Solda ‘Öğrenilmiş Çaresizlik’ (Engin Deniz)

Pazartesi, 15 Kasım 2010 10:15

Aylar süren KPSS hazırlık çalışmalarımda eğitim bilimleri alanındaki yüzlerce kavramdan biri olan “Öğrenilmiş Çaresizlik” solun içende bulunduğu durum konusunda da benim için oldukça açıklayıcı oldu.

Öğrenilmiş çaresizlik, Öğrenme Psikolojisi alanında oldukça popüler bir kavramdır. Basitçe ifade edecek olursak, deneyimler sonunucunda bir işin artık hiç bir şekilde başarılamayacağı yargısının oluşmasıdır.

Martin Seligman tarafından ortaya atılan ve hayvanlar üzerinde yapılan çok sayıda deney sonucunda, insanlar üzerinde de gözlemlenen öğrenilmiş çaresizlik, aslında hemen her insanın başına gelen bir durumu ifade etmektedir. Davranış sonrası sonucun organizma için olumsuz olması durumunda, bir işin artık başarılacağına olan inancın yitirilmesi, organizmayı artık o davranışı yapmaktan alıkoyar, işin özü budur. Örneğin, konuyla ilgili yapılan hayvan deneylerinden biri şöyledir:

Aç bırakılan köpekbalıkları cam bölmeyle ikiye ayrılmış bir akvaryumun bir tarafına konur. Diğer bölmeye ise köpekbalıklarının yiyebilecekleri küçük balıklar bırakılır. Köpekbalıkları defalarca balıkları yemeyi dener ama her denemeleri cam bölmeye çarparak başarısız olmalarıyla sonuçlanır. Bir süre sonra köpekbalıklarının yemek için yaptığı bu davranışlar azalır ve zamanla kaybolur. İşin ilginç yanı, aradaki cam bölme kaldırıldığında da köpekbalıklarında her hangi bir tepki ortaya çıkmaz.

Fillerle yapılan başka bir deneyde ise yavru filler bir kazığa bağlanarak hareketleri kısıtlanır. Filler kurtulmayı dener ama bu kazıkları yerinden çıkarmaya güçleri yetmediği için başarılı olamazlar. Bu şekilde büyütülen fillerin kazığı rahatlıkla yerinden çıkarabilecek güce eriştiklerinde bile artık kazıktan kurtulmak için herhangi bir çaba sarfetmediği gözlenir.

Konuyla ilgili başta Hiroto(1974) ve gene Seligman tarafından insanlar üzerinde de çok sayıda deney yapılmıştır. İnsanlar üzerinde yapılan deneyler ise konu ekseninde çeşitli teoriler ortaya atılamasına neden olmuştur. Ancak sürecin insanlarda da işlediği çokça örnekte gözlenmiştir. Aslında, deney ve teorilere girmeden kendi hayatımızdan veya çevremizden bolca örnek bulabiliriz. Bir sınava üç kez hazırlanan bir öğrencinin, dördüncü sınavda performansının düşmesi, sınava girmeden kazanamayacağım demesi ya da bir oyunda rakibine bir kaç kez yenilen bireyin, rakibini yenemeyeceğini düşünerek oynamaktan vazgeçmesi öğrenilmiş çaraesizlik kavramının en basit örnekleridir.

Çok fazla dağıtmadan kavramın solla olan ilişkisine gelecek olursak.

Türkiyede sol otuz yıldır kaybetmektedir. Bu süreçteki kazanımlar ve bazı önemli çıkışlar olmasına rağmen, sol toplumsal mevzilerini zamanla kaybetmiştir. Bunlar sadece Türkiye ölçeğindeki gelişmelerin ürünü değil, kuşkusuz. Reel sosyalizmin yıkılışı gibi önemli küresel gelişmelerin de sonucudur. 12 Eylül faşist darbesi, reel sosyalizmin çözülüşü, Özal’la başlayıp AKP ile katmerlenerek devam eden neo-liberal saldırı süreci solun ülkemizde gerilemesinin temel nedenleri olarak sıralanabilir.

Bunlara ek olarak, bir parantez açıp, yükselen Kürt hareketinin yarattığı atmosferin sola alan kapattığını da not edebiliriz.

Sol’un otuz yıllık mücadelesi küçümsenemez. Böylesi zor bir dönemde devrimcilik yapan, solun değerlerini ayakta tutmak için çaba sarfadenler tarihsel olarak büyük bir iş başarmıştır. Ancak bu konjöktörde sol bir bütün olarak kaybetmiştir.

Bunu çok fazla dillendirmenin de bir anlamı yok! Kaybettiklerimiz üzerine uzun bir muhasebe yapmanın zamanı değil. Bu dönemde, solun otuz yıllık muhasebesini yapmak yerine, geçirilen bu otuz yılın yarattığı psikolojinin iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Solun yeni bir sıçrama gerçekleştirmesinin ön koşulu bu psikolojinin değişmesidir.

Peki, nedir bu psikoloji ?

Bu tamı tamına öğrenilmiş çaresizlik örneklerinde olduğu gibi, başarı sağlanabileceğine olan inancın zayıflaması hatta bazı örneklerde olduğu gibi tamemen ortadan kalkarak başka yönelimler içerisine girilmesidir.

Elbette sol öznelerin tamamının bu ruh hali içerisinde olduğunu söyleyemeyiz. Ancak sorun şudur: kendisini solcu olarak niteleyen kitlenin önemli bir bölümü, artık solun başarabileceğine olan inacı son derece zayıflamıştır. Bu nedenle büyük bir kararlılkla hareket eden devrimci özneler bile bu kitlenin inançsızlık duvarıyla karşılaşmaktadır. Açıkça görülüyor ki, kendisini sosyalist olarak tarif eden bir çok insanın oylarını CHP’ye vermesinin nedeni de “biz kazanamayız yargısının” bir sonucudur. Ancak işin ilginç yanı, bugün kensini CHP’li ya da sosyal demokrat olarak tarif eden insanların ruh hali de budur.

Sol gücü oranında çalışma yapmaktadır, ancak bir çok durumda nasılsa gene kaybedeceğim psikolojisi içer,isinde adm atmaktadır. Referandum çalışmaları kapsamında sosyalistler HAYIR sesini yükseltirken, çalışama yürüten bir çok sosyalistin “adamlar gene alacak” dediklerine şahit olduk. Çalışamaların birebir örgütleyicisi olan insanlar böyle düşünüyorsa, örgütlemeye,umut taşımaya çalıştıkları insanlar üzerinde nasıl etkili olabilirler ki ? Kuşkusuz, tam olarak inanmadığınız bir şeye kimseyi inandıramazsınız.

Bu örnek önemlidir! Çünkü başka örneklerde AKP gibi bir partinin geriletilmesinin zor olduğunu iddia edebilir hatta bir başkasını hayalcilikle suçlayabilirsiniz ancak toplumun taraflaştığı bir süreçte bile başaramayacağınızı düşünerek iş yapmaya çalışıyorsanız işiniz gerçekten zor demektir! Bu öğrenilmiş çaresizlik için somut bir durum.

Bu durum aynı zamanda bazı örgütsel reflekslere, güncel siyasi analizlere ve teoriye de yansıyabilmektedir.

Siyasal tavır alırken, kendisinden güçlü taraflardan birine angaje olmak ya da biriyle özdeşim kurmak da öğrenilmiş çaresizliğin bir sonucu olarak görülebilir. Ben yapamam demenin başka bir yolu da umudu başka yerlerde aramaktır. Yoksa, bir sosyalist öznenin Kürt siyasetinin gölgesine sığınmasını ya da “AKP demokrasisi”nden medet ummasını nasıl açıklayabilirsiniz? Tabi, kötü niyetli değilse !

Teori alanında yapılan çalışamalarda belirgin olmasa da öğrenilmiş çaresizliğin izlerini görebilirsiniz. Her ne kadar şatafatlı sözler barındırıyor olsa da sol adına yazılan bir makale ya umutsuzluğu teorize ediyordur ya da umudu. Örneğin AKP’nin ülkeyi dönüştürme süreciyle ilgili yazılan yığınla yazıyı böyle de tasnif edebiliriz. Bazıları direnmeyelim, sürecin getireceklerine bakalım,bize ne biz işimize bakalım...vs türü önermeler içerirken bazıları da tek çıkar yolun direnmekten ve kavga etmekten geçtiğini haykırmaktadır.

Son olarak şu eklenebilir, deneysel olarak öğrenilmiş çaresizliğin önlenebileceği, tedavi edilebileceği veya azaltılabileceği gösterilmiştir. Bunun için çok sayıda yöntem geliştirilmiştir.

Sol kendi yöntemini bulmalı ve artık bu ruh halinden sıyrılmalıdır. Gerileme dönemi bitmiştir! Çünkü artık gerileyebileceğimiz bir yer yoktur. Ya ileri ya da...