Eğitimde Sınıf Tavrı'ndan kamuda türban açıklaması: 'Memur Sen’in Özgürlüğü Bizim Esaretimizdir!'

Eğitimde Sınıf Tavrı bir açıklama yayınlayarak Memur-Sen'in "sivil kıyafet" adı altında kamu kurumlarına fiilen türban sokma çabalarına tepki gösterdi.
Pazar, 17 March 2013 20:09

Eğitimde Sınıf Tavrı, kılık kıyafet yönetmeliğine uymayarak devlet dairelerinde "sivil’ kıyafetle" görev yapmaya başlayacağını açıklayarak türbanı fiilen kamuya sokmaya çalışan Memur-Sen'e tepki gösterdi. Açıklamada, "Memur-Sen’in Özgürlüğü Bizim Esaretimizdir!" denilirken, Eğitim-Sen'e kamuda yaşanan gericileşmeye karşı mücadeleyi yükseltme çağrısı yapıldı.

Eğitimde Sınıf Tavrı tarafından yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:

Bir kez daha haykırıyoruz: Memur Sen’in Özgürlüğü Bizim Esaretimizdir!
2013’ün ilk günlerinde Memur Sen kamuda kılık kıyafet ‘özgürlüğü’ için imza kampanyası başlattığında verdiğimiz ilk tepki ‘Memur Sen’in Özgürlüğü Bizim Esaretimizdir!’ olmuştu. 18 Mart Pazartesi gününden itibaren kılık kıyafet yönetmeliğine uymayarak devlet dairelerinde ‘sivil’ kıyafetle görev yapmaya başlayacaklarını ilan ettiler. Şimdi tekrar haykırıyoruz: Bu esareti kabul etmeyeceğiz!

Buna esaret diyoruz, çünkü kıyafet özgürlüğü ve sivil kıyafetin onlar için ne anlama geldiğini biliyoruz. Örneğin Memur Sen “ailesi” üyesi Eğitim Bir Sen’in 15 Mart tarihli, bahsi geçen imza kampanyasına ilişkin açıklamasının son cümlesi şöyle: “Hükümetten beklentimiz kamuda çalışmak için kadınlara başı açık olmayı dayatan, temel hak ve hürriyetler açısından düşünüldüğünde ise başörtülü bayanlara zulmeden ucube yönetmeliği, darbecilerle birlikte tarihin çöp sepetine atmasıdır.” Açıklama boyunca kamuda kıyafet özgürlüğünü kadının örtünmesiyle özdeşleştiren gerici zihniyet, bu söylemi 1980 darbesi karşıtlığı denklemi içinde çözmeye çalışmakta.

Eğitim Bir Sen’in Pazartesi gününden itibaren serbest kıyafetle okullara gitme çağrısına karşı, aynı gün sendikamız Eğitim Sen’in yaptığı açıklamada eşitliğin yanısıra “bilimsellik ve laikliğin eğitim hakkının önemli bir güvencesi olduğuna” yönelik tespitinin arkasındayız. Ancak aynı açıklamada sendikamızın Eğitim Bir Sen’in kurduğu “darbe karşıtlığı” denklemine su taşıyan, “biz de darbe yönetmeliğine karşıyız”, “bunu biz de söyledik” söylemi çeşitli sakıncalar içermektedir. Bu yaklaşım Eğitim Bir Sen’in somut olarak eğitim hizmeti üretirken türban ve başka dini sembollerin kullanılmasını bir özgürlük sorunu olarak ele almasına ve fiili olarak bunu hayata geçirmesine karşı ürettiği yanıtı muğlaklaştırmaktadır. Herhangi bir dini sembolün eğitim hizmetinin bir parçası haline gelmemesi okulun bütün bileşenlerinin hak ve özgürlüklerinin güvencelerinden birisi olarak değerlendirilmeli, bu konudaki yaklaşımımız netlikle ifade edilmelidir. Ülkemizde öğretmen hareketinde aydınlanma ve laiklik mücadelesinin tarihsel sürdürücüsü sendikamız Eğitim Sen, bu mücadelesini yükseltmelidir!

Memur Sen’in bahsi geçen kampanyasını başlattığı ilk günlerde (2 Ocak 2013) Eğitimde Sınıf Tavrı olarak “Memur Sen’in Özgürlüğü Bizim Esaretimizdir!” başlıklı bir açıklama yapmıştık. Eğitim Bir Sen’in 18 Mart günü fiili olarak serbest kıyafetle okullara gideceğini açıklamasının ardından, arada geçen zamanda geçerliliğini kanıtlamış açıklamamızı tekrar dikkatinize sunuyoruz:

Memur Sen’in Özgürlüğü Bizim Esaretimizdir!
İnsanlığın ilerici birikimini temsil eden özgürlük gibi kavramlar, ülkemizde uzun süredir bu birikime savaş açmış gerici-muhafazakâr kesimin elinde kendi fikirlerine meşruluk kaynağı sağlamak için kullanılmaya çalışılıyor. Özgürlük kavramı doğası gereği gerici düşünceye karşıt olduğundan, bilimi ve aydınlanmayı prangalara vuran bir zihniyet, bu kavramın içeriğini boşaltarak ya da başkalaştırarak karşımıza çıkarmaya çalışıyor. Bugün muktedir olan ancak halen mağduru oynamaya devam eden bu zihniyetin sürekli özgürlük diye bağırması ise ancak gericiliğin takiyyeci yüzünü daha fazla ortaya koyuyor.

AKP döneminde büyüme rekorları kıran Memur-Sen bir kez daha aynı oyunla karşımıza çıkıyor, özgürlük söylemi altında gericiliği meşrulaştırmaya çalışıyor. Bu konfederasyona bağlı Eğitim Bir Sen’in önerdiği ve hızla hayata geçirilen 4+4+4 rezaleti ortadayken, bu kapsamda müfredata ekledikleri seçmeli derslerin okulların çoğunda nasıl zorunlu hale getirildiği henüz hafızamızdayken, okullarda kolsuz tişört giymesi dahi yasaklanan öğrencilerin başlarında türban sıradanlaşmışken, bize özgürlük masallarınızı yutturamazsınız. Kız çocuklarının türban nedeni ile okuyamadığını ileri sürenler 4+4+4 yasasıyla 136 bin öğrencinin okulu bırakmasını da türbanla mı açıklayacak?

Gericiliğin kadına biçtiği rol onu eve hapsederken, bir taraftan da kadının çalışma yaşamına katılması üzerinden türban savunusunun yapılması ancak riyakârlıkla açıklanabilir. Bir taraftan işsizliğin sebebi olarak çalışan kadınları gösteren, 3-5 çocuk yapması istenen kadının yeri evidir diyen dinci-muhafazakâr zihniyet, bir taraftan da kadının kıyafetinden dolayı çalışma yaşamına katılamadığını iddia etmektedir.

Türkiye sağının öteden beri gerici yaşam tarzını dayatırken takiye yapması alışageldiğimiz bir durumdur. Fakat onların dışında olup kıyafet serbestliğini hala özgürlük sorunu olarak ele alanların memlekete bir kez daha dönüp bakmalarını salık veririz. Türbanı özgürlük olarak savunanlara yönelik eleştirileri ‘baskıcılıkla’ ve ‘elitizimle’ nitelendirenlerin, şimdi iktidardaki dinci-muhafazakârların kadınların en temel haklarını (yaşama, çalışma, serbest dolaşma, spor yapma ve nicelerini) gasp ederken örtünmenin nasıl merkezi bir yerde durduğunu görmemeleri imkânsız.

Özgürlük Ancak Eşitlikle Birlikte Mümkündür!
Dinci-gerici zihniyet kadını erkeğin eşiti olarak görmez. Buna dayalı söylemleri, politikaları son yıllarda hemen her gün gördük, görüyoruz. Öte yandan AKP iktidarında derinleşen sınıfsal ayrımlar her seferinde türbanla örtülmek istenmektedir. Türban yandaş sendika ve iktidar için sadece dinsel bir simge değil aynı zamanda gerçeklerin üzerini örtme aracı haline de gelmiştir. Türban, memleketi savaş bataklığına itenlerin, köle pazarı yaratanların işbirlikçiliğini ve işçi düşmanlığını örtmeye yetmeyecektir. Özgürlük ancak eşitlikle mümkündür ve kadını her türlü toplumsal esaretten kurtaracak olan ise eşitlik ve özgürlük mücadelesinin birlikte sürdürülmesidir.
Bir kez daha vurguluyoruz. Bizler AKP’nin gölgesinde sendikacılık yapanların, gericilikle örtülmüş akıllarıyla kadınlara özgürlük getirdiklerini iddi edenlerin, özgürlük mücadelesi vereceklerine de inanmıyoruz. Bütün kamu emekçisi dostlarımızı bu konfederasyonun özgürlük masallarına kulak asmamaya, kendilerini sahibi AKP ile baş başa bırakmaya çağırıyoruz. Eşitliğin ve aydınlanmanın mücadelesini sürdüren emekçiler özgürlük düşümüzü bu konfederasyonun karanlığına bırakmamalı, Memur Sen’in özgürlüğünün bizim esaretimiz olduğunu bilmelidir.

(soL-Haber Merkezi)