Sayfa yolu
Gericilerin aslında demek istedikleri (Okan Türkanıl - Tunca Özlen)
Yayın Tarihi: 21.05.2012 , 10:08 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:33
“Toplumun temelini sarsan en büyük tehlike zina ve buna paralel olarak yaygınlaşan eşcinselliktir.”
Bu nefret söylemi, Saadet Partisi Gençlik Kolları Genel Başkanı Fatih Aydın’a ait. Bu sözleri söylemesine vesile olan olay ise, İngiltere vatandaşı iki kadının nikâh törenlerini Fethiye’de düzenlemeleri. Aydın’ın sözlerinden kendisine vazife çıkaran Saadet gençliği, Kocaeli’de “Zina suç olsun, eşcinsellik ahlaksızlıktır” yazılı pankart asarak zihniyetini açığa vurdu. Saadet Partisi daha önce de kadınlara özel “pembe metrobüs” projesini gündeme getirmişti.
Aydın’ın açıklamasını ve pankartta yazanları okuyunca, insanın aklına bazı sorular takılıyor: Eşcinsel evlilikleri ile zina arasında ne gibi bir bağlantı var? Veya Aydın’ın açıklamasında uzun uzadıya zinadan söz edip lafın sonunu eşcinselliğe getirmesi bir tesadüf müdür? [1]
Türkiye’de “evlilik müessesi” her daim heteronormatif bir bağlamda kurgulanmıştır ve Aydın’ın sözlerinden de anlaşılacağı üzere eşcinsel evlilikler yok hükmündedir. Her halükarda “evlilik dışı” bir olgu sayılan eşcinselliğin akla zinayı getirmesi, belki böyle açıklanabilir. Bununla birlikte eşcinsel birliktelikler zina kapsamına giremez. Zina, heteroseksüeller arasındaki evlilik dışı cinsel ilişkiyi tanımlar.
İslamcılar için sorun eşcinsel birlikteliklerin evlilik dışı olması değil, bu tür birlikteliklerin yaygınlaşması ve belki de bir gün resmiyet kazanacak olması. “Öyle tipler var ki evlenmek diye bir dertleri yok” diyen zihniyetin eşcinsel evliliklere yeşil ışık yakmasını beklemek, onun homofobik karakterini görmezden gelmek olurdu. Aileden kasıt erkek ile kadın arasındaki birlikteliktir ve eşcinsel evlilikler ailenin heteronormatif yönüne saldırı olarak algılanmaktadır.
Bazı kapitalist ülkelerde eşcinsel evlilikler yasal statüye kavuşmuş, eşcinsellerin tüketimine dayanan “pembe ekonomi” önemli sektörlerden biri haline gelmiştir. Türkiye’de ise, kapitalizmin tüketimle doğru orantılı kabul edilen “özgürleştirici” etkisi, oldukça dar “yaşam alanlarında” ve sektörlerde hissedilebiliyor. Uygulanan sermaye birikim modeli ucuz işgücüne dayanırken, “üç çocuk politikası” söz konusu modelin dayanağını oluşturuyor.
Piyasacılıkla gericiliğin at başı gittiği ülkemizde, homofobiyi neo-liberal politikalardan ayrı bir düzlemde irdelememek gerekiyor. Homofobinin ekonomi-politiği, eşcinselliğin mevcut sermaye birikim rejimiyle yaşadığı doku uyuşmazlığının yanında, bu rejimin üzerinde yükselen muhafazakâr yapıyla olan çelişkisini de görmeyi gerektiriyor.
Aydın açıklamasının sonunda “Zina ve eşcinsellik toplumların ortasına atılmış tahrip gücü yüksek bombalardır. Buna karşı her milletin ve o milletin temsilcisi olanların tedbir alması ve bunu yasayla düzenlemesi boynunun borcudur.” diyerek farklı cinsel yönelimlerin toplumların yozlaşmasına sebep olduğunu, devletlerin buna karşı tedbir alması gerektiğini savunuyor.
İran’ın bu konudaki politikaları Aydın’ın nasıl bir devlet modeli istediğine dair ipuçları veriyor. “İran'da eşcinsel yok” diyen Ahmedinejad’ın 2007 yılındaki açıklamasından bugüne değin birçok eşcinsel idam edildi. En son 4 Eylül 2011’de, İran’da üç erkek, eşcinsel oldukları gerekçesiyle asıldı. Aydın ve onun gibi düşünen gericilerin, gönüllerinden geçip dile getiremedikleri “yasal tedbirler” bu tür uygulamalar olsa gerek.
Reşit olmayan kızlarla evlenme hayalleri kuran, mankenlerden devşirdikleri müminlerle boy gösteren, bozuk sütleri çocuklarımıza gönül rahatlığıyla içiren gericilere son bir sözümüz var: Ahlakınız batsın!
Okan Türkanıl / Tunca Özlen
18-Mayıs-2012
[1] http://www.saadet.org.tr/haber/saadet-gencliginden-zina-ve-escinsellige-...
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.