Murat Belge'ye

Çarşamba, 18 Haziran 2008 11:25

Eyvah! Saat sekizi çeyrek geçiyor ve hâlâ bugün yazmaya değer bir köşe gözümüze çarpmış değil...

Dün öyle miydi hâlbuki?

Gazetelere şöyle bir göz atan herkes ne yazılacağına karar verirken bu kez tercih yapmakta zorlandığı için telaşa kapılırdı. John Benjamin Toshack bile Zaman'da kendine tahsis edilen köşede, gündemin has kalemi futbola ilişkin önemli sözler sarf ediyordu. Anlaşılan Toshack'lı Zaman, Koru'lu Yeni Şafak, Altan kardeşlerin gazeteleri köşeleri bugün rölantiye almışlar. Ahmet Hakan bile azarlamak için Fatih Terim'i seçmiş. Kısmet!..

Durum böyle olunca dünün önemli meselesine gönderme yapacağız mecburen.

Malum, Belge ve Özkök kapışmasında Özkök'ün boşa salladığı kroşesi Taraf sayfalarından gelen "sert" aparkatla yanıtlanmış oldu. Özkök-Belge polemiğine yabancı kalmışlar olabileceğini düşünerek bilenlerin affına sığınarak olayı kısaca özetleyelim:

Belge, 1 Haziran tarihinde çok uzun süredir yazdığı Radikal gazetesindeki yazılarına son verdi. Yine o günlerde Taraf gazetesi açıkladı: Murat Belge Taraf'ta... 11 gün boyunca tarafların anlaşarak boşandığı izlenimi veren sessizliğin ardından Murat Belge'nin Vatan sayfalarında durumun aslında bir boşanma değil, gelinlik çağa gelmiş genç kızın "artiz" olmak için evden kaçışı olduğunu anlatan röportajı geldi. "Baba evinin" atmosferi kendisini basmış, bu nedenle evinden iç geçirerek izlediği yaşantıya kavuşmak için kendisini atıvermişti dışarıya. Hikâye de bilindik sona erdi: "Körpecik" Belge, soluğu Taraf'ta aldı.

Özkök, Belge'nin "Radikal'den doğru elektriği alamadığını" açıkladığı röportaja çok sinirlenmiş olacak ki 11 gün susup 12. gün "madem kimse bir şey yazmıyor, büyük ağabey olarak ailenin namusunu korumak bana düştü" diyerek döşendiği ve patronluk damarlarının kabardığı yazıda "o zaman artık patronların yazarları kovması için bir gerekçeleri" olduğunu "yeni bir mesleki içtihadın oluştuğunu" yazdı. Demek medya patronları yazar atmakta bu zamana kadar zorluk çekiyor, köşeler (bir ikisi hariç) medya gruplarının çıkarlarını en iyi savunma ilkesi ile pay edilmiyor diye düşündüren bu açıklamanın son cümlesi Belge'yi sinirlendirmiş anlaşılan. Gazetelerden "yayın organı" diye bahseden Belge'ye bunun eski bir komünist alışkanlığı olduğunu söyleyen Özkök, Belge'nin "eski solculuk günlerinden" kalma alışkanlığını ifşa ediveriyordu yazısının sonunda.

Meselenin gerisi haber sitelerine "Belge'den 'Solculuk' Dersi" başlığı ile düştü. Taraf'ın dünkü sayısında "eski solcu" suçlamasına içerleyen Belge, "aristokrat aydın çizgisi"nden kayarak "beyinsiz" gibi sözcüklere sarılmak suretiyle şunları diyiverdi: Ben eski solcu olamam, zira ben hep "yeni sol"cu idim...

İşte zeka pırıltısı diye buna denir!

Yazısında kalabalıkların el birliği ile sağ ve sol kavramlarını bulandırdığından yakınıyordu Belge. Örnek mi? Belge, "'Türk Solu' ismiyle faşist dergi çıkıyor ya bundan iyi örnek olur mu, yahu!" diyordu. Türk Solu'nun faşistliğine diyecek bir şeyimiz yok da, Belge başka örnek vermediğine göre, nasıl olup da bu provokasyon örgütünün "büyük kalabalık" olduğunu anlamadığımızı belirterek yazımıza devam edelim...
Murat Belge, dün ve bugün solcu olmanın amentüsünü şöyle yazdı:

- Dün, Sovyetler veya Çin"in ideolojik "hegemonya"sını reddeden ve bu iki ülkenin sosyalizm adına uyguladıkları şeylere karşı çıkanlar solcuydu.

- Solcu dediğin "emek-değer teorisi", "diyalektik materyalizm" gibi ideolojik oluşumlara dün katılmazdı ve bugün de katılmamalıdır.

- Solcu eleştireldir: "Tepeden inme olanı değil, alttan sürme (Belge'nin kendi ifadesi) olanı" eleştirel biçimde destekler.

- Solcu, "siyasî liberal" çizgiyi benimser, özümser.

Solculuk nerede? Gören var mı?

Soğuk Savaş döneminde Sovyetler ya da Çin'e karşı olmak için, marksizmin abc'sini reddetmek için, sürgü kullanmak için, iktisadî liberalizm ile aralarındaki açı gün geçtikçe kapanan "siyasi liberal" çizginin şampiyonluğunu yapmak için solcu olmak gerekmiyor.

Ancak mesele Murat Belge'nin "solcuyum" demesinde değil! Sorun Belge'nin yüzü kızarmadan "solcuyum" diyebilmesindedir. Mesele bu zatın bunları yazarken elinin titremiyor oluşudur. Bu boyutu meselenin esas vahamet teşkil eden kısmıdır.

Murat Belge, dün Doğan grubunun bugün Barzanici-Fettullahçı bir sermayedarın ve muhtemelen başka finansörlerin şemsiyesi altında hakiki büyük kalabalıklara kan kusturulurken sergilenen demokrasi temaşasında başrollerden birini oynayıp ardından ben solcuyum diyebiliyorsa bu meselede bir sorun vardır.

Siyaset, bir hegemonya mücadelesinin ifadesi ise kabul etmek gerekir ki tekelcidir. Kavramlarına sahip çıkamayan, onlar üzerinde hegemonyasını tesis edemeyen, bu kavramları başka "söylemler"e kaptıran siyasi hareket toplumsal temsil sorunu yaşamaya mahkûmdur.

Bir siyasi hareket, kendi kavramlarını popüler kılabildiği, toplumsallaştırdığı oranda güçtür. Bu ise kavramların içeriğinin boşalması değil, aksine kavramların toplumsal zeminde sahibinin belli olması anlamına gelmektedir.

"Sol" üzerinde tekel kuramayan bir solun, solun tarifini belirleyemeyen, marksizm ile sol arasındaki bağın bu denli kopmasına müdahale edemeyen solun programını, paradigmasını toplumsal zeminde yeniden üretmesi mümkün değildir.

İşte bu yüzden bugün ideolojik mücadele önemlidir.

İşte bu yüzden ideolojik mücadele bugün kılıcımızı daha hızlı ve tereddütsüz çekmemizi gerektirmektedir.
Bugün, kolunu kaldıracak mecali kalmamış "tek kurtuluş darbe"den öte siyasi program sunamayan bir grup kemalist bürokratı, köşe yazıcısını ve "büyük kalabalığı" karşısına alıp "köpeksiz köyde değneksiz gezen" bu liberal köşecilere, ağzı köpüren tetikçilere yanıtı sol vermelidir. Sol bu yanıtı verirken kendi tariflerini topluma "dayatabilecektir".

AKP, büyük olasılıkla kapatılacaktır ancak bu mesele "AKP projesi"nin bittiği anlamına gelmemektedir. Ancak şu var ki egemen sınıfların, onların siyasi temsilcilerinin, "organik" aydınlarının kurmuş oldukları , %47 etiketli hormonlu koalisyon dağılma alametleri göstermektedir. Bugün Taraf ve Fettullahçı basında gözlenen hırçınlığının nedeni budur.

Sol, tarif meselesidir.

Tarif ise güç...

Yurdakul Er, soL'da bir kavramı yeniden tedavüle soktu: İdeolojik şiddet.

Türkiye'de marksist gelenek kurulurken onun bir anlamda kuru kalmasının ardındaki nedenlerden bir tanesi modernleşme sürecinde yer bulamayan, tasfiye edilen liberal ideoloji ile yeterince hesaplaşamamış olmasıdır. Şimdi elimizde böyle bir fırsat mevcut: İdeolojik şiddet, hem Türkiye'deki marksist damarı kuvvetlendirecek, hem siyaseti sola açacak, hem de sola kitleler nezdinde kişilik kazandıracaktır.

Devir elini korkak alıştırmama devridir.

Belge'ye bizim de yararlanacağımız yemek kitaplarından başka bir şey yazdıramayacak olan formül işte budur...
B.B