mücadelesinde en haysiyetli yolu seçmişti, yani sosyalizmi…"

Şimdi, kırmızı atkısıyla o "nostaljik ve romantik" bir öğe olmanın çok ötesinde, eskilerden bize elimize tutuşturduğu mücadele bayrağıyla, en ön safta yürümeye devam ediyor.

Eski günlerdeki gibi ve yeniyi kurmanın arifesinde…