AKP’nin Temel İçgüdüleri…

Salı, 04 Ağustos 2009 14:19

Sloven akademisyen Slavoj Žižek, ideoloji üzerine kaleme aldığı yazılarından birinde Sharon Stone’un başrolünde oynadığı Temel İçgüdü filmine gönderme yapar. Filmin en çok ses getiren anına, yani Sharon Stone’un polis tarafından sorgulandığı sırada kendilerine kasıtlı olarak müstechen bir açık verdiği sahneye atıfta bulunan Žižek bir ideolojinin de zaman zaman aynen bu şekilde ‘temel içgüdülerini’ görünebilir kılarak tüm satır aralarını müstehcen biçimde ortaya koyduğunu söyler.

Demek ki ideoloji asla yekpare bir söyleme sahip olup da onu her zaman ilk anlamıyla savunmak durumunda değildir. Aksine, ideolojinin var oluş koşulu, resmi söylemi ile söz konusu temel içgüdülerle arasındaki arayı her zaman açık tutup bu zıtlığı yaşatmasıdır -hatırlanacağı gibi Stone da filmde tüm bu müstehcen ve tacizkar hareketlerini, polise verdiği masum olduğu yönündeki mantıklı açıklamalarla dengeliyordu.

***

AKP’nin resmi söyleminde yerleştirmeye çalıştığı dış dünyayla bütünleşik, değerlere saygılı, demokratik, çokkültürcü, ekonomik yıldız Türkiye görüntüsünün ardında işte tam da bu şekilde durmak bilmeden kendini göstermeye çalışan temel içgüdüler yok mudur?

Burada denmek istenen, AKP’nin liberal görünüp gerçekte islamcı olması değildir, zira AKP’nin resmi söylemi bu ikisinden de öğeler barındırır. Liberal, islamcı ya da doğrudan faşizan dayanakları olsun, temel içgüdüler genellikle kasıtlı olarak kitlelerin bilinçdışı düzeyinde işlev görecek şekilde müstehcendirler.

Aynı Stone’un sahnesinde olduğu gibi, seyirci ne gördüğünü (ya da görüp görmediğini) anlayamaz, ama görmüştür. Neye uğradığını şaşırır, zira gerçek çok alaycı bir biçimde suratlarına çarpılmıştır. Örneğin, özellikle Erdoğan’ın ve bazı diğer AKP’lilerin kimi sözlerini hatırlarsak:

“Kriz bize teğet geçecek”, “senin oğlun da işsiz kalıversin”, “ben ülkemi adeta pazarlamakla mükellefim”, “işini bilmeyen işletmeler kapanmış olabilir”, “memur zeytini bir lokmada yemesin” (liberal piyasacılık)

“Laikliği hamdolsun hakim kıldık”, “bizim çimentomuz dindir”, “türbanda söz hakkı ulemanındır”, “gavur İzmir”, “laikliğin yeniden tanımlanması gerekir” (islamcılık).

“Ananı da al git”, “her aileye üç çocuk”, “ayaklar baş olursa kıyamet kopar”, “askerlik yan gelip yatma yeri değil”, hükümetle uyumlu belediye olmazsa sorun çıkar” (faşizan otoriterlik)

***

Ancak bu açıklamaların yarattığı şaşkınlık son derece işlevseldir. Bunlara bakıp da her seferinde “AKP işte şimdi çuvalladı” diye sevinen çıplak gözler yanılmaktadır. Çünkü toplum ile ideoloji arasında hiçbir zaman yüzde yüz bir özdeşlik, kaynaşmışlık, bire bir kabul görme ilişkisi yoktur. İdeolojinin kabul görmesinin ön koşulu, toplumun onunla arasına belli bir mesafe, eleştirellik olmasa da alaycılık seviyesini koyabilmesidir. İktidar için önemli olan, bunu tehdit oluşturmayacak sınırlar içinde tutmaktır.

AKP’nin yaptığının sırrı ise, bu alaycılığı kimseye bırakmayıp bizzat kendisinin topluma sunmasıdır –hem de aynı resmi söylem paketinin içinde! Demek ki bu sözler yalnızca AKP’nin liberal, islamcı ve faşizan temel içgüdülerinin en karanlık yönlerini çıplak biçimde ortaya koymazlar ayrıca pişkin ve neredeyse dalga geçen tavır ve biçimleriyle, toplum için alaycılığın ve eleştirelliğin sınırlarını da belirlerler.

Yani örneğin AKP’nin resmi ideolojisine kanmayıp, toplumun çivisinin çıktığını düşünen birine AKP, toplumun zaten çivisinin çıktığını bizzat kendi alaycılığıyla, kabalığıyla, kabadayılığıyla beraber resmi söylem paketinin içinde söyler. Böylece AKP’yi eleştirmenin sınırları da bizzat AKP’nin çizdiği çerçeve içinde kalır. Alaycı olanı nasıl gerçekten eleştirebilirsiniz?

***

Bugün de AKP’nin ülkedeki düşünce ikliminde oluşturduğu liberal-islamcı ittifakın görünür ideolojik açıklamalarının daima müstehcen, kamuoyu önünde açıkça kabul edilmeyen satır arası mesajlarına dikkatli bakmak gerekir.

Örneğin Kürt meselesi bağlamında her türlü görüşe yer verileceğinin, çoksesliliğin ve demokrasi kültürünün altını resmi söylemde uzun uzun çizen İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın konuşmasının ‘temel içgüdüsel’ tercümesi Sabah gazetesinden Emre Aköz tarafından kaşla göz arasında dile getiriliverir:

“Mesela [Kürt meselesinde] “Bu fırsatı kaçırmayalım" diyen yorumcular var. Merak etmesinler. Fırsat kaç(a)mayacak. İsteseler de, istemeseler de bu fırsat kullanılacak. Eğer aksi olursa... Yani fırsatı tepenler çıkarsa. Onlar elenecek, yerlerini yeni simalar alacak ve kervan yürüyecek. Niye böyle olacak? Çünkü ABD ve Avrupa Birliği bu sorunun çözülmesini istiyor” (Aköz, 31.07.2009). Evet, uzlaşı, ama benim yolumdan gitmezsen elenirsin!

Kürt Çalıştay’ı başlığı altında hükümetle ortak çalışmaya başlayan Mümtazer Türköne (Zaman) ve Oral Çalışlar’ın (Radikal), bugünkü yazılarında geçtiğimiz gün kendilerini “12 Kötü Adam” diyerek eleştiren MHP’ye zeytin dalı uzatıyormuş gibi yapmaları da bu bağlamda değerlendirilmesi gerekir. Yazı boyunca MHP’nin doğrularına parmak basıp alttan alan Türköne ve Çalışlar, bir yerde hemen temel içgüdülerine başvururlar:

“MHP kendisini en güçlü ve en sağlam gördüğü yerde hata yapıyor. MHP'nin bu stratejisi Türkiye'nin birliğini ve bütünlüğünü değil, tam tersine bileşenlerine ayrılmasını getirecek” (Türköne, 04.08.2009). “Devlet Bahçeli`nin sergilediği tutum oldukça irrasyonel gözüküyor. Asıl bu tutumun bölünme tehdidini artıracağı, ‘üniter devlet’ formülünü tehlikeye sokacak sonuçlar doğuracağı iyice netlik kazandı” (Çalışlar, 04.08.09).

Bahçeli’nin çıkışının tutar ya da savunulacak yanı olmadığı açıktır. Ancak Türköne ve Çalışlar’ın karbon kopya yazılarının müstehcenliği de gözden kaçmamalıdır: Evet, uzlaşı, ama benim yolumdan gitmezsen memleket bölünür!

***

Temel İçgüdü’de Sharon Stone gerçekten de katildi, ancak polise verdiği resmi açıklamalarla desteklenen müstehcen ve alaycı tavırlarıyla onları kandırmayı başarıyordu.

AKP ve medyadaki destekçileri ile ilgili olarak sola düşen ise, bu alaycılık ve müstehcenliğin yalnızca kendilerini ilgilendiren bir üslup, bir biçim sorunu olduğu efsanesini bir kenara bırakıp bunun en karanlık temel içgüdüler ile el ele gittiğini farkedebilmektir.

Yoksa katil elini kolunu sallayarak dolaşmaya devam edecektir.

Emre Zeybek