Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İşçi sınıfının çalışma saatleriyle imtihanı

Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın “mesai saati 6’da başlasın, cumartesileri de çalışılsın” önerisi, burjuvazinin her fırsatta işçi sınıfının kazanımlarını geri almak arzusuyla yanıp tutuştuğunu gösteriyor. İşçi sınıfının tarihi de, mücadele edildiğinde burjuvazinin işçi sınıfı karşısında diz çökmek zorunda kaldığını…

Yayın Tarihi: 15.10.2011 , 11:10 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:26

Kapitalizmin tarihi, bir yandan da işçi sınıfı mücadelelerinin tarihi. Bu sebeple kapitalizmin tarihinde uzun çalışma sürelerinin, kötü çalışma koşullarının yanında işçi sınıfının çalışma koşullarının düzeltilmesi, iş günlerinin kısaltılması/insanca yaşamaya el verecek düzeye getirilmesi mücadeleleri de yer alıyor.

İşçi sınıfı uzun çalışma sürelerine karşı ayaklanıyor
Özellikle 19. yy kapitalist ülkelerinde 16 saati bulan iş günleri, işçilerin birkaç saat uyuklamasına ve yalnızca, ertesi gün yeniden başlayacak sömürü için kendilerini yeniden üretmelerine imkan tanıyordu. Bu kötü koşullara “ucuz iş gücü” olarak görülen çocuklar da fazlasıyla maruz bırakılıyordu. İşçileri insanca bir yaşamdan fersah fersah uzak tutan çalışma bu koşulları, işçi sınıfı mücadelelerinin temel başlığı olmuştu. Özellikle 19. yy’da iş gününün kısaltılması talebiyle yürütülen mücadeleler doruk noktasına ulaşmıştı. Dünyanın çeşitli ülkelerinde, işçi sınıfı iş günlerinin kısaltılması için örgütleniyor, grevlere gidiyordu. Önceleri, 16 saati bulan günlük çalışma süresinin 12-13 saate çekilmesi ve özellikle çocukları bu vahşi koşullardan koruyan düzenlemelerin getirilmesi için mücadele eden işçiler, zamanla çeşitli kazanımlar elde ettiler ve mücadeleyi daha ileri mevzilere taşıdılar.

Marx, Kapital'in 1. cildinde, 17 Ocak 1860 tarihli İngiliz Daily Telegraph gazetesinden şu alıntıyı yapıyor: "... 9 ve 10 yaşındaki çocuklar gece yarısından sonra saat 10, 11, 12'ye kadar boğaz tokluğuna çalıştırılıyor. Elleri, kolları ve bütün vücutları harap oluyor, kavruk ve güdük yaratıklar haline geliyorlar yüzleri bembeyaz, bütün insanlıkları yok olup gitmiş, sanki taştan yapılmışlar gibi: görünüşleri bile insana dehşet veriyor... Erkeklerin çalışma sürelerinin 18 saate indirilmesi için resmi toplantılar düzenleyen bir şehir hakkında ne düşünülebilir? Biz Amerika'nın Virginia ve Carolina eyaletlerindeki pamuk plantasyonlarının sahiplerini protesto ederiz. Oysa, oranın zenci pazarları, kırbaçları ve insan eti alışverişleri, burada, kapitalistler kar edecek diye tül perde ve yaka yapmak için, insanların bu şekilde yavaş yavaş boğazlanmasından daha mı korkunç ve tiksinti vericidir?"

İşçi sınıfı ayrı ayrı kentlerde verdiği mücadelelerle de birçok kazanım elde etti. Ancak burjuvazi bu kazanımları ilk fırsatta geri almaktan/uygulamamaktan çekinmedi. Örneğin Fransız işçileri 1848 Şubat’ında Paris’te 10 saat, diğer kentlerde 11 saatlik iş günü için verilen mücadeleyi kazanmışlardı. Ancak 1848 Haziran’ında barikatlarda yenilen işçi sınıfının bu kazanımı derhal elinden alındı. İngiltere’de de, genel oy hakkını ve işçilerin parlamentoya seçilmesini savunan Chartist hareketin ileri sürdüğü taleplerin başında 10 saatlik iş günü bulunuyordu. “Saraylara savaş, kulübelere barış” şiarıyla başlatılan mücadele sonucunda İngiliz işçi sınıfı 10 saatlik iş gününü burjuvaziye kabul ettirdi. 1 Mayıs 1848’de 10 saatlik iş günü yasası yürürlüğe girdiyse de, Avrupa’daki devrimlerin yenilmesinden güç alan burjuvazi yasayı uygulatmadı.

Ülkelerin işçileri 8 saatlik iş günü talebinde birleşiyor
İlk başlarda tek tek ülkelerde boy gösteren mücadeleler 19.yy’ın ikinci yarısına gelindiğinde daha siyasal bir içerik ve uluslar arası bir boyut kazanmaya başladı. 1859’da Londralı inşaat işçileri tarafından 9 saatlik iş günü için örgütlenen grev bir kazanımla sonuçlanmadı. Fakat işçi sınıfı bu grevden büyük bir deneyimle çıkmıştı. İki yıl sonra, 1861’de Londralı inşaat işçileri bir kez greve gittiler. Bu kez işçi sınıfı kazanmıştı: Ücretler düşürülmeden, günlük çalışma süresinin 9 saate indirilmesi kabul edildi. Ve, daha önemli adım 1866’da Amerikalı işçilerden geldi. 20 Ağustos 1866’da Baltimore’da toplanan Ulusal Çalışma Birliği Kongresi’nde Amerikalı işçiler, 8 saatlik çalışma yasasını kabul ettirmenin bir zorunluluk olduğunu karar altına almıştı: “Bugünün ilk ve en büyük zorunluluğu, bütün Amerika Birleşik Devletleri’nde, sekiz saatlik çalışmayı, normal iş günü kabul eden bir yasayı yürürlüğe koyarak, bu ülkenin emeğini kapitalist kölelikten kurtarmaktır. Bu şanlı sonuca erişene dek bütün gücümüzle çalışmaya kararlıyız.” Aynı yıl içinde, Cenevre Kongresinde I. Enternasyonal, Amerikan işçi sınıfının aldığı karara atıfta bulunarak 8 saatlik iş günü için mücadele kararı almıştı: “İş gününün sınırlandırılması önkoşuldur, bu sağlanmadan, kurtuluş yolunda atılacak diğer bütün adımlar başarısızlığa mahkumdur”. Böylelikle işçi sınıfının insanca çalışma koşulları için yürüttüğü mücadeleler uluslar arası bir boyut kazanmış oluyordu.

Ağır koşullarda altında, her türlü güvenceden yoksun çalışma şartları devam ediyordu. Ve 8 saatlik iş günü için mücadele kararı alan Amerikalı işçiler genel greve gidiyordu. 1 Mayıs 1886’da genel greve giden Amerikan işçilerinin temel sloganı “sekiz saat çalışma, sekiz saat dinlenme, sekiz saat canımız ne isterse!” idi. Yaklaşık 350 bin ABD’ li ve Kanada’lı işçi “8 saatlik işgünü” hakkı ve ağır çalışma koşullarını protesto için greve çıktı. İşçi sınıfının bu haklı isyanı sonucu Şikago’da sokağa çıkan 40 bin işçinin üzerine saldıran polis ve patronların anlaştığı sokak çeteleri bir katliam başlattılar. Polisin işçilerin üzerine ateş açması sonucu 4 işçi yaşamını yitirdi. Ardından ülkede işçilere ve mücadelesine karşı büyük bir saldırı dalgası başladı. Birçok işçi işinden atıldı ve işçilerin “8 saatlik işgünü hakkı” için önderlik edenler tutuklanarak idamları istendi. 1886’yı izleyen yıllarda burjuvazinin terör dalgasına karşı işçi sınıfı yeni bir toparlanmaya gitti. Aralık 1888’de St. Louis’de yapılan Amerikan İşçi Federasyonu kongresinde, sekiz saatlik işgününe yönelik mücadelenin canlandırılması kararı alındı ve 1890 1 Mayıs’ı sekiz saatlik işgününü patronlara dayatma günü olarak belirlendi. Sonuç bildirgesi, yönetim kuruluna etkin bir kampanya düzenleme görevi verdi. Sekiz saatlik işgünü için kitlesel gösterilerin gerçekleştirileceği eylem günleri belirlendi. Kampanya 1 Mayıs 1890’da yapılacak geniş katılımlı bir genel grevle doruğa ulaşacaktı. 1890’ın kazanımları binlerce işçinin 8 saatlik iş günü hakkını kazanması, ücretlerin ve sendika üye sayılarının artması olmuştu.

Avrupa da mücadeleye katılıyor
Amerika’da bunlar yaşanırken Avrupa’da da işçi hareketi güçleniyor ve canlanıyordu. İngiltere, Fransa, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerindeki işçi örgütleri Amerikalı işçilerin kararlılığını desteklediler ve mücadeleyi yükseltmek için adımlar attılar. Paris’te 1889 yılında toplanan Uluslararası İşçiler Kongresi, sekiz saatlik işgünü talebi için mücadeleyi en önemli gündem olarak belirledi. Bunun üzerine Fransız sendikalarının temsilcisi, Bordeaux’lu işçi Lavigne, bu talebin tüm ülkelerde aynı gün gerçekleştirilecek bir iş bırakma eylemi ile dile getirilmesini teklif etti. Kabul gören karar şöyleydi:

“Belirli bir günde büyük bir uluslararası eylem düzenlenecek, bu gösteride tüm ülke ve şehirlerdeki işçiler aynı anda devlet yetkililerine seslenerek sekiz saat hakkını ve Uluslararası Paris Kongresi’nin diğer kararlarını uygulamalarını talep edeceklerdir. Böyle bir eylemin Amerika İşçi Federasyonu’nun St. Louis’deki Aralık 1888 kongresinde 1 Mayıs 1890 olarak belirlemesinin ışığında, 1 Mayıs uluslararası gösteri günü olarak benimsenmiştir.”

Böylece Kongre ilk Uluslararası 1 Mayıs eyleminin fitilini de ateşlemiş oldu.

Türkiye işçi sınıfı günde kaç saat çalışıyor?
Disk’e bağlı Sosyal-İş sendikasının geçtiğimiz yıl hazırladığı rapora göre Türkiye işçi sınıfının günlük çalışma süreleri son 20 yıldır, sürekli artış gösteriyor. Rapor, hiçbir yasal düzenlemelere uyulmaksızın belirlenen fiili çalışma süreleri, kötü ve güvencesiz çalışma koşullarını gözler önüne seriyor.

Raporda çalışma süreleri için yasal düzenlemeler şöyle anlatılıyor:

“İş Kanunları’nda haftalık çalışma süresi 45 saat olarak tanımlanmış, bir yılda yapılacak fazla çalışmaların toplam süresi ise 270 saat ile sınırlandırılmıştır. Fazla çalışmaların üst sınırı olan 270 saat 52 haftaya bölündüğünde 1 haftaya ortalama 5,2 saat düşmektedir. Dolayısıyla işçilerin bir yıl içinde haftalık ortalama çalışma süresi en fazla 50,2 saat olabilir.”

Fiiliyata gelindiğinde ise hem yasal sınıra uymayan sürelerde çalıştırılan işçi sayısı, hem de fiili çalışma süreleri artıyor:

“Oysa Türkiye’de fiili çalışma süreleri, özellikle de özel sektör işçileri açısından yasal üst sınırın çok daha üstünde gerçekleşebilmektedir. Son 20 yılda haftalık fiili çalışma sürelerinde ciddi bir artış yaşanmıştır. 50 saatten fazla çalışanların ücretliler içindeki payı giderek artmıştır. Öyle ki 1988 yılında haftada ortalama 50 saatten fazla çalışanların tüm ücretliler içindeki payı yüzde 28,9 iken bu oran 1999 yılına gelindiğinde yüzde 37,6’ya 2008 yılına gelindiğinde ise yüzde 46,6’ya yükselmiştir. Yani bugün itibariyle Türkiye’de yaklaşık olarak her iki emekçiden biri yasal üst sınırın üzerinde haftalık çalışma süreleri ile çalıştırılmaktadır.

1989 yılından 2008 yılına gelindiğinde haftada 50 ila 59 saat arasında çalışanların oranı yüzde 13,4’den yüzde 17,7’ye haftada 60 ila 71 saat arasında çalışanların oranı yüzde 10,5’den yüzde 19,3’e, haftada 72 saatten fazla çalışanların oranı ise yüzde 5’den yüzde 9,6’ya yükselmiştir. Böylece son 20 yılda emekçilerin çalışma süreleri kayda değer oranda artmış uzun çalışma süreleri adeta bir kural haline gelmiş, emekçilerin dinlenmeye ve çalışma dışı yaşama ayırdıkları süre kısalmıştır. “

(soL – Haber Merkezi)

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.