Ortadoğu'yu Romanlardan Okumak (Rıfat Doğan)

Çarşamba, 07 Eylül 2011 12:08

Ortadoğu’yu okurken elime “Yakupyan Apartmanı” adlı bir roman geçti. Bir arkadaşın tavsiyesiyle elime aldığım roman, 1990’lı yıllara denk düşen ve özellikle Nasır’ın Arap milliyetçiliği sonrasındaki Mısır’ın toplumsal ve siyasal değişimini ele alan ilginç ve bir o kadar ilgi çekici bir kitap.

Yakupyan Apartmanı* gerçek bir isimdir, yani yazar Ala El Asvani’nin de bir dönem dişçilik yaptığı Yakupyan Apartmanı aynı soyisimini taşıyan zengin bir işadamının yaptırdığı bir binadır. Romanın yazarı Asvani 1957 Mısır doğumlu olup, Arap milliyetçiliğinin çocuğu sayılabilir, dolaysıyla bu özelliği romanını da yansımış ele aldığı konu ve karakterler tarihsel bir yere oturan ve toplumsal gerçekliğin yansımasından geçmiştir. Aynı isimle 2006'da çevrilen film hem Mısır’da hem de dünyada büyük bir etki yatratmıştır. Mübarek döneminde politik dergilerde yazan Asvani’nin yine “Chicago” isimli bir romanı daha vardır. Bu romanı ise eğitimi amacıyla gittiği Chicago’yu ve kendisindeki değişimi anlattığı bir eserdir. Konumuza geri dönersek Yakupyan Apartmanı Mısır’da Enver Sedat’ın 1970’li yıllarda “intifah” olarak bilinen biz de ise liberalizasyon ve serbest piyasaya açılmak olarak da bilinen bir dönemin ve ardından Hüsnü Mübarek’le devam eden 1990’lı yıllarını resmetmekte ve bu apartmanda yaşayan toplumun farklı sınıf ve kesimleri ise bu değişimin birer simgesi olarak okuyucu karşısına çıkmaktadır. 1960’lı yılların Arap milliyetçiliği son bulmuş, devletçilik hamleleri yerini serbest piyasa kurallarına bırakmış ve 1970 Enver Sedat’la birlikte toplumsal alana dinin siyasal alanda ise İslamcılığın hakim olduğu dönemi ve sonrasını Asvani şöyle çizmektedir

“… Mısır’da amansız bir dindarlık dalgası yayıldı ve içki içmek sosyal olarak kabul edilemez hale aldı. Arka arkaya gelen Mısır hükümetleri alkol satışını büyük otel ve restoranlarla sınırlayıp yeni barlara ruhsatı vermeyi keserek dindar baskıya boyun eğdiler. Bar sahiplerinden biri öldüğü zaman ruhsatını iptal ederek mirasçıları işlerini değiştirmeye zorluyordu. Bütün bunlar yetmezmiş gibi barlara polis baskınları tertipleniyor, bar sahipleri üstleri aranıyor, kimlikleri irdeleniyor, bazen de sorgulanmak üzere karakola götürülüyordu”…(syf:35)

Dinsel baskının bir nedenini ise radikal İslamcı örgütlerin yükselişine bağlayan ve onu durdurmak için böyle yöntemlere başvurduklarını belirten Asvani bu değişimin en büyük göstergelerinden birinin de camiler olduğunu ve insanların caddeleri kapatarak namaz kıldıklarını sözlerine ekleyerek, sürecin hükümet tarafından desteklendiğinin de altını çiziyor. Roman karakterleri bu değişimin birer yansıması olarak Yakupyan Apartmanı'nda yaşamakta İslamcı çizgiyi benimseyen Taha, Kahire Üniversitesi'nde okurken radikal dinci örgütlere katılmakta, sevdiği kız Busayna ise daha iyi yaşam koşulları için zengin olmanın yollarını aramaktadır. 1960’lı yılların Yakupyan Apartmanı ise Nasırcı subayların ve ailelerinin kaldığı bir yerken, daha sonrasında değerini kaybeden ve daha alt sınıftan insanların oturduğu bir mekan haline gelmiştir. Taha, Busayna, Abduh ve bir çok karakter bu sınıfa mensup tiplerdir. Rüşvetin yaygınlaştığı, milletvekili seçilmek için türlü dolapların çevrildiği, kızların zengin olmak için şeyhlerle evlendiği, kuşak çatışmasının ve dinin toplumsal ve siyasal olarak hakim bir güç haline geldiği yerin adıdır Yakupyan Apartmanı, hepsini içinde barındırmakla beraber kendisi de şehrin ortasında bu değişime ayak uydurmaya çalışan bir mekandır. Arap milliyetçiliği bitmiş, Nasır’ın ölümüyle başlayan süreç sermaye sınıfının güç kazandığı yıllar olmuştur. Kapitalist Zeki bey ise Nasır dönemini bir önceki dönemi şöyle anlatmaktadır:

“…Çok güzel zamanlarda yaşadım Busayna, farklı zamanlarda, Avrupa gibiydi Kahire. Temizdi, zarifti, insanlar görgülü ve saygılıydı. Ben de farklıydım, mevki sahibiydim, param vardı, dostlarımın hepsi kalburüstü insanlardı, akşamları özel yerlerde geçirirdim: Otomobil Kulübü, Kulüp Muhammed Ali... Çarşı bölgesinde (Mısır’ın sermayeye açılan yüzü) bir çok yabancı yaşıyordu, Abdül Nasır onları 1956’da kapı dışarı edinceye kadar... Abdül Nasır Mısır siyasi tarihinin gelmiş geçmiş en kötü lideriydi. Ülkeyi perişan etti, hezimete uğratıp yoksulluğa itti.” (syf:149)

Zeki ve romanda geçen sermaye sınıfının diğer üyeleri de aynı duyguları paylaşmaktadır. Daha fazla romana girmeden son olarak bugün Mısır’da başlayıp Ortadoğu’ya yayılan “Arap Baharı"nın yaşanmasına yol açan süreci biraz daha iyi anlayabilmek için elimize almamız gereken bir roman…

*Yakupyan Apartmanı: Ala El Asvani …