Aslı ve Gamze'nin başarısına rağmen... Bu madalyalar kaç olimpiyat kurtarır?

Londra’da duzenlenen 2012 Yaz olimpiyatlari Turkiye adına fiyaskoyla sonuclanacakken 1500m’de iki genc kadindan gelen altın ve gümüş madalyalar gündemi kilitlemeye yetti. Yetkililer son dakika madalyalarıyla ülkenin yenik düşen spor politikasının üzerini örtmeye şimdiden başladı.
Cumartesi, 11 Ağustos 2012 16:54

Olimpiyat tarihi Türkiye açısından belli spor dallarında sıkışan ve madalya umutlarının sadece bir kaç dalla sınırlı kaldığı bir organizasyon. 2000’lere kadar güreş ve halter uluslararası spor oraganizasyonlarında madalya beklenilen dallar olageldi. Ta ki Süreyya Ayhan atletizmde ve özellikle de 1500 metre gibi sporcunun fiziki ve mental birikimini zolayan bir yarışta başarılar kazanana kadar. Ayhan Türkiye’de farklı bir yarış kültürünün gelişmesi ve aynı zamanda futbol ve basketboldan farklı bir dalda mücadele eden sporcunun popülerlik kazanması adına da bir ilkti.

Aslında hep aynıydı
Türkiye spor politikası için olimpiyatlar ve uluslararsı spor organizasyonları için hedef şuydu: “Atasporlarında başarı”. 90’larla birlikte 12 Eylül ve Özal Türkiyesi sporda karşılığını profesyonelleşme ve devşirme sporcu ile buluyordu.

İlk devşirme olimpiyat sporcusu Naim Süleymanoğlu ile birlikte 90’ların başından 2004 yılına kadar halterde zorlama bir ivme yakalandı. Rekorlar geldi. İvme kadın halterinde yaşanan başarıların ardından 2004 olimpiyatlarıyla birlikte son buldu. Güreş’te de son başarılar 2004’teydi. Ancak güreşin sorunları ayrıydı. Güreş ve halter faşist ve dinci cemaat yapılanmalarından nasiplenilen bir alan oldu. Özetelenecek olursa sporcu yetiştirme politikasının gerici merkezlerden sporcu devşirme olduğu ve geçmişte önemli başarılara imza atılmış güreş dalında en önemli başarı, 2012 Olimpiyatlarında, kazanılan bronz madalya oldu...

Türkiye 2004 Atina Olimpiyatları’nda 10 madalya ile tarihinin en başarılı olimpiyat performansını gösterdi. Güreş ve halterde altın ve gümüş madalya kazanan kafilede Nurcan Taylan kadınlar halter yarışmalarında parlayan isim oldu. Şeref Apak ise Atletizm’de ilk kazanılan madalyanın sahibiydi... Ancak parlak olimpiyat performansının kalıcı değil dönemsel olduğu yine gözler önüne serildi. Aynı ya da yükselen bir performans grafiği yakalanamadı, Pekin Olimpiyatları Türkiyeli sporcular için oldukça vasattı.

Bu sene Londra’da duzenlenen olimpiyat oyunlarında kamuoyunu heyecanlandıran özellik takım oyunlarında başarılı takımların varlığıydı. Kadınlar voleybol ve basketbol takımları gözlelrin üzerinde olduğu ekipler oldu Londa Olimpiyatları başlarken. Atletizm’de Avrupa Şampiyonu Nevin Yanıt ve diğer koşucular Süreyya Ayhan’la birlikte koşuculuğun devamcısıydılar, madalya bekleniyordu üstelik. Güreş ve Halter dallarında yer alan sporcular durumun vehametine aldırılmaksızın madalya beklenilen yarışmacılardı.

10 Ağustos tarihine kadar kazanılan başarı güreşte Rıza Kayalap’ın kazandığı bronz ve Servet Tazegül’ün Altın madalyalarıydı. Herkes başarısızlığın ardından olduğu gibi yine eleştirilerin yöneleceği ancak durumu geçiştirmeye yönelik, sözde kesin çözümler üretilen açıklamaları bekliyordu ki gergin havanın dağıtıcısı 1500 metre koşusunda gelen altın ve gümüş madalya oldu. İlk müsabakalardan beri yaşanan başarısızlıkla adeta ortalıkta görünmeyen “yetkililer belirdi” ve halkı teskin etmeye yöneldi. Tükiye olimpiyatlarda sonunculuktan kurtuldu şimdilik, madalya ve başarı sıralamasındaki 30. sıradaki yerini aldı.

Dev adamlar, doping ve spor geleneği
Türkiye adına olimpiyatlardaki başarısızlık ve kazanılan bir avuç madalya ile sporda yeni dalga yaratılıyormuşcasına ulaşılan sevinç artık bir gelenek oldu. Belki de tek spor geleneği. Eğer Bulut, Alptekin ve Servet Tazegül’ün aslında süpriz olmayan madalyaları olmasaydı Türkiye 72 Münih olimpiyatlarından beri en kötü madalya performansını gösteriyordu ve Londra’da kötülerin en kötüsü yaşanmış olacaktı. Sporun durumu Türkiye’de öyle vahim ki son on yıldır konuşulan akılda kalıcı önemli olaylar doping, pirim ve cezalarla ilgili. Yine 2000’lerle birlikte kazanılan başarılar bir sonraki 5 yıl içerisinde korunamıyor, tekrarlanmıyor ya da üzeri kapatılmak zorunda kalınıyor.

Bunun önemli örneği, adlarına adeta açık çek yazılan, Başbakan'ın himayesine aldığı “dev adamların” finale yükselmesi olayı. Sportif başarı bir vaka haline dönüşürken, gündemde rekor prim fiyatları vardı. Atletizm federasyonunun bütçesi 2010 yılında 4 milyon TL iken basketbolcular sporcu başına 1.5 milyon TL prim kazanmıştı. Üstelik sadece finale kalarak. Yalnızca iki yıl sonra prim kazanan sporcular olimpiyatlarda yoklar. Takımları da...

Halterin son rekortmen ismi Nurcan Taylan ne yazık ki doping cezalısı durumda. Halil Mutlu ve Süreyya Ayhan da kariyerlerini dopingle sona erdiren isimler oldular bu süreçte.

Sporcular yalnız kaldı
Süreyya Ayhan ile başlayan kadın atletizminin Türkiye’de ekol olmaya doğru yol aldığı konuşuluyor bu günlerde. Spor başarıları zorlama ve anlık parlamalara dayanan Türkiye’de amatör sporlar hala yatırımsız aktivite durumunda. Okullar ve üniversiteler bünyesinde bölgesel turnuvarla gençler şansları varsa atletizm ya da sporun diğer dallarıyla tanışma fırsatı buluyor. Biraz ailenin uçukluğu ve sporcunun özverisiyle yine şans eseri turnuva sporcusu olmak mümkün. Türkiye’nin atletizmdeki tek altın madalya sahibi sporcusu Aslı Akır Alptekin'in, pistte çalışmak için Kütahya’dan Eskişehire gittiği bir spor ortamında ekol oluşumundan bahsetmek gerçekten güç. Şu bir gerçek ki Süreyya Ayhan, kadınların toplumsal her alanda baskı altında olduğu Türkiye’de yine kadın sporcular için hala ilham kaynağı ve kadın sporcular bu örneğe bakarak atletizme ilgi duyuyor.

Aslı Alptekin ve Gamze Bulut madalya kazanana kadar ortalıkta görünmeyen yetkililer birden umut saçmaya başlarken Atletizm Federasyonu Başkanı Mehmet Terzi Ntv Spor’da katıldığı programda kendisine yöneltilen, sporcuların takımlarının ve ekiplerinin eksik olduğu yönündeki eleştiriye, sözü dolandırarak cevap vermemeyi seçti. Başkan Terzi, kazanılan başarının konuşulması gerektiğini söylemekle yetindi. Nevin Yanıt ve antrönörü Cüneyt Yüksel yarışma öncesinde yarış hazırlığı için olanakları kendilerinin sağladığına dikkat çekmişti. Yanıt, antreman öncesinde engelleri kendilerinin dizdiğini söylemiş, doktor, yardımcı, malzemeci gibi teknik ekipten oluşan bir takımlarının ne yazık ki olmadığından bahsetmişti. Avrupa Atletizm Birliği Yönetim Kurulu yesi Münir Yavaş ise yine sporcu teknik ekipleri oluşturulmadığını söylerken kafile için oluşturulan kontenjanın başka kaynaklara kullanıldığına dikkat çekti.

Altyapı yok, laf çok
Olimpiyatlarda sporcular sportif ekipler yerine yönetici ekipleriyle seyahat etmiş olacaklar ki eldeki genel başarısızlığın nedenleri arasında konsantrasyon eksikliği ve gerginlik görünür halde sporcuların davranışlarına yansıyordu. Avrupa Şampiyonu Voleybol takımı bu sene Dünya Grand Prix’sinde 3. Olurken Londra’da gruptan çıkamadı. 400 metre engellide Nagihan Karadere'nin yaptığı tarzda bir hatalı çıkış oldukça ender görülürken, Karadere baskı nedeniyle konsantre bozukluğu yaşadığını itiraf etmişti.

Ancak tüm bunlara ragmen yine son konuşan Başbakan oldu ve Aslı Alptekin'i kazandığı yarıştan hemen sonra arayarak gelecekten umutlu olduğunu söyledi. Yani başarısızlık ve halkı ve sporcuyu yine anlık coşkudan faydalanarak teskin etme davranışının devam edeceğini gösterdi. Önümüzdeki dönemde büyük olasılıkla geleceğe dair planlar yapan spor yöneticilerini ekranlarda anlık başarılardan dem vururken ve geleceğe dair plan yaparken görmek yine spor kamuoyunun “kaderi” olacak.

Sporcularımız ise, bin türlü zorluğa göğüs gererek kazandıkları başarılarını, Aslı Alptekin örneğinde olduğu gibi "Başbakanlarına armağan" edecekler, TRT kameralarının önünde...

Emrah Kartal (soL)