A. Turan Alkan'a

Cumartesi, 13 Eylül 2008 15:08

Konuk yazarınız TKP kulislerinden bildiriyor!

Filmlerde sıkça görebileceğimiz klişe bir tema vardır: adama piyangodan büyük ikramiye çıkar ve bunu öğrenir öğrenmez kendisine o zamana kadar hayatı zindan eden ne kadar insan varsa -patronu, ev sahibi, çıkarcı ailesi, v.s.- hepsine bağırır çağırır suratlarına karşı "yaşasın sizden kurtuluyorum" naraları atar. Ancak sonrasında bir sorun olduğu ortaya çıkar: biletteki numaraya yanlış bakılmış, ya da bilet kaybolmuş olmasın mı?

İşte sevgili okurlar, maalesef aynı talihsiz olay, köşemizde cumartesi günleri yazan E.Z.'nin başına geldi bugün sabah saatleri itibariyle. TKP'ye miras bırakılan trilyonlarla ilgili haber kendisine ulaşır ulaşmaz zengin olduğuna kanaat getirip yazısını bir kenara fırlattı, zıplayıp oynamaya başladı ve köşeyi yazmam için beni apar topar karın tokluğuna işe aldı! İdare edin artık benimle bugünlük, olur mu?

Yazarımızı son gördüğümde, "başlasana artık yazmaya, sen bizim taze sermayemizin kalemşörüsün, bizim Özkök'ümüzsün! Sağmış solmuş bunlar demode kavramlar, ilerleyin artık atın at gözlüklerini!" diye haykırarak kendini kapıdan dışarı atıyordu. İşin kötü yanı, anlaşılıyor ki yalnızca kendisi değil, tüm partililer trilyon hikâyesinin gerçek olduğuna inanmışlar ve bununla ilgili hararetli bir kongre gerçekleştiriliyor şu anda benim bu satırları yazdığım yerde. Az sonra buradan izlenimlerimi aktaracağım.

Ama görünen o ki büyük basının trilyonluk miras haberini duyunca heyecandan ne yapacağını şaşıranlar arasında yalnızca yazarımız değil, Zaman gazetesi yazarlarından Turan Alkan'ın nüktedanlık fışkıran araştırmacı gazeteci kalemi de varmış! Kendisine kulak verelim:

"Hadise basit: 77 yaşında rahmetli olan emekli hemşire Necla Omay, milyon YTL'ye varan mirasının bir kısmını TKP'ye vasiyet etmiş. Haberi duyuran Sabah gazetesine göre Türkiye Komünist Partisi yöneticileri bu mirasla ilgili olarak araştırma yapıyorlarmış. Neyi araştırdıkları pek anlaşılmıyorsa da, kendi aralarında doktrin münakaşası açıp,

'Yoldaşlar, biz özel mülkiyeti, burjuva hukukunu reddeden bir partiyiz binaenaleyh birinin mirasından pay almak devrimci bir tavır değildir almayalım bu parayı!'

diye olmazlandıklarını sanmıyorum tereddütleri galiba, diğer varislerin açacağı itiraz davasından kaynaklanıyor, nitekim iddiaya göre, "Necla Omay'ın yaşlı ve akıl zayıflığından, vasiyetnamenin iptali gerekmektedir" gerekçesiyle iş mahkemeye düşmüş".

***

Daha ben işe alınalı bir gün bile olmadı biliyorsunuz, ancak Alkan'ın yazdıklarının doğruluğunu şimdiden teyit edebilirim size sevgili okurlar. Partinin içinde inanılmaz bir kalabalık var. Tartışmalar dönüyor, ancak mirası kabul edip etmemek ile ilgili değil tüm bunlar aksine bu taze sermayeyi genişletmek için yatırım ve fizibilite planları ortaya konmaya başlandı.

İşte bahsettiğim tartışma da ilk planda isim sponsorluğu konusu açılınca patlak verdi zaten. Partide bölünmeler yaşanıyor. Bir hizip 'Yimpaş TKP' isminde ısrar ederken, bir diğer kesim ise uluslararası arenaya açılmak gerektiği iddiası ile 'Vodafone TKP' diye tutturmuş gidiyor!

Bu girişimin yalnızca isim sponsorluğuyla kalmaması ve partinin uzun vadede toptan özelleştirilmesi hedefinde karar kılındı. Ancak piyasada yükselen değer olabilmek ve bu satıştan maksimum reel getiri elde edebilmek için bir takım yakın dönem hedefleri belirlendi:

- Çark-çekiç yerine, başbakana biraz daha sempatik gözükmek amacıyla çakı-tespih parti amblemi olarak oy birliğiyle kabul edilmiş durumda. Oturumun o bölümü sorunsuz geçti.

- Türkiye Komünist Partisi ismi yerine daha usturuplu bir T-K-P açılımı getirilmesi de gündemde: 'Tekno Kulüp Parti' adının gençlere hitap edeceğini düşünenlerin yanı sıra, 'Türkiye'nin Kaliteli Piyasaları' isminin yatırımcılara yeşil ışık anlamına geleceği kulağımıza gelenler arasında.

-Verimliliği artırmak adına üye çıkarmaya başladılar. Üyeler arasında rekabeti artırmak için karşılıklı slogan attırıyorlar, sesi zayıf çıkana derhal muhasebeden çıkışını veriyorlar. Broşür dağıtma da Taylorist zaman dilimlerinde hesaplanıyor ve verimsiz üyelere kibarca kapı gösteriliyor.

-'Marksizm marka yönetimi' adında bir geçici birim oluşturuldu. Marx temalı forma, bardak, tişört, atkı, takvim satışları önümüzdeki günlerde başlıyor! Mağazanın adının MarxMarket olma ihtimali kulislerde konuşuluyor.

Şimdilik edindiğimiz bilgiler bu yönde, umarız mirasın hiç de basında yazıldığı gibi bir meblağ olmadığını fark ettiklerinde, yazının en başındaki piyango örneğindekine benzer bir hayal kırıklığına uğramazlar. Gelişmelerle karşınızda olacağız!

***

E.Z.'nin kendisi olsa Turan Alkan'ın yazdıklarıyla daha çok uğraşırdı belki, Deniz Feneri meselesine, İslamcıların gündeme getirilmeyen yolsuzluklarına, din ile ticareti nasıl bir "muhafaza-kârlılık" içinde eritmekten çekinmediklerine değinirdi -miras hesabı yapanların utanmazlıklarını biraz daha anlaşılır kılabilmek için. Ama buna gerçekten gerek var mıydı?

Tek aklımızda olması gereken, Alkan gibilerin şu meşhur fıkradaki gibi, biraz "erken ateş etmeleridir": bir sıkıyönetim rejiminde akşam saat ondan itibaren sokağa çıkma yasağı uygulanıyormuş. Günlerden bir gün, saat ona on kala iki asker nöbet tutarken, sokakta bir vatandaşın evine yetişmek için koşarak önlerinden geçtiğini görmüşler. Askerlerden biri silahını çekip adamı oracıkta öldürmüş. "Ne yapıyorsun sen?" diye çıkışmış öteki asker, "saat daha ona on vardı!" "Olsun" demiş bizimki: "ben adamı tanıyordum, yaşadığı evi de biliyorum, on dakikada hayatta yetişemezdi!"

Daha neyin ne olduğunu anlamadan yalnızca solculara 'erken ateş edebilmek' için bahane arayan Alkan gibi beyin tutulması mağdurlarına da, herkesi kendisinin içinde bulunduğu kurumun başındaki akıl hastası gibi üçkâğıtçı sanmaması gerektiğini öğütlemek gerekiyor.

Haftaya görüşmemek üzere, çünkü sanırım birazdan verimlilik kapsamında benim de işime son verecekler!

E.P.

Alkan, Turan. "Başkan, buralar sensiz olmaz!". Zaman Gazetesi, 13.09.08.

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=737566&amptitle=baskan-buralar-sensiz-olmaz