'Tüketim toplumu' devrime karşı (Fırat Balcı)

Pazar, 28 Ekim 2012 09:15

Yazıyı okuyunca bana ‘’Arkadaş şimdi ne gerek vardı böyle bir konuya. Memleket toplumsal bir dönüşüm yaşanmış, 2. Cumhuriyet kurulmuş, AKP faşizmi tam boy sürüyor, savaşa doğru sürükleniyorken…’’ diyebilirsiniz. Ama çevremde ve hatta ailemde bu çürümüşlüğü ve ‘’tüketim sevdası’’nı gördükçe daha fazla sinirlenip kendi kendimi yiyeceğime ben de öfkemi en azından kendimce daha değerli bir şekilde değerlendireyim dedim.

Marx’ın yaşadığı 19. yüzyılın son dönemlerine bakıp işçi sınıfının toplumsal kalkışma denemelerini görünce imreniyoruz. Her ne kadar devrimci inadımızı, inancımızı kaybetmesek de memlekette, emekçilere saldırılar tam boy sürerken, içerde ve dışarda tam boy savaş çığırtkanlığı yapılırken, dünyada krize karşı emekçiler direnirken neden hala insanların sokağa çıkıp iradesini ortaya koymadığını soruyoruz ( yanlış anlaşılmasın ülkede hiçbir direniş odağının bulunmadığını söylemiyorum).

Bildiğimiz gibi Sovyet Blok’unun parçalanmasıyla beraber, emperyalist-kapitalist sistemin yalnızca ekonomik değil ideolojik anlamda da manevra alanı genişlemiş ve reel sosyalizmin yenilgiye uğradığı bir dünyada, sosyalizmin kendisi bir sistem olarak sorgulanırken sermaye sınıfı kendi ideolojisini de rahatlıkla geniş kesimlere yaymıştır. İşte böyle bir ortamda ortaya insanlığın insanlıktan çıktığı bir ‘’tüketim çılgınlığı’’ almış durumdadır. ‘’İnsanlıktan çıkmak’’ olarak adlandırıyorum çünkü insanın insanlığa geçişi ‘’üretimle’’ başlar. Tüketim, insanın en başta fiziksel yeniden-üretimini sağlamak, sonra da kendini gerçekleştirmesi için gerekli olan bir faaliyettir. Kapitalizm emeği, üretim sürecine ve kendi yarattığı hayata yabancılaştırırken bir yandan da sorgulamadan, aldığı ürün ya da hizmetin nitelik olarak kendini daha ileriye taşıyıp taşımadığını analiz etmeden tüketime yönlendiriyor.

Althusser’in tabiriyle devletin ideolojik bir aygıtı olarak medya bu konuda çok önemli bir yer tutuyor. İnsanlar televizyona ve reklamlara hapsedilmiş durumda. İnsanlığın, dünyayı sadece televizyon ekranından algılamasını, öğrenmesini ve sorgulamadan tüketmesini sağlamak için medya işlevini sürdürmeye ‘başarıyla’ devam ediyor.

İnsanlar, aldığı ı-phone’un kendisini ileriye taşımayacağı, hayatını değiştirmeyeceği gerçeğini göremiyor, elindeki telefonun daha üretim aşamasında işçilerin kanına bulaştığını, üreten işçilerin stresten intihar ettiğini bilmiyor. Kullandığı Nike ayakkabının çoğunluğunun Amerika dışında taşeron firmalar eliyle çocuk işçilerce üretildiğini, büyük hayallerle aldığı led, hd vs. televizyonu evine kurduğu zaman yine iktidarın, magazin programlarında parıltıyla sunulan tam anlamıyla bomboş yaşantıların aklını, vicdanını zehirleyeceğini… Teknoloji günden güne artıyor ve kapitalizm bunu kendi çıkarları doğrultusunda çok iyi kullanıyor. İnsanlık için değil sermaye için teknoloji üretilmeye devam ediyor.

Ancak herşeye rağmen emperyalist-kapitalist sistemin kriziyle boğuştuğu bir ortamda Avrupa’da yayılan emekçi hareketleri, her ne kadar emperyalist bir restorasyona dönüşse de Mısır ve Tunus’ta gerçekleşen isyanlar umudumuzu yeşertiyor. Halkın bilincini sihirli bir değnekle değiştirme şansımız yok. Toplumsal devrim siyasal devrimi önceliyor. Şimdi her zamankinden daha fazla mücadele etmemiz ve temas ettiğimiz her insana da sosyalist bilinci taşımamız gerekiyor. Sömürünün, zulmün olduğu yerde karşı çıkış kaçınılmazdır. Devrim her zamankinden acildir.

İşçilerin birliği sermayeyi de tüketim toplumunu da yenecek!