Sayfa yolu
ODTÜ'de 'AKP ve işçi sınıfı' tartışıldı
Yayın Tarihi: 08.01.2010 , 10:00 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
MM-25 amfisinde gerçekleştirilen etkinlikte, AKP’nin yalpaladığı günlerde işçi sınıfının Türkiye siyasetine müdahale etme olasılığı tartışıldı. Panele, AKP, Türkiye’yi içinden geçirmeye çalıştığı dönüşüm sürecinde, özellikle son zamanlarda bocalarken, son aylarda gerçekleşen grevler ve TEKEL işçilerinin direnişinin bu dönüşüm sürecinde nasıl bir etki bırakabileceği sorusuyla başlandı.
İlk olarak söz alan Metin Çulhaoğlu, düzen içi siyaseti anlamada tarihsel bir metafor olarak sarkaç örneğine başvurdu. Bu örneğe göre emperyalizm gündeme geldiğinde düzen içi siyaset öğelerinin birbirlerini itmek yerine birbirlerine yakınlaştıklarını ve yakınlaştıkça da aralarındaki gerilimin arttığı belirtildi. Türkiye’de 1946’dan beri siyasetin bu şekilde işlediğini belirten Metin Çulhaoğlu, bugün birbirini çeken bu iki sarkacın bir tarafında AKP’nin, diğer tarafında ise ordu ve sivil bürokrasinin kimi öznelerinin konumlandığını vurguladı.
Türkiye siyasi tarihinde, hiçbir burjuva siyasi öznenin dış politikasının, içerideki politikalarını bu kadar şekillendirmediğini belirten Çulhaoğlu, bunun bir AKP övgüsü olmadığını, fakat AKP’nin, uluslararası konjonktür ve ABD’nin konumlanışına göre bir analiz yapmış olduğunu belirtti ve ekledi: “Eğer AKP baltayı taşa vuruyorsa, plansızlıktan değil, stratejisinin pek çok kesimi rahatsız etmesindendir.”
AKP’nin, Türkiye’de iç siyaseti, ekonomi, kamusal alan ve devletin kurumsal yapısı gibi bağlamlarda şekillendirmeye çalıştığını ve bunların büyük kısmında da başarılı olduğunu belirten Çulhaoğlu, “Daha önceki iktidarlar sermayeyle ‘al gülüm ver gülüm’ çerçevesinde bir ilişki yürüttüler, fakat AKP kendi sermayesini yaratarak kendisine görece daha mesafeli duran sermaye gruplarını zapturapt altına almaktadır” dedi. AKP’nin kendi yayın organlarıyla medyayı kendisi için “dikensiz bir gül bahçesine” çevirdiğini ve devletin kurumsallık taşıyan yapısını kendi aygıtlarına eklediğini söyleyen Çulhaoğlu, muhalefetin bugün için devreden çıkmış göründüğünü vurguladı.
Bu dönüşüm sürecinin, AKP erimedikçe sonuna kadar gideceğini ve AKP’nin gerçekten erimesi için ise “Burada ben varım” diyecek öznelerin devreye girmesi gerektiğini belirten Çulhaoğlu Zonguldak madenci eylemlerinin, Özal’ın, dönem için hayli yüksek prestijini nasıl erittiğini hatırlattı. Bu noktada, Kürt hareketinin uzun vadede böyle bir işlev göremeyeceğini ve bu iş için başat sayılabilecek faktörün sınıf hareketi olduğunu vurgulayan Çulhaoğlu, yükselen bir emekçi hareketinin AKP’yi eritecek tek faktör olduğunun altını çizdi.
Yakın dönemde, yükselen bir işçi sınıfı hareketi mümkün mü?
İkinci olarak söz alan Erhan Nalçacı, kâhin olmadıklarını, fakat tarihe bakarak bu sorunun cevabını bulabileceklerini belirtti ve YCİB’in Aralık ayı bülteninde yer alan 1963-2008 arası grev sayısı ve sınıf hareketleri hakkındaki verilerden kimi izdüşümlerin yapılabileceğini vurguladı. Bu verilere göre, 1964-1972 arasında dalgalı bir grafik çizen ve 12 Eylül ‘e kadar sürekli bir artış gösteren işçi sınıfı hareketlerinin, darbeden hemen sonra kesildiği ve bahar eylemleriyle yeniden hareketlilik gösterdiği, reel sosyalizmin çözülüşü başta olmak üzere kimi sebepler dolayısıyla günümüze kadar sustuğu belirtildi. AKP’nin iktidara gelişiyle, bahar eylemlerinde yılda 450’yi bulan grev sayısının 25’e kadar düştüğünü belirten Nalçacı, “Halkçı veyahut sosyalizan bir dönemden geçmediğimize göre, işçi sınıfının bu suskunluğu ideoloji ve emeğin köleleştirilmesi parametreleriyle yorumlanabilir” dedi.
1960’lı ve 70’li yılların solla birlikte yükselen işçi sınıfı hareketinin, özellikle reel sosyalizmin çözülüşünün ardından ideolojik bombardımana maruz kaldığını liberalleşmenin, parçalı kurtuluş modellerinin ve egemen ideolojilerin, sınıfı hareketsiz kıldığını belirten Nalçacı, AKP’nin bu durumu daha da ağırlaştırdığını vurguladı. AKP’nin yoksuldan, ezilenden yanaymış gibi gözüktüğünü, sağlıkta ve eğitimde gerçekleştirdiği piyasacı dönüşümleri halkçı reformlarmış gibi sunduğunu belirten Nalçacı AKP’nin, liberal solun da katkısıyla kendisine demokrasi havarisi görüntüsü verdiğini vurguladı.
'14 Ocak tarihi ajandaya yazılmalı'
Son 3 ayda yaşanan, eczacıların hareketi, Alevi mitingi, 25 Kasım genel grevi ve TEKEL direnişi gibi gelişmeler doğrultusunda, AKP’nin, emekçi sınıfların gözünde ceberut bir parti haline geldiği yorumunda bulunan Nalçacı, Tek-Gıda İş’in işaret ettiği 14 Ocak’taki kitlesel mitingin Türkiye işçi sınıfı tarihinde dönüm noktası olma ihtimaline vurgu yaptı. Önümüzdeki dönemde yapılması beklenen Şeker fabrikaları, sağlık ve enerji sektörü özelleştirilmelerinin ortaya çıkarabileceği hareketliliğe ve özel sektördeki daralmanın yaratacağı etkinin bu hareketliliğe eklemlenmesiyle meydana gelebilecek olan sınıf hareketindeki yükselişe yüzümüzü çevirmemiz gerektiğini belirten Nalçacı,” Bu yükselişte, sadece ekonomik anlamda değil, siyasi anlamda da hareketli ve yüzünü sosyalizme çevirmiş bir işçi sınıfı bulma olasılığımız vardır” dedi.
(soL – Ankara)
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.