Muhafazakârlık Üzerine Sesli Düşünceler… (Deniz Aydın)

Perşembe, 28 Ekim 2010 15:48

“Kadının bedeni ve fikri hürriyetine kavuşması, ekonomik bağımsızlığına kavuşması demektir hayatını kazanmak için, öbür cinse dayanmaması demektir. Kadının bu hakkını inkar edenler, peşin hükümlerinden kurtulamayanlardır. Bunlar karanlıkta yaşayan baykuşlara benzerler küçük bir ışık gördüler mi, korku ve azapla gözleri kamaşır, bağırırlar…” A. Bebel (Kadın ve Sosyalizm)

Türkiye tarihine bakarken pek parlak bir tablo ile karşılaşamadığımız bir gerçek. Muhafazakârlığın artık ezberlediğimiz uygulamaları ne yazık ki hâlâ devam etmekte. Buna bir çok örnek verilebilir. Ancak örneği, Türkiye’nin bugünkü durumunu anlamakta bize karşı en fazla “usta” rolünü üstlenen ülke olan, ABD’den vermek daha anlamlı olacaktır.

Dönemin ABD Başkanı sağcı muhafazakâr Ronald Reagan iktidara gelmeden önce gazetelerde bir anket yayınlanır. Ankete göre ABD halkı toplu taşımacılığa ve kürtaja %80 oranında destek veriyor, %66’sı savunma harcamalarının kısılmasını istiyor, %88’i sağlık ve eğitimin kısılmasına karşı çıkıyordu. Reagan’ın iktidara gelmesi konusunda, cinsiyet ve sınıf kavramları üzerinden siyasetini anlatması ile olduğunu bir çok araştırmacı da yazmıştır. İktidarının ilk yıllarında Reagan hakkında yapılan anketler olumlu sonuçlar veriyorken 4-5 sene sonrasında bu oranlar tepetaklak olmuş. Ülke ekonomisi içinden çıkılmaz bir hal almış, dünya güvenliğinin gittikçe daha fazla tehlike barındırdığı fark edilmiştir. Sonrasında yayınlanan bir ankete göre, tüm bunların sonucunda, halkın %66’sı komünistlerle beraber yaşamayı ister…

Türkiye ile ABD’yi karşılaştırmak niyetinde de değilim. Ortak olan bir takım noktalara değinmek, kapitalizmin neden öldüreceğini anlatmak istiyorum.

Kapitalist sistemin temelinde yatan muhafazakar mantık (bugün bunun adı daha fazla gericiliktir) siyasi otoritesini güçlendirmek için “kapitalizmin özgürleştirdiği” söylemini topluma yaymaya çalışır. Basit örnekler internet kullanmak, cep telefonu kullanmak toplum için bir ‘özgürlüktür’. Yani günümüzde arabası, evi olan özgürdür. Kısaca özgürlük eşittir paradır.

“Özgürlük” kavramı son yıllarda o kadar kuşatıldı ki, Irak’a saldırı olduğunda da karşımıza çıktı, karısını neredeyse linç eden kocanın mahkeme kararında, tecavüz etmenin, öldürmenin hemen yanında. Hala devam ediyorlar fabrikaları satarken, polisler öğrencilerimize dayak atarken hep “özgürlük” kavramının arkasına sığındılar.

Ve en son “türban”la duyduk adını. O’na da verdiler özgürlüğünü. Türban özgürlüğü de satıldı işte.

Gericilik kendini korku ile bütünleştirdiği oranda somutlaşır. Buna en iyi örnekte günümüzde insanların önüne çözüm olarak cemaat ve tarikat yuvalarını koymaktır. Adı da sosyal hayat olabilmektedir. En çok da bu sosyalliğin bir parçası olması gerektiği düşünülür.

Kadının “sosyalleşmesi” açısından cemaatler
Kapitalizmin kendini var edebilmesinin en kritik noktalarından biri de, “halkın korkması”dır. Bahsedilen birinden ya da bir şeyden korkması değil, kendinden korkmasıdır. Özgüvensiz insanların başvuracağı ilk şey kaba kuvvettir.

Her gün bir tecavüz, töre cinayeti haberleri ile uyandığımız ülkemizde kadınların baskı altında yetiştirilmesi ve ona biçilmiş görevlerle hayatını şekillendirmesi, erkeklerin kendilerini kanıtlamaları için “şiddet”e yönelmesi vs. gibi daha birçok sorunun temelinde elbette hem kendini güvende hissedebileceği bir toplumsal yapının, hem ekonomik olarak kendini besleyecek kaynakların olmaması, sosyal hayatının zayıflığı yatıyor. Korku, bireyde tek başına kendiliğinden ortaya çıkan bir durum değildir elbet.

AKP iktidarı bu korkuyu görebiliyor ve alternatifi de sunuyor: “cemaatler”…

Türkiye’de gerçek olan bir şey var her şey o kadar göz göre göre yapılıyor ki, mütevazılığımızı bir kenara bırakmak zorunda olmak bizi zorluyor. Çürüme kenarlardan içe doğru ilerliyor.

AKP’li kadınların her seçim döneminde çok iyi çalıştıklarından sürekli bahsedilir. Ne kadar çok altın dağıttıklarından vs. Evlere gündüz saatlerinde giderek ev kadınlarını bulmaya çalışırlar. Zaten gün boyu evde yalnız olan bir kadın için yabancı biriyle sohbet etmek kaçınılmazdır. Bunlar bir süre sonra “sohbet toplantıları” adını almaya başlar ve artık tek değil, bir çok kadın vardır yanında. Örgütlülük, insanı güçlü hissettirir.

Kadının bu sosyalleşmesi kendi gibileri arasında olur, topluma kapalıdır.

Sevgilisi ile gezmeye gidemeyen, elini tutmanın güzelliğini yaşamayan bir kadın çocuğuna sevgiyi nasıl verebilir? Bu da geleceğinizi yok etmekten başka bir anlama gelmez.

Ya da çalışma hayatını silmeye çalıştığınız bir kadın, toplumda kendisini nasıl var edebilir?

Tüm bunlar yapılamayacağı için başvurulan kaynak yine şiddet olacaktır. İslamiyet’te kadın zaten ikinci planda olduğundan dolayı tüm iplerini erkeğin eline vermekte gecikmeyecektir.

Burada durup bazı istatistikleri paylaşmak iyi olabilir.

İbadethaneler aynı zamanda günah çıkarmak içindir. Türkiye’de cami sayısının bu kadar arttığı bir dönemde (hatta alevi köylerinde bile yapıldığını da unutmayalım) bu kadar günahın çıkarılamamasının nedeni, bu “cemaat kardeşliğine” rağmen ne olabilir?!

TÜİK verilerine göre son sekiz yılda Türkiye’de intihar oranı %52 artmış.

Cemaatlerin son sekiz yılda siyasette aktif rol üstlendiği gerçeğini Ali Bardakoğlu’nun da, Fethullah Gülen’in de, Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarından fark ediyoruz. Zaten Türkiye’nin namusunu kurtaracak adres olarak tanımladılar bile.

Aynı zamanda
Türkiye’de kadınların %35.6′sı bazen, %16.3′ü sık sık aile içi tecavüze uğruyor. (Başbakanlık Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü’nün yaptığı araştırma)

Ve 2002’de fuhuş yapan kadın sayısı 25 bin iken 2010’da bu sayı 100 bini buluyor.

Sayıların ne kadar meşrulaştığını görebiliyoruz.

Ayrıca İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çağlayan’da bir Adliye Sarayı yaptırıyor. Milletçe övünüyoruz çünkü, Avrupa’nın en büyük adliyesi olacakmış. Son zamanlarda çıkan haberlerle belediyenin neden böyle bir işe soyunduğunu da anlamış bulunmaktayız. Tecavüz, kadına yönelik şiddet, insan öldürmenin cezası anında aradan çıksın. Toplum olarak tecavüz günlük yaşantımızın bir parçası haline getirildi. Güya sonrasında da etik dersi verecekler. Kime? Tecavüze uğrayana mı? Tecavüz edene mi?
Cevap basit: tecavüze uğrayan kadına cemaatte etik dersi verilecek, tecavüz edene de mahkeme de bir daha yapmaması söylenecek.

Tüm bunlardan sonra mutlu bir aile tablosu çizilecek…

Siz kimi kandırıyorsunuz?

AKP Öldürür!
Yukarıda değinilen istatistiklerden en çarpıcı olanı TÜİK verilerine göre son sekiz yılda Türkiye’de intihar oranının %52 artması elbette. Pazar günü Radikal gazetesinde Koray Çalışkan’ın “Türkiye Boşanıyor” yazısı gerçek verileri ortaya koyuyor. Yazıya göre AKP iktidara geldiğinden beri boşanma oranı %24 artmış durumda. Ve devam ediyor Çalışkan “TÜİK verilerine göre 2008 yılında 99,663 aile dağılmış, Adalet Bakanlığı’na göre ise aynı yıl 166.389 aile yok olmuş. Kötü yönetilmiş bir ülkede iktidar ailenin önemi üzerinden siyaset yaparken aileler, hiç olmadığı kadar hızlı dağılıyor. Hiç olmadığımız kadar sık intihar ediyoruz ve hiç olmadığımız kadar mutsuzuz…”

Eğitim hakkını gençlerimizin elinden alan, yoksullaşmanın, işsizliğin, kadına yönelik her türlü şiddetin önünü açan bir iktidar bizlere ne alternatif üretebilir, ne de mutlu bir hayat sunabilir.

Egemen sınıf halkına gerici ideolojiler salgılamaya başlıyorsa o ülkede faşizm de ortaya çıkar, gericilikte, ahlaksızlıkta.

Siyaset bütünlüklü bakmayı gerektirir ve yaşadığınız topluma bakmak o ülkede yapılan siyaset hakkında size fikir verir.

Bir sosyalist hareketin asla ve asla vazgeçemeyeceği en önemli ilkedir kamuculuk. Ortak yaşama kültüründen düzenli ekonominin hayata geçirilmesindendir büyüklüğü. Kolektif yaşam aklı ile olgunlaşmayı sağlar. Kolektivizm diriltir.

Bugün ülkemize baktığımızda, insan olmanın onurunu taşımanın çok daha önemli olduğunu görüyoruz. Çocuklarımızın intihar etmemesi, biz kadınların aşağılık birer varlık olarak değil, toplumda yerini almış bireyler olarak var olmamız, eşit ve özgür bir toplum yaratmaya olan inancımızla mücadelemizi yükseltmek zorundayız. Bebel ile başladık, Bebel ile sonlandıralım

“Kadına tam eşitliği kabul eden ve veren, kadını her çeşit baskı ve sömürmeden kurtaran, bunu programına esas olarak koyan tek parti, sosyalist partisidir. Sosyalistlerin bu maddeyi programlarına koymaları propaganda yapmak için değil, sosyalizmin kuruluşunda bir zorunluluk bildirdikleri içindir. Çünkü iki cinsin toplumsal eşitlik ve bağımsızlığı sağlanmadıkça, insanlar için kurtuluş yoktur…” (Kadın ve Sosyalizm)

Deniz Aydın