Erdoğan'a "fikir"li meydan okuma

Başta Başbakan Erdoğan, gerici cenah haftasonu yapılan öğrenci protestolarından bu yana "Bunların fikri yok, neyi niye protesto ettikleri bile belli değil" derken, TKP'li Öğrenciler'den mektup geldi.
Cuma, 10 Aralık 2010 17:10

Dolmabahçe'de Tayyip Erdoğan'ı protesto etmek isteyen öğrencilerin maruz kaldığı sert müdahalenin ve Ankara Üniversitesi'nde yaşananların ardından TKP'li Öğrenciler bir mektup yayınladı. Mektup yarın saat 15.00'da Galatasaray Lisesi'nin önünde yapılacak bir basın açıklamasıyla kamuoyuna duyurulacak. TKP'li Öğrenciler'in mektubunu yayınlıyoruz:

"Herkes dinlesin!
Bizim de söyleyeceklerimiz var
Başbakana, öğrenci kardeşlerimize, hocalarımıza, aydınlara ve halkımıza...

Sayın Başbakan,

Geçtiğimiz haftalarda, neredeyse tamamı yandaş olan üniversite rektörleriyle toplantılar gerçekleştirdiniz. “Yandaş” diyoruz zira rektörlük seçimlerinin hali ortada. Akademik kadro içinde yapılan oylamanın sonuçları her yerde önemsizleşmiş durumda. Hükümetinizle yakınlığı olmayan bir rektör adayının üniversitesinde aldığı oy ne olursa olsun atanma ihtimali sıfır. Hükümetinizle iyi ilişkileri olan bir rektör adayının ise aldığı oyla pek orantılı olmayan bir biçimde rektör seçilme olasılığı yükseliyor. Üniversiteyi susturmak, sindirmek ve yandaşlaştırmak için yaptıklarınızın bir parçası olarak gerçekleştirilen sözkonusu toplantıları protesto ettik. Bu nedenle hükümetinizin atadığı ve yine oldukça “yandaş” oldukları herkesin malumu olan bürokratlarınız güvenlik güçlerini üstümüze salarak sesimizi kısmaya çalıştı. Bu saldırılarda ve sonrasında işler umduğunuz gibi gitmeyince “biz sizi çağırmadık ki” dediniz. Şundan emin olabilirsiniz, üniversitelerin gerçek sorunlarını ele almaktan uzak, hükümetle yandaş akademik yöneticilerin bir tür nikah fotoğrafı olarak kurgulanmış bu toplantılara davet edilmekten ancak utanç duyardık.

Sonra bu da yetmedi, “kendilerini bilerek dövdürtüyorlar” dediniz. Şunu iyi bilmelisiniz ki, bu ülke için, bu ülkenin çilekeş insanlarının mutluluğu için her türlü zorluğa ve zorbalığa göğüs gerebiliriz. Lakin siz bizim sesimizi kısmaya çalışıyorsunuz. Bize bu günlerde yapabileceğiniz en büyük kötülük de bizleri dövmek ya da dövdürmek değildir. Bizi susturmak istiyorsunuz ve bizim başımıza gelecek asıl felaket karşılaşacağımız ağır şiddet değil, sizin bunu başarmanız ve bizim sesimizi kesmeniz olur.

Herkesi susturduğunuzu sandığınız bir sırada ülke gündemine giren öğrenci protestolarını bu kez “marjinal grupların işi” olarak yaftalamayı denediniz. Ülkeyi karanlığa sürükleyen politikalarınıza destek vermeyen herkeste bir “marjinallik” aradığınızı bilmeyen yok zaten. Lakin bu sefer sormak ihtiyacı duyuyoruz: Marjinallik daha çok sizi ve çevrenizde toplanmış bulunan ekibi tarif etmiyor mu? Çocuklarına gemiler alan, İsviçre bankalarında hesaplar açtıran, çok küçük yaşta şirket sahibi kıldığı evlatlarının zaman kaybetmeden zenginleştiğini gören kaç kişi var bu ülkede? Toplumsal ortalamanın çok dışında, toplumun genelinin paylaştığı bir kaderden fazlasıyla ayrı bir kaderi olan, Türkiye'nin “marjında” duran açık ki sizsiniz.

Bizim, “entelektüel düşünceden yoksun” olduğumuzu iddia ettiniz. Hadi siz de kabul edin. “Entelektüel” kelimesi ağzınızda gülünç duruyor. Hal böyleyken, bize “düşünce” dünyasında meydan okumanız da bizim için bir üzüntü kaynağı oldu. Biz ki, fikir adamlıkları ile aydınlıkları ile ülkemiz entelektüel yaşamındaki vazgeçilmez yerleri ile gurur duyduğumuz Nazım Hikmet'leri, Aziz Nesin'leri, Sabahattin Ali'leri, Rıfat Ilgaz'ları örnek alırız. Cahit Arf'ın, Mustafa İnan'ın, Necdet Bulut'un, Behice Boran'ın, Pertev Naili Boratav'ın kurduğu ve ders verdiği kürsülerde okuyor olmak bizi onurlandırır.

Bir de bizim solculuğumuz var. Siz bunu çok önemli bir istihbarat, devlet görevlilerinin açığa çıkardığı büyük bir giz olarak sunuyorsunuz. Oysa yurttaşlarımız böyle olduğunu ve başka türlü olamayacağını zaten biliyor: Bizler solcuyuz! Hiç düşünmüyor musunuz, ülkemiz düşünce hayatından sol düşünceli yazarları, edebiyatçıları, aydınları çektiğinizde geriye “entelektüel düşünce” namına ne kalır? Solculuktan emekli (dönek kelimesinden onlar pek haz etmezler) birkaç kalem ağasının küfür yazılarında söylediklerine fazla güvenmiş olabilir misiniz? Onlar size çok büyük erdemler vehmediyor olabilir ama siz yine de bize seslenirken kendinizi “entelektüel düşünür” numunesi olarak görmemeliydiniz.

Bilimi ve bilimsel düşünceyi din adamlarının fetvalarına ezdirmiş bir hükümetin başındasınız. Karşı görüş belirten yurttaşlara sizin ve çevrenizdeki diğer yöneticilerin nasıl muamele ettikleri bilinmiyor değil. “Ananı al da git lan” gibi vecizelerinizi ülkemiz entelektüel yaşamına önemli katkılar olarak görmeye başlamış olduğunuzdan korkuyoruz. Bu halinizle bütünüyle karikatüristlerin ilgi alanına terk etmek durumunda kalırız sizi.

Bir de bizi karşılaştırdığınız 68 kuşağı var. Bu ülkenin geçmişindeki üniversiteli genç aydınlara kafanızı takmışsınız belli ki… Haklısınız, belki bizler tek tek 20'li yaşlarımızı sürüyoruz şu anda, ama “biz” bu memleketin üniversitelerinde çok eskiden beri varız. Hatırlarsınız, siz Adnan Menderes kılığında karşımıza çıkmıştınız, memleketi inim inim inletiyordunuz. Biz sokaklara dökülüp hürriyet istemiştik, eşitlik istemiştik. O zaman da üstümüze polisinizi salmıştınız. Birimiz öldürülmüştü hatta. Turan Emeksiz'di adı… Sonraki zamanlarda siz bu sefer Süleyman Demirel kılığına bürünmüştünüz. Sene 1968'di. Siz Amerikalılarla memleketi batırmanın hesabını yapıyordunuz. Biz Amerikan askerlerini denize dökmüştük Dolmabahçe'de. Deniz Gezmiş'tik…

Siz, Kenan Evren oldunuz sonra, Turgut Özal oldunuz. Sonunda Tayyip Erdoğan kılığında çıktınız karşımıza. Hep gericiydiniz, Amerikancıydınız, halka düşmandınız. Hâlâ öylesiniz. Şunu asla unutmamalı ve artık hazmetmeye başlamalısınız: Siz var olduğunuz müddetçe, biz de var olacağız. Karanlığı savunanlar varsa, aydınlık için ateş yakanlar da olacaktır. Halka zulmediliyorsa, onun hakkını savunanlar da olacaktır. Bunlar arasında üniversiteli gençlerin kendi onurlu yerlerini almaları kadar doğal ve kaçınılmaz bir şey de olamaz.

Ne sanmıştınız ki? Rektörlük koltuklarına yandaşlarınızı yerleştirip, kampusları polisle doldurunca öğrencilerin de susacağını mı düşünmüştünüz? Sizin ve arkadaşlarınızın gözü kendi çıkarlarından başka bir şey görmüyor diye, sizlerin gözünü para ve kâr hırsı bürüdü diye, bizlerin de öyle olacağını mı sandınız? Öyle görünüyor ki aldanmışsınız. Hayatta her şey çıkardan ibaret değildir Sayın Başbakan. Dünyada mekanı, ahret için imanı “maksimize” etmeye odaklanmışsınız. Oysa inandığımız değerler vardır. Hürriyet deriz, eşitlik deriz, aydınlanma deriz, bağımsızlık deriz. Bunlar uğrunda da hiçbir fedakarlıktan kaçınmayız.

Bir de gerçekten merak ettiğimiz bir şey var. Bizi hiçbir şeyi beğenmeyen, maraza çıkartmaktan başka bir şey bilmeyen ve düşünmeyen hastalıklı muhalifler olarak görüyorsunuz. Gazetecileriniz (çok tekrarlıyoruz bu kelimeyi ama ne yapalım), yandaş gazetecileriniz bunu işliyor siz konuşmalarınızda sözü hep buna getiriyorsunuz. Meclisteki muhalefet partilerini böylesine hastalıklı bir gençlik kesimini kışkırtıp şımartmakla suçluyorsunuz.

Şaka mı yapıyorsunuz?

Size sadece muhalefet eden, önünde sonunda sizin yolunuza gelip, sizin yaptıklarınızı yapacak olanların “maraza çıkartan” muhalefeti ile bizi nasıl karıştırırsınız.

Biz bu ülkenin vicdan sahibi, beynine ve yüreğine emek veren gençleriyiz. Sizin de gayet iyi bildiğiniz gibi sosyalist üniversitelileriz.

Biz bu ülkenin değişmesi gerektiğini söylüyoruz.

Biz bu ülkenin nasıl değişmesi gerektiği hakkında da çok fikre sahibiz. Bu fikirleri tartışmak, halkımıza, okullarımızdaki kardeşlerimize, dünyaya anlatmak için sokağa çıkıyoruz.

Anlamamış olamazsınız: Biz protestocu değiliz. Biz sadece sizi protesto etmiyoruz. Biz farklı bir Türkiye istiyoruz.

Belki de böylesi işinize geliyor:

“Bunlar ülkenin tarihi binaları özelleştirme ile çerez parasına yabancı sermayeye peşkeş çekilmesin, bu operasyonların yapılması uğruna yanlışlıkla (!) yakılmasın istiyor” diyecek haliniz yok ya!

“Bunlar üniversitelerin özel çıkara, kâr hırsına, paralı eğitime terk edilmemesini, şirket çıkarlarının değil halkın çıkarlarının belirlediği bir eğitim sistemimizin olmasını istiyor” da diyemezsiniz.

“Bunlar artık ülkenin en güvenilir bilinen sınavlarına bile hile karıştıran, ülkenin tüm kurumlarında örgütlenmek için başvurmadığı desise kalmayan cemaati istemiyor” hiç demezsiniz.

Bize de bu yüzden “tatminsiz, deli bozuk, yıkıcı ve hastalıklı ruhlar” tanımlaması uygun görülüyor, tarafınızdan.

İyi de bu kadar kolay mı? Bir kişiyi hep kandırabilirsiniz, herkesi zaman zaman kandırabilirsiniz ama herhalde koca bir halkı sonsuza kadar kandıramazsınız. Bizim ne olduğumuz ve ne istediğimiz ortadadır, sizin tercümanlığınızın bu gerçeğin anlaşılmasına engel olamayacağını çok iyi biliyoruz, siz de bilseniz iyi olur.

Sayın Başbakan,

Şimdilik size söyleyeceklerimiz bunlar. Daha fazlasını duymak isterseniz biz buradayız. Sizin tahta kurulacağınız, bizim de dizimizi kırıp çevrenize toplanacağımız saray kahvaltılarına değil ama eşit koşullarda yapılacak bir tartışmaya da geliriz. Sopa, bıçak ve yumurta getirmeden gelmemizi istemişsiniz. Sopa ve bıçak konusunu üniversitelerde sizin tetikçiliğinizi yapan milliyetçi ve islamcı gruplarla konuşmanız gerekir. Yumurta konusunda ise teklifimiz çok açık: Siz biber gazınızı, copunuzu evde bırakıp gelin, biz de yumurtamızı!

Geçerken sormadan da edemiyoruz. Üniversitelerde son 3 yılda onlarca bıçakla yaralama olayı yaşandı. Hatta hatırlarsanız Akdeniz Üniversitesi'nde silah çekip etrafa ateş açan bir mukaddesatçı, milliyetçi öğrenci vakası da var. Ne oldu? Bunlarla ilgili herhangi bir işlem yapıldı mı? Akdeniz Üniversitesi'nin artık bir “ikon” haline gelmiş sakallı tetikçisi gerçekten cezasını aldı mı? Marmara Üniversitesi'nde durakta aynı üniversitenin bir öğrencisini yaralayan kişi hakkında, onlarca tanığa rağmen bir dava bile açılmamasını nasıl yorumlamalıyız. Yoksa sizin aslında “öğrencinin bıçaklı, kasaturalı ve satırlı olanını sevdiğiniz” sonucuna mı varmalıyız?

Sayın Başbakan,

Size söyleyeceklerimiz bunlar.

Sevgili kardeşlerimiz, üniversiteliler,

Biz TKP'li öğrenciler, sizleri size giydirilen gömleği yırtıp atmaya çağırıyoruz. Bu ülkeyi kötü yönetiyorlar. Bu ülke halkına kötü şeyler yapıyorlar. Üniversiteleri de kötü yönetiyorlar, biz üniversite öğrencilerine de hep kötü şeyleri layık görüyorlar.

Bir araya gelip kaynaşmaktan, sözümüzü birleştirip güçlendirmekten başka çaremiz var mı?

Bizim yanımıza gelin. Sadece eylem için, protesto için, omlet yapmak için değil. Okumak için, anlamak için, söylemek için, anlatmak için yan yana gelelim.

Biz başka türlü bir ülke istiyoruz. Başka bir düzen kurmak gereğine inanıyoruz. Siz bugün var olandan memnun musunuz? AKP'nin “cumhuriyetin birincisi bitti, ikincisini veriyoruz” dediği noktada sizin de kan beyninize çıkmıyor mu?

Herhalde coplardan ürkmüyorsunuz… Çünkü inip kalkan coplar aslında hop oturup hop kalkanın, asıl ürkmüş olanın onlar olduğunu gösteriyor.

Bize elinizi verin, yolumuzu birlikte oluşturalım.

Saygıdeğer hocalarımız, akademisyenler,

Tayyip Erdoğan'ın rektörlerle yaptığı ve bilim düşmanı gerici politikaları meşrulaştırmaya hizmet edeceği başından itibaren belli olan toplantılar karşısında, üstelik dışarıda kendi öğrencileri polis saldırısına maruz kalırken, bir tek rektörümüzün bile “bu riyakarlığa ortak olmayacağım” dememesi bizi şaşırtmadı, ama üzdü.

Sizlerin olup bitenlere tepki gösteren, öğrencisine sahip çıkan adımlarınız ise bize güç ve moral verdi.

Fakat bizim sizden istediğimiz başka bir şey var.

“Akademiyi” onlara bırakmayın. Aydın olmanın, fikir adamı olmanın kariyerist tüccarlarla hesaplaşmaktan geçtiğini düşünüyoruz. Lütfen bunu yapın.

Ve bizim yanımızda olun. Özgürlük istiyoruz. Eşitlik istiyoruz. Bunların arkasında sizi de görmek istiyoruz.

Biz saray sofralarında Türkiye'nin geleceğine dair bir fikir alışverişinin olabileceğine inanmıyoruz. Tayyip Erdoğan, saray sofralarında kendisine kulluk etmekten gocunmayacak kişilerle toplandığında bizi çağırmayacaktır ve çağırmamalıdır da…

Fakat biz sizinle üniversitelerimizin, ülkemizin geleceğini konuşmak, buna göre birlikte harekete geçmek, gerçeklere birlikte ışık tutmak isteriz.

Sevgili aydınlarımız, ülkemizin diri ve onurlu akılları,

Biz sadece üniversitelerimize yönelmiş bir saldırıyı göğüslemiyoruz. Biz bugün akla yönelmiş bir saldırının karşısında direniyoruz.

Parayla satın alınmayı, copla sopayla korkutulmayı, karanlık yalanlara kafa sallayıp, yalana kendini inandırmayı içine sindiremeyenlerin yanında olmak, aklını ve vicdanını onlarla paylaşmak değil midir aydın olmak?

Bize yönelen yalanlara, bizi ezmeye, sindirmeye, susturmaya ya da utandırmaya yönelmiş yaralayıcı sözlere karşı bir dayanağımız da sizsiniz. Aklınızı, yüreğinizi, emeğinizi istiyoruz.

Bizimle olun.

Ve son olarak halkımız, size sesleniyoruz,

Size yutturulmak istenen acı yalanları elinizin tersiyle itmenizi istiyoruz.

Biz sizin yaşadıklarınızı gördükçe, öğrendikçe ve böyle olmasının bir kader olmadığını anladıkça “yolumuzu seçmemiz” gerektiğine karar verdik.

Okulumuzu bitirelim, hayatta üretken olalım, işimiz gücümüz olsun, tamam! Bunların hepsi iyi, hepsi doğru…

Fakat ya bunları mücadele etmeden, kendi varlığımızı ortaya koymadan yapamayacaksak?

Bizi destekleyin, bize sahip çıkın.

Çünkü biz sizin KPSS'yi bilmem kaçıncı kere kazanamadıktan sonra bir odada kendini asan oğullarınızız. Biz dershane parası için aldığı borcu denkleştiremeyip hapse giren anacığının durumunu onuruna yediremediği için kendi canına kıyan evlatlarınızız. Biz, yıllarca bir yandan atama bekleyip bir yandan asgari ücretin yarısı karşılığında sözleşmeli öğretmenlik yapan kızlarınızız. Biz üniversiteyi bitirdikten sonra bilmem kaç yıl daha baba evinde oturup üretkenlikten uzak, utanç içinde yaşayıp duran çocuklarınızız.

Biz sizin sessiz kalıp boyun eğdiğiniz her şeyin faturasını hayatıyla ödeyecek olanlarız.

Bizden sizin yapamadığınız her şeyi yapmamızı beklersiniz. Sonuçta her ana baba biraz böyledir.

Diyoruz ki, biz bu ülkeyi değiştireceğiz. Siz yapamamıştınız. Biz yapacağız.

Üstelik bu sefer gerçekten yapmak için çok neden var. Bu ülkenin aydınlık geleceğine inanmak için çok neden var.

Her şey bir yana, haksızlığa ve zorbalığa karşı bitmeyen bir direnç var. Güzel ülkemizin yıllarca biriktirdiği potansiyelleri ortada… Bu sefer değiştirebiliriz.

Siz yanımızda olacak mısınız?

Yoksa örümcek kafalı köşe yazarlarının gazlamasıyla bizden utanmayı, ikide bir arayıp “aman yavrum etliye sütlüye karışma” demeyi mi tercih edeceksiniz?

Sizi yanımıza çağırıyoruz.

Türkiye Komünist Partili Üniversite Öğrencileri"

(soL - Haber Merkezi)