AKP, Demokrasi ve Sol (Emre Fidan)

Cuma, 12 Şubat 2010 09:30

“(…)Türk halk müziği ve protest müzikle adını duyuran (…)Pınar Sağ, bazı sol grupların ortak adayı olarak Tunceli belediye başkanlığına bağımsız aday olan Murat Kur'un, 25 Mart 2009'da Tunceli Kışla Meydanı'nda düzenlenen mitinginde türkülerini seslendirdikten sonra kısa bir konuşma yaptı. Pınar Sağ konuşmasında, Tunceli'de 1973 yılında güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada yaralı olarak yakalanan ve ardından Diyarbakır Cezaevi'nde gördüğü ağır işkence sonucu öldüğü iddia edilen TKP/ML-TİKKO'nun kurucusu İbrahim Kaypakkaya'yı öven cümleler kullandı.”[1]

Pınar Sağ’ın suçunu tahmin etmek zor değil suçu ve suçluyu övmek.

Ülkemizin aydınlarının maruz kaldığı bu tür faşizan baskılara yabancı değiliz. Daha önce de olmuştur, ileride de olacaktır. Demokrasi neferimiz AKP döneminde ise bu baskıların artması ilginçtir. Tutuklanan gazeteciler, sendikacılar, basılan sendikalar, dava açılan karikatüristler, işkenceler, faili meçhuller, telefon dinlemeler…

Liberal şarlatanlar tarafından ele geçirilmeye çalışılan demokrasi olgusunu, sola karşı kullandıkları, solun siyasi çizgisini demokrasi mücadelesi sığlığına çekmeye çalıştıkları bu örneklerle malumdur… Solun içerisinden ‘burjuva demokrasisinin ilahı AKP’ imajını belli ölçülerde çıkarabildiler, bu egemen hattı AKP’nin güncel politik gereksinimleri olarak görüp (burjuvazinin demokrasi çizgilerini de kırmızı kırmızı çizerek sol bir öpücükle donatıp) sol tarafından daha ileriye götürülmesini söyleyenler çıkmıştı. Bunu aşarak teorize eden ve ‘burjuva demokratik devrimimizin tamamlandığını’ iddia edenler de oldu. “Sol jargon içinde konuşursak en kestirme ifadeyle AKP'nin seçim zaferi bizce Türkiye'de gerçek bir burjuva devrimi yaşanmış olduğunu gösteriyor. Süreç içinde bir burjuva devrim tamamlandı ve oturdu. Türkiye'nin otantik burjuvazisi, geleneğiyle, göreneğiyle yüz yıldır iktidar mücadelesi verdiği asker, sivil bürokrata karşı verdiği savaştan galibiyetle ayrıldı.” [2] Sol jargon?

Burjuva ideolojisinin bu ‘yeni-liberal’ döneminde -reel sosyalizmin çözüldüğü, solcuların kendi tarihleriyle düşmanca bir hesaplaşma içine girdiği, eli kanlı sağcıların solculuk oynadığı dönemde- toplumsal bir hegemonya kurdukları söylenebilir. Ancak bu yeni döneme girerken geçmiş pisliklerinden tamamen arınabilmeleri, ekmek ve hak mücadelesinin yarattığı basıncı, demokrasi demagojileriyle soğurabilmeleri de imkânsız… En kestirmeci yolu ( ki AKP bunun cilalanmış siyasetini yapıyor) bu basıncı yok etmek yani susturmaktır.“İnsana ve yurttaşa kurulmakta olan yeni rejimde de yer bulunmuyor diktatoryal rejimler insanı ve yurttaşı değil, sessiz yığınları, bir kara ütopyanın zihinleri iğdiş edilmiş kalabalıklarını arzuluyor.” [3] Bu arzu boşa çıktığı anda ise saldırıyor. Geriye demokrasi değil, boşa çıkartılan ‘arzu’nun meşruluğunu tesis etme çabaları kalıyor. Burjuva siyasetinin ikiyüzlülüğünün su yüzüne çıktığı anlar… Tekel direnişi bunun en duru örneklerini sergilediği için ayrıca önemli bir direniştir. "Abdi İpekçi Parkı'nda yapılanlar beni de üzdü. Ama mevcut kurallar içinde yapılmalıydı. Biz anlatmaya çalıştık fakat dramatize ediyorlar. Şu an eylem amacını aştı, istikrarı bozmak istiyorlar" [4] (Evet tam da ithal bakanın söylediği gibi zam, işsizlik, yoksulluk, özelleştirme gibi başlıklarda ‘tıkır tıkır’ istikrar sağlanmışken Tekel işçileri bu istikrarı bozmaya çalışıyor.)

Güler Zere, Engin Çeber, Alaattin Karadağ, Taksim 1Mayıs olayları, DTP’ nin kapatılması, Deniz Feneri davası, Bilal’in gemiciği, Çalık’ın holdingi, Harç zamları… Liste uzar gider. Eğer tüm bunlara ‘ askeri vesayetten’ kurtulma aşamasında ‘askeri vesayetten’ bizi kurtaran özneye verilmiş küçük bedeller olarak bakacaksak ve tüm bunların yeni bir vesayetin kurulduğu anlamına geldiğini görmeyeceksek, yapılacak hiçbir şey kalmamış demektir. Üstelik iki baskı rejiminin ortaklaştığı alanlar hiç de az değilken, üstelik bu ortaklık solun varlık nedeni olan emekçi sınıflara saldırmak üzerine kurulmuşken… “Politik İslamcı hareket ile ordu arasında, hemen her dönem rejime muhalif olan toplumsal hareketleri bastırmak için stratejik bir ortaklık söz konusudur. Kemalist geçinen ordunun darbe tarihine baktığımızda, her darbe İslamcı cemaatlerin gelişmesine hizmet etmiş, tersine sol ve sosyalist harekete karşı en kapsamlı saldırıları uygulamıştır.” [5]

Dönemin ‘yeni-liberal’ solcuları, denklemi elitist, Kemalist, ulusalcı, faşist Ordu ve yüksek bürokrasi ile … AKP( ki uygun gördükleri sıfatlar homojenlik taşımıyor) arasında kurdukları için zaten doğru yolda yürümeleri imkânsızlaşıyor, sınıf pusulasından vazgeçmeye dünden razı oldukları için, kör bir demokratizmin batağında oldukları için, nedenine-nasılına bakmaksızın eli kelepçeli bir emekli asker gördükleri anda Akp’ye selam duruyorlar. Oysa Turgut Özal’ın ‘ 12 Eylül olmasa bu ekonomik programın neticelerini alamazdık’ dediği 24 Ocak kararlarını hiçbir zaman görmediler. RED dergisinin 36.sayısında Baba Hakkı’nın yazdığı gibi “Siz bakmayın o darbeyi takip eden dönemde hidayete eren eski solcu, yeni liberal ‘demokrat’ muhabbet kuşlarına onların itirazı cuntanın bir takım hödüklüklerine ilişkindir. Yoksa onun iktisadi programı olan 24 Ocak’la, cuntanın sermayeyle bağlantısı ve akıl hocası, ardından da siyasi devamı olan Özal’la ve onun devri saltanatıyla hiçbir sorunları olmadı”

Onlar darbelerin ve 12 Eylül’ün temel misyonunu görmediler veya görmek istemediler. Seçimle başa gelmiş dünyanın en büyük sivil faşisti Hitler’i görmediler veya görmek istemediler. Marksizm adına, seçimle başa gelmiş iktidara bir daha ki seçime kadar dokunulmayacağını savundular. “Ne banka bırakacağız, ne fabrika, ne de işletme. Liman da bırakmayacağız. Hepsini satacağız” (Unakıtan-2003) Duymadılar.

Kürt açılımının peşine takılmışken, kot taşlama atölyelerinde 20’li yaşlarında can veren Kürtleri görmek istemediler. Kürt halkının özgürlük mücadelesinin sadece kültürel haklara indirgenmesinin AB emperyalistlerinin talebi olduğunu, buradan Kürt emekçileri adına bir kazanım çıkmayacağını, sermaye egemenliğinin din kardeşliği harcıyla 'Kürdistan'da hâkim kılınacağını anlamak istemediler. Aksine son yılların modası ‘sivil fetişizmiyle’ ABD uşağı Fethullah Gülen’e göz kırptılar.

Yine aynı fetişizmle, darbelere dur dediler. Sevgili sosyalist işçi, birlikte darbelere dur dediğin kadın kimdir biliyor musun?

“İşte 12 Eylül, Türk milletinin meşru müdafaaya geçtiği gündür. İdamlar bu meşru müdafaanın bir neticesidir. (…) 1972’de Deniz Gezmiş’e, Yusuf Aslan’a, Hüseyin İnan’a Meclis’te oylarıyla sahip çıkanların Kızıldere’de Mahir Çayan ve arkadaşlarının öldürülmesini ‘devlet terörü’ olarak vasıflandıranların artık sesi soluğu kesilmiştir.” (Nazlı Ilıcak, 10 Ekim 1980, Tercüman.)

(ama zaten Deniz ve Mahir Kemalist’ti değil miydi?)

Hürriyet halk için değil, aydınlar için lüzumludur, belki kulağa hoş gelmeyen ama gerçeği aksettiren bir sözdür. Parlamentonun feshi ve demokrasinin bir süre askıya alınması, mutlaka geniş halk kitlelerini fazla etkilememiştir.” (Nazlı Ilıcak, 14 Eylül 1980, Tercüman)

İşte budur. Bunlarla düşüp kalkmaktan feleği şaşan Doğan Tarkan diyor ki bugüne kadar gerçekleşen bütün darbelerin “NATO’ya ve SENTO’ya bağlılık” ilanı ile başladığını unutmamak gerekir. ABD’den, NATO’dan izin almadan darbe olmaz.
ABD’ye bağlılık konusunda darbecilerle AKP arasında bir fark yok.

Demek ki bu zat, ya AKP’nin emperyalizm açısından bulunmaz Hint kumaşı olduğunu göremiyor ya da AKP-TSK geriliminden devrim falan bekliyor. Belki de AKP’nin emperyalizme bağlılığını kabul etse de müttefikleri olan AKP’cilerin uşaklığını kabul etmiyordur.

Neyse onları kendi hallerine bırakalım. Onlar, liberalizmin hipnozuna girmiş eski solcular olarak AKP’ye omuz vermeye devam etsinler. Biz de ’faşist iktidara karşı her zaman dik durmuş Kaypakkaya'nın yoldaşlarına…'

EMRE FİDAN

[email protected]

Alıntılar:

[1]http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=9785...
[2] http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa.php?KartNo=49713
[3] http://haber.sol.org.tr/yazarlar/fatih-yasli/tekel-direnisi-ya-da-millet...
[4] http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/simsekten-huzuru-kacirmayin-ac...
[5] http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=28969