Fidel, İsmail Kahraman gibilere cevabı 19 yıl önce vermişti: Che gibi olacağız!

Bir devrimci, bir komünist örneği arandığında, daha üstün bir sembol, daha iyi bir imaj, daha kesin bir düşünce bulunamaz. Böyle söylüyorum, çünkü buna inanıyorum. Buna her zaman inandım. Bu inanç belki de bugün, 18 Ekim 1967'de "Savaşçılarımız, devrimcilerimiz, militanlarımız, çocuklarımız nasıl olmalıdır?" diye sorduğum ve "Che gibi olmalarını istiyoruz, çünkü Che bu yeni insanın, komünist toplumun bu onurlu insanının canlı bir örneğidir.” cevabını verdiğim andan çok daha derindir.
Haber Merkezi
Pazartesi, 29 Ağustos 2016 14:04

soL'un notu: TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın Che Guevara'ya "eşkıya" demesinin ardından büyüyen tepkileri, aslında Fidel Castro Ruz, bundan 19 sene önce yaptığı bir konuşmasında dile getirmişti. Fidel'in "Che'nin düşünceleri bugün de bütünüyle geçerlidir" başlıklı konuşması 8 Ekim 1987 tarihinde, Che'nin katlinin 20. yıldönümünde yapılmıştı. Bu konuşmanın çevirisi, 1996 basımlı, Carlos Tabada imzalı "Che'de Sosyalist Bilinç ve Geçiş Dönemi Ekonomisi" isimli kitapta yer alıyor. Kitap, "Çözüm Yayıncılık" tarafından yayımlanmış. soL olaraki yalnızca ufak düzeltmeler yaptığımız bu konuşmayı yayımlıyoruz. Konuşmanın İngilizcesi, In Defense of Communism blogunda da yer alıyor.


Yaklaşık 20 yıl önce, 18 Ekim 1967'de, Devrim Meydanı'nda yoldaş Ernesto Che Guevara'ya saygı ve minnetimizi ifade etmek üzere, çok büyük bir kalabalık olarak toplanmıştık. Orada, Vado del Yeso'da, Yuro Koyağı'nda meydana gelen ve basın ajanslarına göre, Che'nin de savaşta şehit düştüğü olaylara ilişkin haberler aldığımız çok zorlu, çok acı günlerdi o günler...

Bu haberlerin kesinlikle güvenilebilir olduğunu anlamakta gecikmedik. Hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak haberler ve hatta fotoğraflar yayımlanmıştı. Günler boyunca haberler akmaya devam etti; ta ki bir araya gelen bütün bu bulgularla -bugün bilinen birçok ayrıntıyı o günlerde bilmediğimiz halde- bu büyük toplantıyı, düşen yoldaşımıza son saygımızı ifade ettiğimiz böylesine görkemli bu gösteriyi düzenlediğimiz ana kadar.

Bugün 8 Ekim, onun savaşta düştüğü günden bu yana 20 yıl geçti. Bugün sahip olduğumuz güvenilir tanıklıklara göre, yaralı ve silahsız bir durumdayken tutsak düştü. Ertesi gün de katledildi. Silahı savaşta kullanılmaz hale gelmişti. Bu acı olayları 8 Ekim'de anmak gibi bir gelenek yerleşti.

Bir yıl geçti aradan, sonra beş, on, on beş ve yirmi yıl geçti. Ve bu vesileyle bir miting düzenlemek gerekli oldu ya da daha doğrusu, bu olayı ve onun başlıca kahramanını bütün tarihi boyutuyla anımsama gerekliliği ortaya çıktı. Bu son aylarda, henüz hiç kimse bir şey önermeden, herkes kendiliğinden bu tarihi düşündü. Bu yirminci ölüm yıldönümü, bugün burada gördüğümüz görkemli unsurlarla, borazan sesleri arasında, marşlarla, Nicolas Guillen'in, yirmi yıl önceki gibi aynı coşkulu ses ve aynı vurguyla söylenen eşsiz güzellikteki şiiriyle anılabilirdi.

Daha önceden hazırlanmış, cafcaflı, tumturaklı bir konuşma yapabilirdim. Ama bu sıralarda işlerimin çok yoğun oluşu bana bir konuşma hazırlayacak zaman bırakmadığı gibi, bu olaylar ve ona ilişkin söylenecekler üzerinde biraz daha derinlemesine düşünmek için zaman bulmakta dahi zorlanıyorum.

Bu nedenle, bu akşam Che'yi sizinle birlikte düşünerek, size düşüncelerimi ifade ederek anmayı tercih ediyorum. Çünkü Che'yi sürekli düşünüyorum.

Bir bölümü ülkemizde dün akşam yayımlanan bir röportajda, aralıksız 16 saat boyunca beni TV kameraları, daha doğrusu sinema kameraları önünde tutan bir İtalyan gazetecinin sorularını yanıtladım. Sinema kameraları diyorum, çünkü daha kaliteli görüntüler elde edebilmek için, kasetleri 2 saatlik olan video kullanmak yerine, onu her yirmi ya da yirmi beş dakikada bir makara değiştirmek zorunda bırakan klasik kamera kullandı. Bu nedenle, bu görüşme epeyce yorucu oldu.

Üç günde yapmamız gereken işi, zaman olmadığı için, bir günde yapmak zorundaydık. Bir pazar günüydü, öğleden biraz önce işe koyulduk ve ancak ertesi gün sabahın beşinde bitirebildik. Yüzden fazla soru! Gazeteci özellikle Che'den söz etmemizi çok istiyordu ve sabah üçle dört arası bu konuya değindik. Sorularının her birine yanıt vermeye çalıştım ve doğal olarak, Che'yle ilgili anılarımın sentezini yapmaya özel bir çaba harcadım.

Benim başıma sık sık gelen ve birçok yoldaşın da başına geldiğini sandığım bir şeyden, Che’yi sürekli aramızda hissedişimizden söz ettim. Che ile aramızda var olan özel bağları, Meksika'da tanıştığımız andan savaşın sonuna kadar birlikte geçen yaklaşık on iki yıl boyunca yaşanan sevgi, kardeşlik ve yoldaşlığımızı göz önünde bulundurmak gerekir. Bazıları kamuoyuna daha yeni yeni açıklanan birçok tarihsel olay bakımından zengin bir dönemdir bu.

Che'nin Granma seferi için aramıza katıldığı günden başlayarak kahramanca episodlarla, görkemli olaylarla dolu bir tarihti bu: karaya çıkışımız, aksilikler, zor günler, dağlardaki mücadelenin yeniden başlaması, bir ordunun neredeyse bir hiçten yeniden kurulması, ilk çarpışmalar ve son muharebeler...

Zaferi izleyen bütün bu tayin edici dönem boyunca, bu ilk devrimci yasalar döneminde, halka verdiğimiz sözlere kesinlikle sadık kalmayı bildik ve ülkenin yaşamında gerçekten köklü bir değişikliği başarıyla gerçekleştirdik.

Bu episodlar birbirini izledi. Emperyalist düşmanlığın başlangıcı, abluka, binlerce yurttaşımızı katletmiş olan canileri ve muhbirleri yargı önüne çıkarmaya başlar başlamaz devrime karşı karalama kampanyaları meydana geldi. Sonra ekonomik ambargo, Domuzlar Körfezi çıkarması, devrimin sosyalist niteliğininin ilanı, paralı askerlere karşı mücadele ve Ekim krizi.

Sonra sosyalizmin inşasında ilk adımlar atıldı. Bu sırada hiçbir şeyimiz yoktu; ne deneyim, ne kadro, ne mühendis, ne ekonomist. Ancak birkaç teknisyen vardı ve neredeyse doktorsuz kalmıştık. Ülkedeki 6 bin doktordan 3 bini ülkeden gitmişlerdi. Ve Birinci ve İkinci Havana deklarasyonları, ülkemizin tecrit edilmesinin başlangıcı, Meksika dışındaki bütün Latin Amerika hükümetlerinin Küba'yla diplomatik ilişkilerini kesmeleri.

O dönem, ülke ekonomisini düzenlemenin de gerektiği bir koşullar bütünüyle de belirginleşmiş bir dönemdi. Görece olarak kısa, ama verimli unutulmaz şeylerle, unutulmaz olaylarla dolu bir süreçti.

Che'nin eski bir arzuyu, eski bir düşünceyi gerçekleştirmede ayak diremesini unutmamak gerekir. Güney Amerika'ya dönmek, ülkemizde edindiği deneyimden yola çıkarak devrim yapmak üzere vatanına dönmek düşüncesiydi bu. Yine, gidişini gizlice örgütlemek gerektiğini, devrime karşı bir sürü karalamayı da göz önünde bulundurmak gerek. Che ile aramızda anlaşmazlıklar, görüş ayrılıkları olduğu, Che'nin kaybolduğu söyleniyordu. Hatta devrimin bağrında meydana gelen bölünmeler sonucunda katledildiği bile söylenmişti.

Devrim bu acımasız saldırıya kararlı ve serinkanlı bir şekilde karşı koydu. Bu kampanyaların yol açabileceği öfke ve üzüntü bir yana, önemli olan Che'nin hedeflerini gerçekleştirebilmesiydi. Önemli olan onun ve tarihsel görevlerinde ona eşlik eden yoldaşlarının güvenliğini sağlamaktı.

Biraz önce söz ettiğim röportajda, bu düşüncenin kaynağının ne olduğunu açıkladım. Bize katıldığında, sadece tek bir koşul ileri sürmüştü: Devrim gerçekleştikten sonra, Güney Amerika'ya dönmek istediğinde bunu yapmasına engel olunmayacak, devletin yararı gereği hiçbir gerekçe ileri sürülmeyecekti. Bunu yapabileceği, onu destekleyeceğimiz yanıtını verdik. Bu sözümüzü bize, gitme gününün geldiğine inandığı ana kadar zaman zaman hatırlattı.

Yalnızca gitmesine izin verme sözümüzü tutmakla kalmadık, aynı zamanda bu görevi gerçekleştirmesi için mümkün olan bütün araçlarla ona yardım da ettik. Gitme zamanını biraz geciktirmeyi dahi denedik. Gerilla deneyimini zenginleştirmesine olanak tanıyacak başka görevler verdik kendisine. En zorlu aşamayı, yani kendi deneyimimizin bize iyice öğrettiği gibi, bir gerilla hareketinin örgütlenmesinin ilk günlerini kolaylaştırmak için asgari koşulları hazırlamaya çalıştık.

Yetenekleri, deneyimi, prestiji göz önüne alındığında, Che'nin kendini büyük stratejik görevlere vermesi gerektiğini düşünüyorduk. Diğer yoldaşların örgütlenmenin ilk aşamasını bir sonuca vardırmasından sonra, Che'nin daha ileri bir aşamada sürece katılmasının daha doğru olacağı kanısındaydık.

Biz savaş sırasında bu politikayı izlemiştik. Zamanla diğerlerinin arasından sivrildikçe bu kadroları her zaman daha önemli, her zaman daha stratejik görevler için koruma politikasıydı bu. Çok fazla adamımız yoktu, deneyimli çok fazla kadroya sahip değildik. Aradan sivrilenleri her gün pusu atmaya giden birliklerle göndermiyorduk. Onlara kapasitelerine ve deneyimlerine uygun daha önemli sorumluluklar veriyorduk.

Batista'nın Sierra Maestra'larda , az sayıdaki savaşçı gücümüze karşı son saldırısı sırasında, en deneyimli kadroları en ön saflara göndermediğimizi anımsıyorum. Onları karşı-saldırımız için özellikle koruyarak stratejik önemde başka yönetici görevler vermiştik.

Bir müfrezenin yönetimini Che'ye, Camilo'ya [Cienfuegos] ya da birçok savaşa katılmış başka yoldaşlarımıza vermenin hiçbir anlamı yoktu. Onları daha sonra, çok daha önemli, tehlikeli görevler verilen birlikleri yönetmek için saklardık. Ve o sırada, onları tüm sorumluluğu yükleyerek ve bunun getireceği tüm risklerin bilincinde olarak, düşman bölgesine gönderirdik. Örneğin, Camilo ve Che'nin bu birlikleri yönetmek ve hedefe ulaşmak için müthiş bir deneyimle donanmış, çok büyük bir otoriteye sahip adamlar gerektiren olağanüstü güç bir görev olan Las Villas üzerine yürüyüşünde böyle olmuştu.

Eğer bu mantık izlense ve hedefler göz önüne alınsaydı, belki de bu ilkeyi uygulamak ve gerillaya biraz daha geç katılmasına çalışmak tercih edilecekti. Gerçekten de, her şeyi başından itibaren yapması mutlaka gerekli değildi. Ama Che sabırsızdı, çok sabırsızdı. Birkaç yıl önce yaptığı ilk girişimlerde, Prensa Latina'nın kurucusu Ricardo Massetti'nin de aralarında bulunduğu bazı Arjantinli yoldaşlar ölmüşlerdi. Bunu unutmaz ve bu görevi kişisel olarak gerçekleştirmek için çok sabırsızlanırdı.

Bize gelince, her zamanki gibi, verdiğimiz sözlere ve Che'nin görüşlerine saygı gösterdik. Çünkü birliğe katılması için en uygun zaman konusundaki düşüncelerimizden bağımsız olarak, aramızda her zaman tam bir güven, mutlak kardeşlik ilişkileri sözkonusuydu. Mücadeleyi başlatması için gerekli yardımı yaptık ve her türlü kolaylığı gösterdik.

İlk çarpışmalardan haberler almaya başladık, sonra bağlantı tümden kesildi. Gerilla hareketi örgütlenmenin başlangıç aşamasındaydı. Düşman onu kısa sürede fark etti ve takip eden aylarda, aldığımız haberler neredeyse yalnızca uluslararası basın ajanslarının verdiği haberlerden ibaretti. Bu haberleri yorumlamak gerekiyordu. Bu görevde, devrimimiz büyük bir deneyim kazandı. Güvenilir bir haberi uydurma ya da yanlış bir haberden ayırabiliyorduk. Örneğin, bir ajans Joaquın'in (gerçek adıyla Vilo Acuna yoldaş) grubunun öldüğünü açıkladığında ve bu haberi incelediğimizde, haberin doğru olduğunu hemen anladım. Grubun bir nehri geçerken imha edilmiş olduğu şeklindeki açıklama nedeniyle bu kanıya vardım. Gerilla deneyimimiz, tüm yaşadıklarımız bir gerilla grubunun nasıl yok edilebileceğini bilmemize, böyle bir grubun hangi istisnai durum ve şartlarda imha edilebileceğini anlamamıza olanak tanıyordu.

Ajansa göre, bir köylü orduyla ilişkiye geçerek grubun durumu ve nehri geçme niyeti konusunda ayrıntılı bilgi vermişti. Ordu nehrin karşı yakasında, köylünün gerillalara gösterdiği yerde bir pusu kurmuştu. Gerillalar nehrin sığlık yerinin ortasındayken askerler üzerlerine ateş açmışlardı. Tüm bunlar hiçbir kuşkuya yer bırakmıyordu.

Varsayalım ki, yanlış haberler yayanlar -bu birçok kez yapıldı- bunu yapmayı bir kez daha denediler; genellikle son derece beceriksiz olmalarına rağmen, bu grubun yok edilmiş olabileceği doğru ve üstün koşulları uydurmak için yeterince zeka ve deneyime sahip olmaları kuşku götürür. Bizi haberin doğruluğuna ikna eden de buydu.

Uzun devrimci deneyim yılları bize haberleri deşifre etmeyi, elbette başka değerlendirme unsurlarını da göz önünde bulundurarak her olayda gerçeği yalandan ayırmayı öğretti. Che'nin ölüm haberi gelene kadar duruma ilişkin edindiğimiz bilgiler bu türdendi.

Daha önce de belirttiğim gibi, yirmi adamla bile, zor durum ve koşullara rağmen, gerilla hareketinin işin üstesinden gelebileceğini umuyorduk.

O sırada örgütlü köylü kesimlerinin bulunduğu ve yüze çıkmış bazı Bolivyalı kadroların belirli bir saygınlığa sahip olduğu bir bölgeye doğru ilerliyorlardı. Bu ana kadar, neredeyse son ana kadar hareketin sağlamlaşma ve gelişme olanakları vardı.

Che'yle ilişkilerimin geliştiği son derece özel koşullar, yoldaşlığımız, devrimin olanaksızı olanaklıya dönüştürmemiz gereken ilk yıllarında yaşanan kısa ama yoğun efsanenin neredeyse gerçek dışı öyküsü beni bu gazeteciye sürekli olarak Che'nin ölmediği, hala yaşadığı izlenimine sahip olduğumu açıklamaya götürdü. Öylesine örnek, öylesine unutulmaz, öylesine içten bir kişiliğe sahipti ki, onun fiziki ölümünü kabul etmeye razı gelmek çok zor.

Kimi zaman Che'yi karşımda gördüğümü, Che'nin geri döndüğünü, Che'nin yaşadığını düşlerdim. -Hepimiz zaman zaman hayatımıza ve mücadelemize ilişkin düşler kurarız.- Bunu kaç kez düşledim. Gazeteciye, nadiren anımsanan bu duygulardan söz ettim. Tüm bunlar Che'nin kişiliğinin etkisi hakkında bir fikir veriyor ve Che'nin düşünceleriyle, eylemleriyle, oluşturduğu örnekle, yarattığı ve sadece Latin Amerika'da değil, Avrupa'da ve tüm dünyada saygı görmesini sağlayan tüm bu şeylerle sanki aramızdaymış gibi, gerçekte ne denli yaşadığını kanıtlıyor.

Yirmi yıl önce, 18 Ekim'de söylediğimiz gibi, Che tüm ezilenler, tüm sömürülenler, tüm yurtseverler, tüm demokratlar, tüm devrimciler için bir sembole dönüştü. Sürekli ve yenilmez bir sembol haline geldi.

Tüm bu nedenlerden dolayı, -çünkü aradan geçen yirmi yıla karşın bütün bu gücüyle bugün bile zihinlerimizde yaşıyor- bir şiir, bir marş dinlediğimizde, saygı duruşundan önce çalınan boru sesi kulağımıza geldiğinde, gazeteleri açıp Che'nin yaşamının çeşitli aşamalarına ilişkin fotoğraflarıyla karşılaştığımızda, Che'yi aramızda, yanı başımızda hissediyoruz. Onun görüntüsü tüm dünyada bilinmektedir. Belirtmek gerekir ki, Che onu sembol haline getirmek için yalnızca tüm erdemlere, tüm insani ve manevi niteliklere sahip olmakla kalmadı. O aynı zamanda bakışı, bakışının içtenliği ve gücü, büyük bir zekayı ve büyük bir saflığı olduğu gibi karakter gücünü, harekete geçmedeki amansız iradesini de yansıtan yüzüyle bir sembolün görünümüne ve imajına da sahipti. Yazılmış olan şiirleri, anlatılan anektodları, dilden dile aktarılan öyküleri dinlediğimizde, Che'nin güncelliğinin, Che'nin aramızda oluşunun gerçekliğini somut olarak anlıyoruz.

Che'nin aramızda olduğunu sadece günlük yaşamda hissetmemek şaşırtıcı değildir. Rüyalarımızda bile, Che'nin hala yaşadığını, burada görevini yerine getirmekle uğraştığını, hiç ölmediğini de hayal ediyoruz. Devrimimizin yaşadığını gördüğümüzde, Che'nin asla ölmediğine, gerçekte her zamankinden daha canlı olduğuna, her zamankinden daha fazla aramızda olduğuna, her zamankinden daha etkili olduğuna, emperyalizmin her zamankinden daha güçlü bir düşmanı olduğuna kolayca inanılır.

Onun bir sembol haline gelmesini engellemek için cesedini kaybedenler, emperyalist efendilerinin talimat ve yöntemlerini izleyerek en küçük bir izi bile silebileceklerini umanlar gerçeği kabul etmek zorundadırlar. Mezarı, kalıntıları, cesedi yoksa da, Che imparatorluğun korkunç bir düşmanı, bir sembol, bir güç, yok edilmesi mümkün olmayan bir varlık olarak yaşamaktadır.

Che'nin cesedini kaybederek acizliklerini, korkaklıklarını kanıtladılar. Böylece bir örnek, bir sembol karşısında düştükleri dehşeti ortaya koydular. Sömürülen köylülerin, işçilerin, öğrencilerin, aydınların, demokratların, ilericilerin, bu yarıkürenin yurtseverlerinin ziyaret edebilecekleri Che'ye ait bir mezar olmasını istemediler. Ve onun kalıntıları önünde ona saygılarını ifade edecekleri bir yerin bulunmadığı bugünkü dünyada, Che her yerde saygıyla anılıyor. [Alkışlar]

Bugün Che yılda bir kez, beş yılda, on yılda ya da yirmi yılda bir kez anılmıyor. O her yıl, her ay, her gün, her yerde, fabrikalarda, okullarda, askeri birliklerde, evlerde anılıyor. Çocuklar ve bu yirmi yıl boyunca kimbilir kaç kez "Piyonerler komünizme feda olsun, Che gibi olacağız." diye ant içen piyonerler [öncüler] onu anıyorlar. [Alkışlar]

Sadece bu olgu, sadece bu düşünce, sadece bu gelenek bile Che'nin sürekli ve yüce bir şekilde yanıbaşımızda olmasının kanıtıdır. Ve sözkonusu olan yalnızca bizim piyonerlerimiz, bizim çocuklarımız değildir. Bu yerkürenin tüm çocuklarının, dünyanın tüm çocuklarının bu aynı sloganı benimseyeceklerini düşünüyorum: "Piyonerler komünizme feda olsun, Che gibi olacağız." [Alkışlar]

Bir devrimci, bir komünist örneği arandığında, daha üstün bir sembol, daha iyi bir imaj, daha kesin bir düşünce bulunamaz. Böyle söylüyorum, çünkü buna inanıyorum. Buna her zaman inandım. Bu inanç belki de bugün, 18 Ekim 1967'de "Savaşçılarımız, devrimcilerimiz, militanlarımız, çocuklarımız nasıl olmalıdır?" diye sorduğum ve "Che gibi olmalarını istiyoruz, çünkü Che bu yeni insanın, komünist toplumun bu onurlu insanının canlı bir örneğidir.” cevabını verdiğim andan çok daha derindir. [Alkışlar]

Eğer gerçekten sadece sosyalizmi değil, sosyalizmin en ileri aşamalarını da inşa etmek istiyorsak ve insanlık bir gün komünist bir toplumda yaşamak gibi çok güzel ve olağanüstü bir düşünceden vazgeçmeye hazır değilse, Che gibi olmalarını istiyoruz.

Böylesine yüce hedeflere ulaşmak için örnek alınacak bir paradigma, bir model, bir örnek gerekiyorsa, mutlaka Che gibi insanlar, onu örnek alan, onun gibi olan, onun gibi düşünen, onun gibi davranan, görevin yerine getirilmesinde, her şeyde, her ayrıntıda, her etkinlikte onun gibi çalışan erkekler ve kadınlar akla gelir.

Aynı çalışma anlayışına, kendini örnek olarak sunarak eğitmek ve öğretmek geleneğine, her şeyde birinci olma isteğine sahip, en zorlu, en ağır, en fazla fedakarlık gerektiren görevler için ilk gönüllü olan, bir dava için canını ve ruhunu vermeye hazır birey olan erkekler ve kadınlar akla gelir. Başkaları için canını ve ruhunu vermeye hazır birey akla gelir. Gerçekten dayanışmacı, yoldaşlarını asla yüzüstü bırakmayan bir insan akla gelir. Sade, kusursuz, yaptığı ile söylediği arasında, pratiğe geçirdikleriyle belirttikleri arasında bir çelişkinin gölgesi bile olmayan bir insan; işte Che'nin sembolize ettiği eylem ve düşünce adamı. [Alkışlar]

Onu çocuklarımız arasında saymak, evet, çocuklarımız arasında saymak ülkemiz için bir onur ve ayrıcalıktır. Çünkü bu topraklar üzerinde doğmamış olmasına rağmen, halkımızın evladı olarak kabul edilmeyi, kendini halkımızın evladı olarak kabul etmemizi hak etmiştir. Halkımız için, ülkemiz için, tarihimiz için, devrimimiz için Che kadar olağanüstü bir insanı saflarında bulundurmak bir onur ve ayrıcalıktır.

Bu, olağanüstü insanların az bulunduğuna inandığım anlamına gelmez. Bu, büyük kitleler arasında yüzlerce, binlerce, hatta milyonlarca olağanüstü kadın ve erkek olmadığına inanmam demek değildir. Camilo'yu kaybettiğimiz acılı koşullarda da, Camilo'nun hikayesini anlatarak şunu bir kez daha söylemiştim: "Halkın arasında pek çok Camilo var". Halkımızın arasında, Latin Amerika halklarının ve dünya halklarının arasında birçok Che bulunduğunu da söyleyebilirim.


Raul ve Che

Öyleyse neden olağanüstü insanlardan söz ediyoruz? Çünkü onlar yaşadıkları dünyada, içinde yaşadıkları durum ve koşullar altında, insanın cömertliği ve dayanışması sayesinde neler yapabileceklerini gösterme fırsatına sahip olmuşlardır. Che'nin durumunda olduğu gibi, insanın kendinde taşıdığı tüm değerleri ifade etme ve gösterme olanağı bulduğu ideal koşulların bir araya gelmesi gerçekten enderdir.

Elbette kitleler arasında, başkalarının örneklerinden ve onların ortaya koydukları bazı değerlerden esinlenerek kahramanlık gösteren ve hatta büyük bir hayranlık duyduğum türde bir kahramanlık gösteren -sessiz kahramanlık, isimsiz kahramanlık, sessiz erdem, isimsiz erdem- bir yığın kadın ve erkek vardır. Ancak bugün bütün dünya için bir sembol ve giderek büyüyecek bir ömek olan Che'ninki gibi bir simgenin oluşması için bütün koşulların bir araya gelmesi ender, çok ender bir olay olduğundan, onun devrimimizin bağrında doğduğunu görmek bir onur ve ayrıcalıktır.

Biraz önce Che'nin aramızda olmasına ve güncelliğine ilişkin olarak söylediklerimin kanıtı olarak, bir soru sorabilirim. Che'yi en büyük inançla ve en derin bir şükran ve minnettarlık duygusuyla anımsamak için bundan daha uygun bir an olabilir mi? Düzeltme [Rektifikasyon] sürecinin tam ortasında bulunduğumuz şu andan daha iyisi bulunabilir mi?

Ve neyi düzeltiyoruz? Bizi devrimci anlayıştan, devrimci yaratıcılıktan, devrimci erdemden, devrimci çabadan, devrimci sorumluluktan uzaklaştıran, bazı insanlar arasındaki dayanışma ruhundan uzaklaştıran tüm şeyleri -ki bunlar pek çoktur- kesinlikle düzeltiyoruz. Che'nin düşüncelerinin, Che'nin devrimci düşüncesinin, Che'nin tarzının, Che'nin anlayışının, Che'nin örneğinin tam anlamıyla inkarı demek olan tüm bu kusurları ve yetersizlikleri düzeltiyoruz.

Sanıyorum ki -ve bunu büyük bir memnuniyetle söylüyorum- eğer Che bugün burada, bu sandalyede oturuyor olsaydı, şu anda yaptığınız şeyi görmek onu gerçekten mutlu ederdi. Oysa sosyalizmin inşasında bir dizi kriterin, işleyişin ve hatanın kendini kabul ettirdiği ve Che için derin, korkunç acı verici bir gerekçe oluşturacak bu karma karışık süreçte, bu utanç verici süreçte çok mutsuz olurdu. [Alkışlar]

Örneğin, Che'nin bir yaratımı olan ve onun vatanımızdan geçmesine, devrimimize katılmasına borçlu olduğumuz gönüllü çalışma günden güne kabul görmez olmuş, işlerin karmaşa içinde yapıldığı yerde, düzensiz bir yarışma, neredeyse şu ya da bu yıldönümünü anmaya yarayan ya da ancak pazar günleri yapılan bir formalite haline gelmişti.

Bürokratik, teknokratik anlayışın giderek yerleştiği görülüyordu. Bu anlayışa göre, gönüllü çalışma temel ve gerekli bir şey değildi; aptalca bir şey, bir zaman kaybıydı. Bu anlayış gönüllü çalışmanın, normal iş günü bile uygun bir şekilde kullanılmazken, sorunların ek çalışma saatleriyle, giderek daha fazla çalışma saatleriyle çözümlenebileceğini varsaydığını belirterek buna karşı çıkıyordu.

Bürokratikleşme, şişirilmiş kadrolar, modası geçmiş çalışma normları batağına, tuzağa, yalan dolana batmıştık. Gerçekte Che'yi çok kızdıracak, ürkütecek sonsuz sayıda hataya düşmüştük.

Eğer Che'ye, bir gün Küba devriminde kâr etmek için hırsızlık yapan işletmelere rastlanacağı söylenseydi çok ayıplardı. Kar sağlamak ve indirimler, primler ve daha ne bileyim birçok şey dağıtmak için, inşaatta kullanmaları gereken malzemeleri satan ve bu malzemeleri inşaatta kullanılmış gösterip paralarını ödemiş gibi yapan işletmeler olduğunu görseydi bunu ayıplardı.

Ve bu olay, cumhuriyetin başkentinin on beş belediyesinde, evlerin onarımıyla görevli on beş işletmede meydana geldi. Bu örneklerden yalnızca biridir. Görünüşte yılda 8 bin pesoluk üretim yapıyorlardı. Ama cümbüş sona erdiğinde, tüm bu kaosa son verildiğinde, 4 bin pesoluk ya da daha az üretim yaptıkları ve kâr etmedikleri görüldü. Ancak çalarak kâr ediyorlardı.

Eğer Che, planı yerine getirmek ve aşmak için Aralık ayının üretimine Ocak ayının üretimini hileli bir şekilde ekleyen işletmeler olduğunu duysaydı bunu ayıplardı.

Eğer Che, işletmelerin üretim planlarını gerçekleştireceklerini ve sonra bu üretim planını üretilen mallar olarak değil, parasal değer olarak yerine getirdikleri için prim dağıtacaklarını ve sadece parasal değer olarak en fazla kâr getiren şeyleri ürettiklerini, daha az kâr getiren şeyleri üretmeyi akıllarına bile getirmediklerini, hatta bunlardan birinin diğeri olmaksızın hiçbir işe yaramayacağını hesaba bile katmadıklarını duysaydı tiksinirdi.

Eğer Che, bazı durumlarda işçilerin neredeyse tamamının iki katını, hatta üç katını gerçekleştirecekleri kadar düşük, gevşek, ahlaksızca üretim normları görüleceğini duysaydı bundan tiksinirdi.

Eğer Che, paranın insanı başarıya götürecek temel yol, başlıca motivasyon haline gelmeye başlayacağını duysaydı -ki bizi buna karşı defalarca uyarmıştı- bundan utanç duyardı. Eğer Che, milyonlarca saat fazla mesai yapılırken normal iş gününün kısaltılacağını; işçilerimizin kafa yapısının yozlaşmaya başlayacağını ve pesonun derin izinin giderek insanların kafasına kene gibi yapışacağını duysaydı bundan utanç duyardı.

Çünkü kapitalizmin alışılagelmiş, yürüne yürüne aşınmış bu yollarından geçerek komünizme doğru ilerlenemeyeceğini biliyordu. Bu yollardan geçilirse, bir gün insan dayanışmasının, hatta enternasyonalizm düşüncesinin tümüyle unutulacağını; bu yollardan geçerek yeni insanın ve yeni toplumun yaratılmasına doğru asla ilerlenemeyeceğini biliyordu.

Eğer Che, bir gün üretimle hiçbir ilgisi bulunmadığı halde, bol bol prim, her türden prim ödeneceğini duysaydı bundan utanç duyardı.

Eğer bir gün, kendine kapitalist süsü vermeye çalışan, kapitalist gibi düşünmeye ve davranmaya başlayan, ülkeyi unutan, halkı unutan, kaliteyi unutan -verime göre ücret formülünün kendilerine getireceği yığınla paradan başkasıyla ilgilenmediklerinden kalite onların en son düşündüğü şeydiişporta malı kapitalistlerle dolu -bunları böyle isimlendiriyoruz- bir grup işletme olduğunu görseydi bundan tiksinirdi.

Eğer bir gün, bu verime göre ücret formülünün yalnızca kol emeğine değil, -çünkü şekerkamışı kesiminde ya da diğer kol emeği ve bedensel çalışma durumlarında bu yeterince mantıklı olurdu- aynı zamanda kafa emeğine de uygulandığını görseydi, bu formülün radyo ve televizyon emekçilerine kadar uygulandığını görseydi -ve bu gidişle, kazancını iki ya da üç katına çıkarmak için önüne gelenin işkembelerini çıkaracak cerrahlara bile uygulamakta gecikmeyeceklerdi; bu katıksız bir gerçektir- bundan tiksinirdi.

Çünkü bu yollar asla komünizme götürmez. Bu yollar ancak kapitalizmin özünde bulunan bütün kötü alışkanlıklara ve bütün bozulmalara götürür. Bu yollar -yineliyorum, ve Che bunu çok iyi biliyordu- asla komünizmin hazırlık ve geçici aşaması olarak gerçek bir sosyalizmin inşasına asla götürmez.

Ama Che'yi düşlerle beslenen bir insan olarak, idealist bir insan olarak, gerçeklerden uzak bir insan olarak düşünmeyin. Che gerçeği anlıyor ve onu hesaba katıyordu.

Ama Che insana inanırdı, insana inanmayan, insanı ancak önüne ot ya da bir havuç konulduğunda veya sopayla cezalandırıldığında ilerleme yeteneğine sahip, yola getirilemez küçük bir hayvan olarak gören, böyle düşünen, buna inanan biri asla devrimci olamaz. Böyle düşünen, buna inanan biri asla sosyalist olamaz. Böyle düşünen, buna inanan biri asla komünist olamaz. [Alkışlar]

Bizim kendi devrimimiz insana inancın bir örneğidir. Devrimimiz bir hiçten, sıfırdan başladı. Ne tek bir silahımız, ne de tek kuruşumuz vardı. Bu mücadeleyi başlatan insanların adını bile kimse bilmiyordu. Ve bütün bu güce rağmen, yüz milyonlarca pesoya rağmen, karşılaştığımız on binlerce askere rağmen devrim gerçekleşti, çünkü insana inanıyorduk.

Sadece zaferden söz etmiyorum, aynı zamanda bir imparatorluğa kafa tutmamızdan, burada olmamızdan ve devrimin 29. yıldönümünü kutlamaya hazırlanmaktan da söz ediyorum. İnsana inanmasaydık bu nasıl mümkün olurdu?

Ve Che'nin insana sonsuz bir inancı vardı. Gerçekçiydi; maddi özendiricileri reddetmezdi. Bunları geçiş aşamasında, sosyalizmin inşası aşamasında zorunlu olarak değerlendirirdi. Ama Che bilinç etkenine, manevi etkene büyük ve giderek artan bir önem verirdi.

Che'yi gerçekliklerden uzak, kapitalizmden henüz kurtulmuş bir toplumun ve insanın gerçeklerinden habersiz biri olarak tanıtmak gülünç olacaktır.

Che özellikle bir eylem adamı, bir asker, bir lider, bir savaşçı, bir gerilla, ilk önce kendisinin yapamayacağı bir şeyi asla başkalarından istemeyen örnek bir kişi, dürüst, saf, cesur, dayanışma içinde olan bir insan, bugün kendisine hayran olunmasına neden olan bütün bu erdemleri kendisinde toplayan bir simge olarak tanınır.

Ama Che aynı zamanda çok derin düşünen bir insandı. Devrimin ilk yıllarında, sosyalizmin inşasının çok önemli yönlerini derinlemesine inceleyip araştırmak onun için olağanüstü bir fırsattı. Çünkü nitelikleri gereği, ne zaman önemli bir görevi yerine getirmek için biri gerekse, Che her zaman orada hazırdı. Gerçekten birçok yeteneğe sahipti ve üstlendiği her görevi ciddiyetle ve tam bir sorumluluk duygusuyla yerine getirirdi.

Belli başlı endüstrilerin henüz kamulaştırılmadığı ve sadece birkaç fabrikanın ulusallaştırılmış olduğu sıralarda, İNRA'da [Ulusal Tarım Reformu Enstitüsü], bu kuruluşa bağlı olan az sayıdaki endüstri dalının başındaydı. Daha sonra, Ulusal Banka'nın, ardından da ilk kurulduğunda Endüstri Bakanlığı'nın başındaydı.

Bu dönemde hemen hemen tüm fabrikalar ulusallaştırmıştı. Bütün bunları örgütlemek, üretimi sürdürmek gerekiyordu. Che birçok başka girişime olduğu gibi, bu göreve de tam bir fedakarlıkla atıldı. Gece, gündüz, Cumartesi, Pazar hep çalıştı. Ve gerçekten belli başlı sorunları çözümlemeye çalıştı.

Böylelikledir ki, Marksizm-Leninizmin ilkelerini, anladığı biçimde, kavradığı biçimde, üretimin örgütlenmesine uygulamaya girişti. Bu uğurda yıllarını harcadı, tüm bu sorunlar hakkında birçok konuşma yaptı, yığınlarca yazı yazdı. Kendi görüşüne göre, sosyalizmin nasıl inşa edilmesi gerektiği ve komünist topluma doğru nasıl ilerleneceği konusunda iyi özümlenmiş ve çok derin bir teori geliştirmeyi başardı.

Bu düşünceler kısa bir süre önce bir araya getirildi ve bir ekonomist bu konuda, kendisine Casa de Las Americas ödülünü kazandıran bir kitap yazdı. Yazar, Che'nin sosyalizmin inşasında böylesine belirleyici olan ekonomi konusundaki düşüncelerinin özünü, Che'nin konuşmalarında, yazılı metinlerde, makalelerinde ifade ettiği şekilde bir kitapta toplama, inceleme ve sunma onuruna sahip oldu. Kitap Che'nin Ekonomik Düşüncesi adını taşıyor. Che'nin diğer özelliklerinden çok söz edildi. Ama kanımca, düşüncelerinin bu yönü ülkemizde pek az biliniyor. Che bu alanda derin, cesur, yürekli, alışılagelmiş yollardan sık sık ayrılan düşüncelere sahipti.

Özünde diyelim, -özünde!- Che sosyalizmin inşasında kapitalizmin ekonomik yasa ve kategorilerinin kullanılmasına kesin olarak karşı çıkıyordu. Üzerinde sık sık ısrarla durduğumuz bir konuyu savunurdu: Sosyalizmin ve komünizmin inşası yalnızca zenginliklerin üretilmesi ve zenginliklerin bölüşülmesi demek değildir. Aynı zamanda, eğitmek ve bilinç oluşturmaktır da. Che kapitalizmden sosyalizme aktarılan kategorilerin yeni toplumun inşasının araçları olarak kullanılmasına kesinlikle karşı çıkardı.

Zaman zaman Che'nin düşüncelerinin bazılarının yanlış yorumlandığı ve kötü uygulandığı oldu. Ama bunların pratiğe geçirilmesi hiçbir zaman ciddi olarak denenmedi. Ve belirli bir zamanda, Che'nin ekonomik düşüncesine taban tabana zıt düşünceler kendini kabul ettirdi.

Burada buna fazlaca değinmeyeceğim. Özellikle bir düşünceyi dile getirmek istiyorum. Bugün, Che'nin ölümünün 20. yıldönümünde, rektifikasyonun aşırıcılık ya da idealizm anlamına gelmediğini, rektifikasyonun hiçbir şekilde gerçekçilikten yoksunluk demek olmadığını, rektifikasyonun ani, sert değişiklikleri de içeremeyeceğini iyice bilerek derin bir rektifikasyon sürecini başarıya taşıyoruz.

Daha önce de belirttiğim gibi, rektifikasyon eski sorunlara yeni çözümler aramak, gelişmiş olan olumsuz eğilimleri düzeltmek anlamına geliyor. Rektifiye etmek, düzeltmek, bugün sahip olduğumuz sistemin ve mekanizmaların, ekonominin yönetimi ve planlanması sisteminin daha doğru biçimde kullanılması anlamına geliyor. İşletmeler toplantısında söylediğimiz gibi, bu sistemi bir ata benzetebiliriz. Bu öyle bir beygir ki yarasına civalı krom sürüyoruz, ilaçlar veriyoruz, kırılan ayağına süyek koyarak onu tedavi etmeye çalışıyoruz.

Onun kusurlu yanlarını bilerek, tehlikelere, atın çiftelerine, atın dört ayakla sıçrayıp çifte atmasına dikkat ederek, şimdi bu atla ilerlemeye devam etmek ve bizi peşinden sürüklemesine izin vermek yerine, onu istediğimiz yere götürmeyi denemek gerektiğini söylüyoruz. Dizginleri ele alalım diyoruz. [Alkışlar]

Bunlar çok ciddi, çok karmaşık şeyler. Yanlış yola sapmamak, maceraya atılmamak sözkonusu. Aramızdan bazılarımızın devrimci süreç boyunca yaşama ayrıcalığına sahip olduğumuz bunca yılın deneyimi bir işe yaramalı. Bunun içindir ki, şimdi şunu söylüyoruz: Planı sadece parasal değer olarak gerçekleştirmek değil sözkonusu olan. Planı işlenmiş ürün olarak gerçekleştirmek de sözkonusu olmalı. Bunu kesinlikle istiyoruz. Bunu yapmayan işini hemen kaybedecek, çünkü başka seçenek yok! [Alkışlar]

Şunu söylüyoruz: İşler hızla başlamalı ve bitmeli. Sakat beygirin kusurları yüzünden başımıza gelen şeyler -örneğin pahalı oldukları için toprağın düzlenip temel atılması ve sonra değeri düşük diye binanın asla bitirilmemesi gibi- bir daha asla yaşanmasın. Bu eğilim "planı değer olarak gerçekleştirdim, ama tek bir iş bile bitirmedim” demekten ibaret. Bu sistemle hiçbir şeyi bitirmeden yüz milyonları, milyarları saçıp savurduk. Bir oteli bitirmek için on dört yıl!

Otel ülkeye tek bir kuruş gelir getirmeye başlamadan, 14 yıl boyunca demir çubuk, kum, taş, çimento, araba lastiği, yakıt, el emeği boşa harcandı. Burada, Pinar del Río'da, bu hastahaneyi on bir yılda bitirebildik! Evet, sonuçta bitirildi, hem de iyi bir şekilde bitirildi. Ama bu tür şeyler bir daha asla tekrarlanmamalı.

Bu mekanik bakış açısı nedeniyle ortadan kaldırılan mini tugaylar tıpkı Anka kuşu7 gibi küllerinden yeniden doğuyorlar. Bu tugaylar bu kitle hareketinin ne anlama geldiğini, insana inanmayan ve işporta malı kapitalistlerin yöntemlerine inanan teorisyenlerin, teknokratların önce engelleyip sonra da ortadan kaldırdıkları sorunları çözmenin bu devrimci yolunun ne anlama geldiğini gösteriyorlar. Bu sahte kapitalistler böylelikle bizi kritik bir duruma sürüklemişlerdi.

Başkentte -on beş yıldan fazla bir zaman önce, yaşamsal bir soruna mükemmel bir çözüm bulunduğunu düşünmek acı veriyor- mini tugaylar en yüksek noktalarında iken dağıtıldılar. Böylelikle başkentte konut inşa etmek için insan gücü bile kalmamıştı. Sorunlar üst üste yığılıyordu. Ancak payandalara dayalı halde ayakta duran binlerce ev, içlerinde yaşayanların hayatlarını tehlikeye sokarak, çökme tehlikesi altındaydı.

Bugün mini tugaylar yeniden boy verdiler. Başkentte daha şimdiden 20 binden fazla mini tugay üyesi var. Bu, sakat beygirle, ekonominin yönetimi ve planlanması sistemiyle bir çelişki oluşturmuyor; çok basit, çünkü mini tugay üyelerini gönderen ve onlara ücretlerini ödeyen fabrika ya da işyerlerinin parasını devlet geri ödüyor. Aradaki fark şu: Daha önce fabrikasında 5 ya da 6 saat çalışan mini tugay üyesi şimdi 10, 11 veya 12 saat çalışıyor. İki ya da üç kişinin işini yapıyor ve işletme tasarruf ediyor.

İşporta malı kapitalistimiz işletmesinin mahvedildiğini ileri süremez. Aksine, işletmesine yardımcı olunduğunu söyleyebilir. Şimdi 30, 40, 50 kadar daha az işçiyle üretim yapıyor. Daha az harcama yapıyor. "Daha fazla gelir sağlayacağım ya da daha az açık vereceğim. Daha fazla indirim ve prim dağıtacağım, çünkü ücret giderlerini azalttım" diyebilir. Üretimi daha iyi örgütleyecek.

İşçiler için konutlar elde edecek ve işçi yeni bir eve sahip olduğu için daha memnun olacak. Özel okullar, poliklinikler, aileler için, çalışan kadınların çocukları için çocuk yuvaları gibi sosyal binalar inşa ediyorlar. Kısacası, olağanüstü derecede yararlı her türlü şey yapılıyor. Ve devlet fazladan tek bir kuruş ücret harcaması yapmadan inşa ettiriyor bu binaları. Evet, gerçek bir mucize bu!

Sahte kapitalistlere, küçük vurgunculara, kapitalizmin mekanizma ve kategorilerine körü körüne umut bağlayanlara şunları sorabiliriz: Böylesi bir mucizeyi gerçekleştirebilir misiniz? Fazladan tek bir kuruş ücret ödemeden, başkentte 20 bin konut inşa etmeyi başarabilir misiniz? Fazladan tek bir kuruş ücret ödemeden, bir yılda 50 çocuk yuvası inşa edebilir misiniz?

Oysa siz beş yılda yalnızca beş tane çocuk yuvası yapmayı planlamıştınız. 19.500 anne çocuk yuvası için sıra beklerken, bu kadar çabuk inşa edilmesi olanak dahilinde bulunmayan ve üstelik yapılmamış olan beş çocuk yuvası. Bu hızınızla ihtiyacı karşılamak için yüz yıl beklemek gerekecekti. Evet, yüz yıl! Ve o tarihte, sosyalizmin inşasına engel olan bütün teknokratlar, bütün sahte kapitalistler, bütün bürokratlar ne mutlu ki çoktan ölmüş olacaklardı. [Alkışlar] Evet, ölüp giderler ve yüz çocuk yuvasını asla görmemiş olurlardı.

Oysa başkentin emekçileri 100 çocuk yuvasını iki yılda inşa edecekler. Ve tüm bu adanın emekçileri ihtiyaçları olan 300'den fazla çocuk yuvasını üç yılda inşa edecekler. Çocuk yuvalarının kapasitesini 70 ya da 80 bine çıkaracaklar ve bu, fazladan tek bir kuruş ücret ödemeden, dışarıdan tek bir işçi ithal etmeden kolayca yapılacak. Çünkü bu gidişle, her yerdeki bu kadro şişkinliğiyle neredeyse Jamaika'dan, Haiti'den, Karayipler'in herhangi bir adasından ya da dünyanın bir başka köşesinden işçi ithal etmek zorunda kalacaklardı. İşin içinden başka türlü çıkamazlardı.

Bugün kanıtlanmıştır ki, başkentte her 8 emekçiden biri harekete geçirilebilirdi. Bundan hiç kuşkum yok. Ama bu gerekli değil, çünkü her biri bir kişinin değil, üç kişinin işini yapacak kadar çalışan 100 bin Havanalıya iş vermek için yeterli malzemeye sahip değiliz. Daha şimdiden emek kahramanlıklarının görkemli örnekleriyle karşılaşıyoruz. Ve bu sonuca kitlesel yöntemlerle, devrimci yöntemlerle, komünist yöntemlerle, ihtiyaçları olan insanların bireysel çıkarlarıyla fabrikaların ve toplumun çıkarlarını birleştirerek erişiliyor.

Çeşitli teorilerin hakemliğini yapmak gibi bir niyetim yok. Kendime ait teorilerim var ve neye inanıp neye inanmadığımı, inanamayacağımı biliyorum. Bugünkü dünyada bu sorunlar çokça tartışılıyor. İçinde bulunduğumuz bu rektifikasyon sürecinin ortasında, bu sürecin ve bu mücadelenin ortasında, sürekli olarak size söylemiş olduğumuz gibi, beygir -eğer ilerlerse- bizi ilerlettiği sürece ve daha iyi bir beygire binmek üzere bu beygirden kurtulamadığımız sürece beygirimizle ilerlemeye devam etmemizi alçakgönüllülükle istemekle yetiniyorum. Çünkü eğer bu ivedilikle, derin bir çözümleme ve düşünce olmaksızın yapılırsa hiçbir işe yaramaz.

Öyleyse bu 20. yıldönümünde, alçakgönüllülükle, Che'nin ekonomik düşüncesinin burada, Latin Amerika'da ve tüm dünyada, gelişmiş kapitalist dünyada, üçüncü dünyada ve sosyalist dünyada öğrenilmesini istiyorum. Evet, orada da öğrenilsin! Nasıl ki biz her türden yazıyı ve el kitabını okuyorsak, Che'nin ekonomik düşüncesinin de sosyalist ülkelerde bilinmesi gerekir. Evet, bilinmeli! [Alkışlar]

Bu görüşü benimsemek zorundalar demiyorum. Buna karışmak bize düşmez. Her ülke kendi düşüncesine göre, en uygun, en elverişli bulduğu düşünceyi, teoriyi, savı kendisine mal etmelidir. Herkesin kendisine en iyi görünen yöntemi ya da sistemi uygulama hakkına kesinlikle saygı duyuyorum. Buna tümüyle saygılıyım!

Yalnızca kültür sahibi bir ülkede, kültürlü bir dünyada, düşüncelerin tartışıldığı bir dünyada, Che'nin ekonomik düşüncesi bilinsin istiyorum. [Alkışlar] Özellikle, sayıları son derece fazla olan ve pek çok broşür, el kitabı, kapitalist kategoriler ve kapitalist yasalarla dolu teoriler okuyan ekonomi öğrencilerimizden, kültürlerini zenginleştirmek için Che'nin ekonomik düşüncesini öğrenmelerini istiyorum.

Bir işi yapmanın, belirli bir zaman ve verili tarihsel durum ve koşulların somut pratiğinden ortaya çıkan tek ve biricik bir yolu olduğuna inanmak kültürel eksikliğin bir göstergesidir. Bütün istediğim, kendini biraz daha geliştirmek, başka görüşlerin, Che'ninkiler kadar saygın, değerli, tutarlı görüşlerin öğrenilmesidir. [Alkışlar]


Camilo ve Che

Gelecekteki ekonomistlerimizin, gelecek kuşakların, bir başka hayvan türü gibi, bu durumda önünde duranlardan başka bir şey görmesin diye atgözlüğü takılan, ot ve havuçtan başka bir güdülenmesi olmayan katır gibi davranacaklarını ve yaşayacaklarını sanmıyorum. Okumak gerektiğini, yalnızca belirli düşüncelerle zehirlenmek değil, başka düşünceleri de görmek, incelemek ve onlar üzerinde düşünmek gerektiğini düşünüyorum.

Eğer Che'yle çene çalabilseydik ve ona biraz önce söz ettiğim, inşaat, tarım, endüstri, mamul ürünler, kalite, vb. gibi konulardaki tüm bu hataları, ihmalkarlıkları göstererek "Şu başımıza gelene bak!" diyebilseydik, Che bize şöyle cevap verirdi: "Ben dememiş miydim? Sizi uyarmıştım, bütün korktuklarım aynen başınıza gelmiş." Ve bu yanıt gerçeğin ta kendisini ifade ederdi, Che yerden göğe kadar haklı olurdu. [Alkışlar]

Halkımızın kendi düşünceleri, kendi görüşleri, kendi kavrayışı olsun istiyorum. Halkımız bunları incelesin, üzerlerinde düşünsün ve eğer isterse, onları tartışsın istiyorum. Bunların temel önemde şeyler olduğunu sanıyorum.

Che'nin bazı düşünceleri -örneğin, normu aşan bir işçi ücret çizelgesinin hemen bir üst aşamasındaki ücretten fazlasını alamaz düşüncesi gibidevrimin ilk aşamasına sıkı sıkıya bağlı olabilir. Che bu düşünceyi kültürel ve teknik olarak geri bir bilgi dağarcığına sahip olan insanların öğrenmesi ve gelişmesi ilkesine bağlamıştı. Halkımız bugün çok daha iyi yetişmiş, çok daha kültürlü. Öyleyse primin bir üst basamağı aşması gerekmiyor mu sorusu sorulabilir. Bugünkü gerçekliğimize, yani -kültürel ve teknik olarak sürekli gelişme düşüncesinden asla vazgeçmemekle birlikte- çok daha iyi eğitilmiş, kesinlikle daha yüksek bir teknik hazırlığa sahip olma gerçekliğine daha yakın sorunlar tartışılabilir.

Ancak Che'nin birçok düşüncesi kesinlikle ve tümüyle güncelliğinikoruyor. Ve bu düşünceler olmaksızın komünizmi inşa edemeyeceğimize inanıyorum. İnsan kokuşmamalı düşüncesi gibi, insan yabancıIaşmamalı düşüncesi gibi, bilinç olmaksızın, sadece zenginlik üreterek üst toplum olarak sosyalizm inşa edilemez ve komünizm asla inşa edilemez düşüncesi gibi. [Alkışlar]

Che'nin birçok görüşünün -onun görüşlerinin çoğunun- tamamen güncelliklerini koruduklannı düşünüyorum. Eğer Che'nin ekonomik düşüncesini bilmiş olsaydık, bilseydik, 100 kez daha dikkatli davranırdık ve üstelik atı sürecek, onu doğru yola sokmak için var gücümüzle dizginlerini çekecek ya da ilerlemeyi reddederse iyi bir mahmuz darbesi vurarak sağa ya da sola sapmasını engelleyecek -bu durumda muhtemelen sağcı bir at sözkonusu olurdu- güçte olurduk. [Alkışlar]

Kanımca, bir süvari, -bununla Che'nin düşünceleriyle silahlanmış bir ekonomist, bir parti kadrosu, yönetici bir kadroyu ifade etmek istiyorumatı doğru yolda sürmeyi daha iyi becerebilir. Yalnızca Che'ningörüşünü, düşüncelerini bilmekle, sosyalizmin ve komünizmin inşasının sistem ve mekanizmalarının gerçekten gelişeceği ve yetkinleşeceği şekilde şunu söyleyebilecektir. "Yanlış yoldayım, bu şundan ya da bundan kaynaklanıyor."

Bundan söz etmemin nedeni, bu görüş bilinmediğinde çok uzağa gidilemeyeceğine, gerçek sosyalizme, gerçekte devrimci sosyalizme, sosyalistlerin bulunduğu sosyalizme, komünistlerin bulunduğu komünizme çok zor ulaşılacağına inanıyor olmamdır. Bu düşünceleri bilmemek bir suç olacaktır, buna kesinlikle inanıyorum.

Neyi nasıl yapacağımızı bilmemize yetecek kadar deneyimimiz var. Ve Che'nin görüşü, Che'nin düşünceleri, birçok kişinin Che hakkında vardıkları yargının -cesur, kahraman, saf bir insan imajı, erdemlerinden dolayı aziz, çıkar gözetmeme ve kahramanlığından dolayı bir şehit imajı- ötesinde olağanüstü bir değere sahip ilkeleri kapsamaktadır. Che tartışmasız bir şekilde temel olan araçtan, ilkeleri özümsenir hale getirme yeteneğine sahip bir devrimci, bir düşünce adamı, bir doktrin adamı, büyük düşünceler taşıyan bir adamdı.

Kapitalistler rantlardan, karlardan, çıkarlardan, primlerden, süper ikramiyelerden söz edildiğini duyduklarında çok mutlu olurlar. Pazarlardan, üretimin düzenleyicisi ve kalitenin, etkinliğin ve daha birçok şeyin yaratıcısı olarak arz ve talepten söz edilmesinden hoşlanırlar. "Bu benim alanım, benim felsefem, benim doktrinim" derler. Ve sosyalizmin bu sözcüklere verebileceği önem onları sevindirir, çünkü bunların kapitalizmin teorisinin, yasalarının ve kategorilerinin temel yönleri olduğunu bilirler.

Biz hep birçok kapitalistin eleştirileriyle karşılaşırız. Kübalı devrimcileri gerçekçi olmadıklarına, kendilerini kapitalizmin çekiciliğine kaptırmaları gerektiğine inandırmaya çalışırlar. Ve namlularını bizim üzerimize yöneltirler. Ama daha iyi bir binek hayvanına sahip olmadığımız sürece, yara berelerle kaplı, ama emin eller tarafından sürülen bu beygirin bizi nereye götüreceğini göreceğiz. Bu rektifikasyon sürecinde, atmakta olduğumuz adımlarla nereye gideceğimizi göreceğiz.

Bu nedenle, bu 20. yıldönümünde, militanlarımızı, gençlerimizi, öğrencilerimizi ve ekonomistlerimizi Che'nin siyasi ve ekonomik düşüncesini öğrenmeye çağırıyorum.

Che olağanüstü bir saygınlığın simgesidir ve etkisi giderek büyümeyi sürdürecektir. Söylemeye bile gerek yok ki, Che'nin düşüncelerinden yoksun olanlar ya da bu düşüncelerle mücadele etme cesaretini bulanlar veya Che'yi saf biri ya da bir hayalperest olarak göstermek için bazı nitelemeler kullananlar devrimci adını hak etmiyorlar. İşte bunun içindir ki, şimdilik "Che'nin önceden gördüğü bu yanlış yolu izlemeyin" diyebilmek için bile olsa, kültürümüzü zenginleştirmek için bile olsa, bizi düşünmek zorunda bırakmak için bile olsa, devrimci düşüncemizi derinleştirmek için bile olsa, gençlerimizin bu araca sahip olmalarını, bu silahı ellerinin altında bulundurmalarını istiyoruz.

Bu törenden daha çok, biçimsel şeylerden daha çok, övgülerden daha çok, pratikte yaptıklarımızın, her yandan yeniden doğmakta olduğu görülen ve bu bölgede, günde 12-14 saat çalışarak küçük barajlar inşa eden ve bunları değerlerinin yarısına bir maliyetle birbiri ardına başlayıp bitiren Vinales işçileri gibi bunca örneğine sahip olduğumuz bu çalışma ruhunun Che'ye gösterebileceğimiz en büyük saygı olduğuna içtenlikle inanıyorum. Bunun sonucunda, diğer projelerle karşılaştırıldığında, -Che'nin sosyalizmin sorunlarını incelerken, kapitalist terminolojiyi kullanmayı dahi reddetmesine rağmen- eğer kapitalist bir terim kullanacak olursak, Vinales küçük barajlarını inşa tugayının işçilerinin yüzde yüzden daha fazla bir verimliliğe sahip olduğunu söyleyebiliriz. [Alkışlar]

Che muhasebeye, giderlerin ve maliyetlerin kuruşu kuruşuna hesaplanmasına öncelikli ve mutlak bir dikkat gösterirdi. Che eksiksiz bir örgütlenme, etkin bir denetim ve her kuruşun sıkı bir muhasebesi yapılmaksızın sosyalizmin inşasının ve ekonominin yönetilmesinin mümkün olabileceğine inanmıyordu. Emeğin üretkenliğinde iyileşme olmaksızın kalkınılabileceğine ihtimal vermiyordu. Ayrıca, matematiksel formülleri ekonominin denetlenmesinde uygulayabilmek ve ekonomik verimliliği ölçebilmek için yüksek matematik öğreniyordu. Che sosyalizmde, ekonominin idaresinde verimliliğin ölçülmesinde başlıca, temel, kesin bir araç olarak gördüğü bilgi işlemin uygulanmasını düşünüyordu.

Biraz önce söz ettiğim işçiler bir katkıda bulundular. Harcanılan her peso kazanılan iki pesoyu temsil ediyor. Harcanılan her milyon kazanılan iki milyon anlamına geliyor. Bu işçiler ve Guama Barajı'nda çalışmakta olanlar, kanal inşaatında çalışanlar, Pinar del Río otoyolu şantiyesinde çalışanlar, El Patate Barajı'nda çalışacak olanlar, yolların inşasına ve kanalizasyon döşenmesine başlamış olanlar; onurlu, disiplinli, işlerine yürekten bağlı insanlar olarak gururla gerçek kahramanlıklar gerçekleştiren bir dizi kolektif var. Bunlar büyük bir verimlilik oranıyla çalışıyorlar.

Birkaç gün önce, başkentte yol inşaatında çalışan bir grup işçiyle bir araya geldik. Bunların hepsi parti militanı, Genç Komünistler Birliği militanı ya da örnek işçiler; yaklaşık 200 kişi, verimliliğe göre ücret almayan insanlar. Bununla verime göre ücretin olumsuz olduğunu söylemek istemiyorum. Bu tür ödemenin gerekli olduğu bir dizi alan var. Bu insanlar güçlü kamyonlar ve makinalar sürüyorlar. Onları çalışmaya teşvik etmemiz gerekmiyor. Aksine, onlardan daha az çalışmalarını istemek gerekiyor. Bu insanlar kendi kendilerini aşıyorlar. Bazen onlara "Daha az çalışın" demek gerekiyor. Ve hatta onlara "Daha az sefer yapın, çünkü yapmanız gereken hızla malzeme nakliyatı için 25 sefer yapamazsınız. Yirmi sefer yeterli, yoksa kendinizi ölesiye yıpratırsınız" demek gerekiyor. Bizi ilgilendiren yalnızca gerçekleştirilen işin miktarı değildir. Nitelik bizi daha fazla ilgilendiriyor. |Alkışlar] Çok ama niteliksiz üretim kaynakları, emeği ve malzemeyi boşa harcamak demektir.

Bu utanç günlerinde, hiçbir şeyin bitirilmediği bu utanç verici dönemde, barajlarda su toplama gerekliliği bilinci neredeyse yok olmuş durumdaydı. Ancak bu bilinç yeniden doğuyor ve Pinar del Río bölgesi bunun öncülüğünü yapıyor.[Alkışlar]

Pinar del Río Dağları'ndaki yol yapımında çalışan tugaylar işte bu anlayışla çalışıyorlar. Ülkenin her yerinde barajlarda su toplama bilinci, yollar inşa etme, ekonomimizin, fabrikalarımızın, tarımımızın, hastahanelerimizin, okullarımızın iyileştirilmesi, ülkenin ekonomik ve toplumsal gelişiminin canlanması arzusu kendini gösteriyor.

Ne mutlu ki, bu yıllar boyunca yüksek bir teknik düzeye, büyük bir yetenek ve deneyime sahip çok sayıda insan -üniversiteden mezun ya da ara teknisyenler- yetiştirdik. Ve bugün sahip olduklarımız devrimin ilk yıllarında sahip olduklarımızla hiçbir şekilde karşılaştırılamaz.

Che Endüstri Bakanı olduğu sırada, ülkede kaç mühendis, kaç teknisyen, kaç desinatör, kaç araştırmacı, kaç bilim adamı vardı? Bugün bunların o döneme göre yaklaşık 20 kez daha çoğuna, belki de bundan da fazlasına sahibiz. Eğer Che tüm bu kadroların kolektif deneyiminden yararlanabilseydi kimbilir daha neler gerçekleştirirdi?

Yalnızca tıp alanında, o zamanlar 3 bin doktor vardı. Bugün ise 28 bin doktorumuz var. 21 tıp fakültemiz her yıl, ilk yıllarda ülkede kalmış olan doktor sayısı kadar doktor mezun ediyor. Ne büyük bir ayrıcalık! Ne büyük bir güç! Ne büyük bir kudret! Ve gelecek yıldan itibaren her yıl, o dönemde ülkemizde kalmış olan doktor sayısından daha fazlasını mezun edeceğiz. Kırsal bölgelere ve dağlara giden, Nikaragua'ya, Angola'ya, Mozambik'e Etyopya'ya, Vietnam'a, Kamboçya'ya giden, dünyanın öteki ucuna giden böylesi doktorlara sahipken, sağlık alanında yapmayı tasarladıklarımızı gerçekleştirmemizi kim engelleyebilir? İşte devrimin yetiştirdiği doktorlar böyledir! [Alkışlar]

Hiç kuşkum yok ki, Che bu sağduyudan yoksun baştan savmacılıktan, bütün bu suistimallerden değil, halkımızın bugün sahip olduğu kültür düzeyinden, onun teknik düzeyinden, Nikaragua'ya giden öğretmenlerden ve oraya gitmek için kendini sunan daha 100 bin öğretmenden gurur duyardı. Dünyanın herhangi bir ülkesine gitmeye hazır doktorlarımızla, teknisyenlerimizle, entemasyonalist görevlerini yerine getiren yüz binlerce yurttaşımızla övünürdü! [Alkışlar]

Eminim ki, biz bunlarla nasıl gururlanıyorsak, Che de gururlanacaktı. Ama kafamızla ve yüreğimizle yarattıklarımızın ayaklar altına alınmasına izin veremeyiz. [Alkışlar] Sözkonusu olan budur. Yarattığımız tüm zenginliklerle, bütün bu güçle ilerleyebilmek, sosyalizmin ve devrimin insanları ilerletmek ve yürüyüşü sürdürmek için sunduğu bütün olanaklardan yararlanabilmeliyiz. Kapitalistlerin söz ettiğim bu türden insanlara sahip olup olmadıklarını bilmek isterdim.

Onları entemasyonalist görevlerinde ve işlerinin başında görmek gerekir. Neler hissettiklerini, neler düşündüklerini görmek için, yaptıkları işe ne kadar bağlı olduklarını bilmek için onlarla bir arada olmak gerekir. Onların bu tutumu benimsemelerinin nedeni çalışma budalası olmaları değil; kaybedilen zamanı, devrim sırasında kaybedilen zamanı, yeni sömürge cumhuriyetin yaklaşık 60 yılı boyunca kaybedilen zamanı, asırlarca süren sömürgelik döneminde kaybedilen zamanı telafi etme zorunluluğudur.

Kaybedilen bu zamanı telafi etmeliyiz! Bunun tek yolu sıkı bir şekilde çalışmaktır. Eğer iki yılda yapabileceksek, başkentte 100 çocuk yuvası inşa etmek için 100 yıl beklememeliyiz. Üç yılda yapabilecekken, bütün ülkede 350 çocuk yuvası yapmak için 100 yıl beklememeliyiz. Kendi emeğimiz, kendi taşlarımız, kendi kumumuz, kendi malzemelerimiz, kendi çimentomuz ve hatta kendi petrolümüz ve kendi çeliğimiz sayesinde birkaç yılda çözebileceğimiz konut sorununu çözmek için 100 yıl beklememeliyiz.

Bugün öğleden sonra hastahanenin açılış töreni sırasında belirttiğim gibi, 2.000 yılı bir dönüm noktasıdır. 2.000 yılı için önümüze cüretli hedefler koymalıyız. Hiçbir şeyi 3.000 yılına, 2.100 ya da 2.050 yılına bırakmamalıyız. Bize böylesi önerilerde bulunacak olana şöyle demeliyiz: "Sen bununla yetiniyor olabilirsin ama biz yetinemeyiz! Yeni bir ülke, yeni bir toplum yaratma gibi bir tarihi misyona, bir devrimi başarıya taşıma ve ülkeyi kalkındırma gibi bir tarihi misyona sahip olan bizler bununla yetinemeyiz. Biz sadece ülkemizin gelişimini başarma değil, ama bunun yanı sıra sosyalist gelişimi başarma ve daha insanca, daha yüksek bir toplum uğruna çalışma onuruna ve ayrıcalığına da sahibiz."

Bizi tembelliğe, havailiğe teşvik etmek isteyecekleri şöyle yanıtlayacağız: "Senden sadece daha iyi değil, ya da herkes senin gibi olsaydı yaşanacak olandan sadece daha iyi değil, aynı zamanda daha uzun zaman yaşayacağız. Senden daha uzun ve daha sağlıklı yaşayacağız, çünkü sen tembelliğinle, evinden hiç çıkmayan ev kedisi gibi ve çok şişman olacaksın. Kalp hastalıklarına, dolaşım bozukluklara ve her türden musibete yakalanacaksın. Çalışmak sağlığa zarar vermez. Tersine, sağlığı korur. İnsanı yaratan emektir."

Öyle ki, kahramanlıklar gerçekleştiren bu insanları örnek olarak göstermeliyiz. Onların "Che gibi olacağız!" sloganının takipçisi olduklarını söyleyebiliriz. Che'nin çalıştığı gibi çalışıyorlar. Che'nin çalışacağı gibi çalışıyorlar. [Alkışlar]

Bu törenin nerede yapılması gerektiğini tartışılırken, önümüzde birçok olasılık vardı. Başkentte Devrim Meydanı'nda yapılabilirdi. Taşrada yapılabilirdi. İşçilerin Che'nin adını vermek istedikleri birçok işyeri ve fabrikadan birinde gerçekleştirilebilirdi.

Konu üzerinde düşündük. Leyhte ve aleyhte olan yanlarını ölçüp biçtik. Ve Pinar del Río'nun ve ülkenin yüz akı olan bu yeni fabrikayı, bu önemli fabrikayı seçtik. İlerlemeyle, araştırmayla ve eğitimle nelerin gerçekleştirilebileceğinin somut bir örneğidir bu fabrika. Çünkü genç işçiler bunca uzun zaman ihmal edilmiş ve az gelişmiş bu şehirde böylesine karmaşık ve son derece gelişmiş bir fabrika inşa etmeyi başardılar. Bu devrelerin yerleştirildiği salonların bir ameliyathaneden on kat daha temiz olduğunu belirtmek yeterli olacaktır. Bunu gerektiren çalışmanın niteliğidir. Karmaşık bir projeyi gerçekleştirmek, bunu nitelikli bir biçimde yapmak ve son derece gelişmiş donanımlar kurmak gerekiyordu. Ve bu görkemli çalışmayı gerçekleştirenler Pinar del Río sakinleridir. [Alkışlar]

Tesisleri gezdiğimizde, merkez komiteden birçok yoldaşa aktardığımız gibi, derin bir şekilde etkilendik. Bu fabrikada iyi bir çalışma yapıldı. Hızla gelişen makina endüstrisinde de iyi bir çalışma yapılıyor. İnşaat alanında iyi bir çalışma yapılıyor. Bileşim maddeleri, en gelişmiş teknoloji üreten bu fabrika kalkınma ve üretkenlikte, üretim süreçlerinin otomatikleştirilmesinde güçlü bir etkiye sahip olacaktır.

Bu mükemmel fabrikayı gezip burada uygulamaya konulmakta olan düşünceleri gördüğümüzde, bölgenin ve ülkenin gururu olan bu fabrikanın binlerce işçi çalıştıracak dev bir kompleks haline geleceğini anladık. Gelecek beş yıl içinde, gerçek bir deve dönüşmesi için 100 milyon pesodan fazla yatırım yapılacak. Fabrika işçilerinin buraya, elektroniğe, bilgi-işleme, matematiğe böylesine ilgi gösteren Che'nin isminin verilmesini istediklerini öğrendiğimizde, parti yönetimi Che'nin ölümünün 20. yıldönümü töreninin burada yapılmasına [AIkışlar] ve fabrikanın Emesto Che Guevara'nın şanlı ve herkesçe sevilen ismini taşımasına karar verdi. [Alkışlar]

Bu fabrikanın işçilerinin, genç emekçilerinin, onlarca mühendisinin, yüzlerce teknisyeninin bu adı onurlandıracaklarını, gerektiği gibi çalışacaklarını biliyorum. Bununla yalnızca on dört, on iki ya da on saat çalışılacak demek istemiyorum. Genellikle, bazı çalışma türleri için, iyi yapılmış sekiz saatlik bir çalışma kimi zaman bir kahramanlıktır. Gerçekten çok zor olan, büyük bir dikkat ve aşırı derecede konsantrasyon gerektiren bir işle, mikro kaynak yapmakla uğraşan yoldaşları, özellikle kadınları gördük. Hayal etmekte bile güçlük çekeceğimiz şeyler gördük. Bir iş gününde, sekiz saatte 5.000 mikro kaynak gerçekleştiren yoldaşları gördük.

Yoldaşlar, sorunların yalnızca on iki ya da on dört saat çalışmakla çözüleceğini düşündüğümüzü sanmayın. On iki ya da on dört saat çalışmanın mümkün olmadığı, sekiz saatin bile aşırı fazla olduğu görevler var. Bir gün, tüm iş günlerinin aynı süreyi kapsamayacağını umuyoruz. Hatta umuyoruz ki, bazı dallarda, eğer yeterli kol emeğine sahipsek -ve eğer rasyonel bir şekilde kullanırsak yeterince kol emeğine sahip olacağız- işgününü altı saatle sınırlayabiliriz.

Bununla söylemek istediğim, Che'nin örneğine ve adına layık olmak, aynı zamanda işgününden en fazla yararı elde etmek, çalışmanın niteliğine dikkat etmek, değişik işler yapabilme özelliğine sahip işçiler yetiştirmek, kadroların şişirilmesine engel olmak, örgütlü biçimde çalışmak ve bilinci geliştirmektir.

Bu fabrikanın işçilerinin fabrikaya Che'nin ismini vermekle kendilerine bahşettiğimiz şerefe layık olacaklarından kuşku duymuyorum. [Akışlar] Yine bu bölgenin bu törene ev sahipliği yapmaya layık olduğundan ve layık olacağından kuşku duymuyorum.

Eğer bu akşam, daha söylenecek şey kaldıysa, zorluklara karşın, daha önce açıkladığımız nedenlerle her zamankinden daha az dövizimiz olmasına karşın, kuraklığa karşın, emperyalist ambargonun şiddetlenmesine karşın, halkın tepkilerini gördükçe, yeni yeni olanakların ortaya çıktığını gördükçe kendimi daha emin, daha iyimser hissediyorum. Ve yapmayı tasarladığımız her şeyi yapacağımıza kesinlikle inanıyorum! [Alkışlar]

Bunları halkla birlikte, kitlelerle birlikte, militanlarımızın, işçilerimizin, gençlerimizin, köylülerimizin ve aydınlarımızın hepsinde bulunan ilkelerle, onur ve gururla başaracağız!

Bugün Che'ye layık olduğu onuru, layık olduğu saygıyı gösterdiğimizi söylemenin sevincini duyuyorum. Che bugün her zamankinden fazla yaşıyorsa, vatan da her zamankinden daha fazla yaşayacaktır. Che bugün emperyalizm için her zamankinden daha korkunç bir düşmansa, vatan da bu aynı emperyalizm ve onun kokuşmuş ideolojisi karşısında her zamankinden daha güçlü olacaktır. [Alkışlar]

Ve bir gün devrim yolunu, sosyalist devrim ve komünizm yolunu, komünizmin inşası yolunu seçtiysek eğer, bugün bu yolu seçmiş olmaktan dolayı çok daha gururluyuz. Çünkü bu yol Che gibi insanlar yaratmanın ve Che gibi olma yeteneğine sahip milyonlarca erkek ve kadından oluşan bir halk yaratmanın tek yoludur. [Alkışlar]

[José] Marti'nin dediği gibi, eğer onursuz insanlar varsa, orada kendi içlerinde pek çok insanın onurunu taşıyan insanlar da vardır! Hatta kendi içlerinde tüm dünyanın onurunu taşıyan insanlar da vardır denilebilir. Ve Che bunlardan biridir!

Patria o muerte! (Ya Özgür Vatan Ya Ölüm!)
Venceremos! (Kazanacağız) [Alkışlar]