Krizle yatıp batıl inançla kalkanlara…

Salı, 09 Aralık 2008 15:03

Bizden bağımsız olarak gelişen, tam olarak anlayamadığımız, üzerinde kontrol kuramadığımız bir şeylerin verdiği rahatsızlığı gidermenin en kolay yolu, önümüze konan ilk çözüm önerisini bütünüyle kabul etmektir. Burada çözüm önerisinin içeriği, akla uygunluğu hiç önemli değildir yeter ki o kapatamadığımız açığı kapatsın, o rahatsızlığın üzerini örtsün.

Mesela ölüm: bizden bağımsız gelişen, anlayamadığımız, kontrol edemediğimiz, bize rahatsızlık veren bir şey midir? O zaman cevabınız hazırdır: aslında bu dünyanın, gerçek ve ölümün olmadığı bir öte dünya için geçici bir hazırlık olduğuna, burada iyi davranırsam o çok şahane yere gideceğime inanıveririm!

Buradaki mantık diş macunu reklamlarından çok mu farklıdır? İlk başta dişlerimizin bozukluğu yüzünden karşı cinse gülümseyip kur yapmaktan bile aciz olduğumuz o fena durum gösterilir: bir anda bir eksiğimiz, rahatsızlığımız vardır artık. Ama diş macunumuz sayesinde dert etmeye gerek yoktur -açığımız bir anda kapanıverir. Benzer şekilde, virüs programlarının ikide bir "bilgisayarınız tehlike altında!" diye suratınıza karşı feryat etmesinde de aynı tehdit -ve bunu takip eden mucizevî bir çözüm- yok mudur?

Tüm bu örneklerin iki tane ortak yanı vardır: birincisi, açıklayamadığım ve rahatsızlık verici olan şey, -en azından görünümde- çözüme kavuşturulur. İkincisi, bu çözüme kavuşturma süreci hiçbir zaman masum, doğal, kendiliğinden değildir hep bizden birileri adına belirli bir şeyleri yapmamızı bekler: dinin gereklerini yerine getirmek, diş macununu satın almak, virüs programını indirmek gibi. Demek ki bize rahatsızlık veren o olgu sonucunda bir anda kendimizi bir tür açıklama, çözüm ve bir güç ilişkisi içinde bulmuşuzdur -ve burada kazanan biz değilizdir.

Mesela bugünlerde liberal-muhafazakâr siyasi söylemlerde de aynı korku filmini -ve mutlu sonu- izlemek mümkün değil midir? "Demokrasi elden gidiyor darbeciler, çeteciler her an özgürlüğünüzü kısıtlayabilir". Çözüm: "bir de bizim otoritemizi deneyin!" "Bu hale değerlerimizi yitirdiğimiz için geldik, tüm maneviyatımız kayboluyor". Çözüm: "bir de bizim siyasal islamcı değer sistemimizin tadına bakın!" "Ekonomimiz o at gözlüğünü çıkaramayan solcular, devletçiler yüzünden bu hale geldi". Çözüm: "piyasa ilişkilerinin her yerde hâkimiyet kurduğu neoliberal reformlarımızı denemek ister miydiniz?"

***

Bu 'çözüme kavuşturma' süreçlerinin en belirgin özelliklerinden biri de, açıklayamadığımız ve rahatsızlık veren olguya bir anlam verebilmek için batıl inancın devreye sokulmasıdır. Karmaşık bir dünyayı anlaşılır kılmak için belirli bir düzenin, şablonun, tekrarların, bağlantıların var olduğunu iddia etmek gerekir ki o karmaşıklık yerini bir açıklığa bıraksın.

Örneğin ekonomik krizden mi bahsediyoruz? Kuşkusuz ki bugünkü durumu açıklamak için kapitalizmin tarihindeki çeşitli döngülere, tekrarlara, bağlantılara bakmak zorundayız, öyle değil mi? Mesela:

"Plüton gezegeninden başlayalım: 247 yılda bir aynı yere dönüyor. 1762-1778 yılları arasında da şu an olduğu gibi Oğlak burcuna geçmiş. Ve tarih sahnesine yeni bir ülke çıkmış: Amerika Birleşik Devletleri. (...) Ondan evvel 1515-1532 yıllarında [yine] Plüton Oğlak'tan geçmiş. O zaman ne olmuş? Portekizliler ve İspanyollar Güney Amerika'yı işgal etmiş, İnka ve Aztek İmparatorluklarını batırmışlar. (...) Bir düzen var. 2024'e kadar Plüton Oğlak'ta bir sürü değişiklik olacak uygarlık tarihinde" (Ayşe Arman'ın Astrolog Hakan Kırkoğlu ile yaptığı mülakattan).

Demek ki Plüton Oğlak'a girdi mi, o kötü! Sosyal bilimciler, boş işleri bırakın, atın artık at gözlüklerini: neden yüzlerce kitap ve makale yazıyorsunuz ki devrim süreçlerinin tarihsel sosyolojik sebeplerini ve siyasal iktisadi altyapılarını ortaya koymak için? Hâlbuki her şeyi gazetelerin televizyon eklerinin film özetlerindeki gibi açıklamak mümkündür: "Plüton Oğlak'a girer, olaylar gelişir!"

Aynı şekilde, içinden geçmekte olduğumuz dönemde, özellikle de Irak savaşıyla beraber Amerikan hegemonyasının düşüşe geçmekte olduğunu iddia etmek için çok ciddi gerekçelerimiz vardır: çünkü "tüm bunlar olurken Amerika, Balık burcunu yeni yaşamaya başlamıştı. (...) Amerika 7-8 yıl Balık burcunda kaldı, şimdi Obama iki dönem kalırsa, bir 7-8 yıl daha, Balık'ın tam ortasına gelecek. Çözülmenin, dağılmanın tam ortası. Hiç parlak değil durumu". "Peki bu zor günler ne kadar devam edecek" diye soruyor mülakatı gerçekleştiren Arman: "... 2024'e kadar sürüyor aslında. Sadece bununla da kalmıyor. 2010'da Uranüs, Koç burcuna giriyor, hadi bakalım orada da başka sorunlar var".

Ertuğrul Özkök'ün bugünkü yazısında da en az gezegenlerin burç hayvanlarıyla olan ilişkisi kadar bilimsel bir gözleme yer verilmiş: "Türk ekonomisinin son on yıllık durumuna bakıldığı zaman şöyle ilginç bir korelasyon gözleniyor: Fenerbahçe'nin iyi gittiği yıllarda Türk ekonomisi de iyiye gidiyor. Fenerbahçe'nin durumu iyi olmayınca Türk ekonomisinin performansı da düşük oluyor". Şaka olduğunu belirtmesine rağmen Özkök üşenmeden bu nedenselliği açıklamaya çalışıyor:

"Bu konuşmanın üzerinden bir aydan çok zaman geçti. Fenerbahçe'nin durumuna bakınca şöyle bir tablo var önümüzde. O günlerde takımın durumu çok iyi değildi. Ama Galatasaray maçından sonra hafiften bir yükselme var. Ligde puan cetveline bakarsanız, şanslar aşağı yukarı eşitlenmiş durumda. (...) Türk ekonomisinin performansına bakarsak, orada da şöyle bir gidişat var. Türk parasının dolar karşısındaki düşüşü durmuş, hatta biraz istikrara kavuşmuş gibi. Borsadaki düşüşler de yavaşladı. Yani Fenerbahçe'nin durumuna benzer bir tablo var diyebiliriz".

***

Buradan yola çıkarak, Türk siyasi ve iktisadi yaşamı ile Selena arasında da ciddi bir ilişkisellik olduğunu iddia etmek mümkün değil midir? Dikkat edilirse, ne zaman dizinin kahramanı olan üç kız kardeş kötü kalpli Hades ve onun köpeği Belarus'a karşı Selena'dan yardım isteseler, ülkemizdeki döviz piyasalarının dış kaynak ihtiyacı baş göstermiştir. Bununla beraber, Selena'nın hapse düştüğü bölümdeki Ergenekon göndermesi gayet açık ve net olduğu gibi, Yüce Onos'un Selena'nın iyilikleriyle ilgili verdiği kritik kararın Anayasa Mahkemesi'nin AKP ile verdiği kararla aynı güne denk gelmesi tesadüf olamaz!

Ekonomik krizle ilgili bütün bu yorumlar, her ne kadar şaka yollu ve magazinsel bir değer taşısa da, krizin insanlardan bağımsız bir doğal felaketmiş gibi ele alınması fikrini yeniden üretirler. Kriz gezegenler ve hayvanlarla, bir futbol takımıyla -ya da Selena'ya- ilgiliyse ne kadar çaresizizdir onun karşısında bizler -çünkü hep başka bir güç belirlemektedir onun iniş çıkışlarını. İşte bu çözümü olmayan 'şeye' karşı verilecek en iyi tepki kendimizi o 'şeyin' akışına, yani piyasa dengelerine bırakmaktır bu mantığa göre.

Kendi kendini düzenleyen serbest piyasa düşüncesinin kendisi bir batıl inanç iken, onun ortaya çıkardığı bunlar gibi diğer batıl inançlara şaşırmak mümkün müdür?

E.Z.