Sayfa yolu
Altan kardeşlerin ar damarı yok!
Yayın Tarihi: 10.03.2010 , 11:05 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:05
Herkes kendinden sorumludur, kan bağı üzerinden paralellikler kurmak ayıptır. Biliyoruz. Sadece, bir ailenin tekmil erkekleri, kendi başlarına birer politik-entelektüel figür oldukları için, buluştukları noktalar öne çıkıyor, o kadar.
Elazığ depremi üzerine, ailenin iki kardeşi, Ahmet ile Mehmet, birer makale kaleme alarak, “köylük yerde fukara ölümü”nü getirip “Birinci Cumhuriyet” mezalimine bağladılar, bol edebiyat parçalayarak, “demokrasi olsa ölmezlerdi” demeye getirdiler. Elinde sadece çekiç olan, her sorunu çivi görürmüş. Bunlar da, insanların acısını, ölümünü bile getirip kendi sefil ideolojilerine, siyasal düşkünlüklerine malzeme yapacak tiynetteler işte.
“Demokrasi, insanın her şeyden daha önemli ve kutsal olması anlamına gelir, demokrasi olsaydı, Meclis lojmanlarına, orduevlerine, memur kamplarına, Atatürk heykellerine harcadığınız parayı Elazığ köylerine harcamak zorunda kalırdınız, kerpiç evlerin içinde sabaha karşı yıkılan duvarların altında ezilerek ölmezlerdi. Asfalt yolları, sağlam evleri, çiçekli bahçeleri olurdu” diyor Ahmet.
“Elazığ köylerindeki insanlarımız da ‘insanı yok sayan’ bir rejimin mağduru olarak boş yere yitip gittiler. Şiddetle gelen depremin terkisindeki Azrail hiç bir insanımızın kılına dokunmadığında, ‘insan odaklı’ yeni bir rejim ya da ‘İkinci Cumhuriyet’ gerçekten kurulmuş olacak” buyuruyor Mehmet.
“İnsan odaklı” ha! Ölümüne savundukları sermayenin dizginsiz hâkimiyeti sistemi ve insan, öyle mi? İşsizliğin normalliğinin, emeğe gerek kalmamışlığın, doğal ayıklanmanın toplum için de geçerli olduğunun en pespaye teorilerini düzen adamların ettiği lafa bakın! İnsan odaklı! İnsan her şeyden önemli! Ölü evinin ücretli ağıtçıları gibi, sahtekârlık diz boyu… “Demokrasi” ha! AKP’ye ve sermayeye biat etmeyenlerin boynunu vurmak özgürlüğü!
Orduevine, heykele niye harcıyorsunuz parayı, diyor sermayenin tellalı. Başka nerelere gittiğinden söz etmemesi doğaldır. Bankalara, holdinglere, cemaatlere, müteahhitlere peşkeş çekilen paralar, halkın sırtından vurgunlar mübahtır onlar için. Ne de olsa onları cebe indirenler insandır, bina, mermer değil. “Önce insan”… Kulu kölesi oldukları sistemde birileri oğullarına gemicikler alır, birileri emeğinin hakkını isteyince “bozguncu” sayılır, hastane kuyruklarında ölür yoksulu, emeklisi ve bu arsızlar, bir felaket durumunda, tiratlar atarlar: Ah, vah!
“Birinci Cumhuriyet”in yerinde yeller eseli bunca zaman geçmişken, hâlâ sistemin bütün arazları için temizleme tozu olarak kullandıkları argümana bakın! Söyleyen de kim? Mehmet! Hani kökleri kazınsın, yoksa demokrasi gelişmez dediği köylülere, şimdi Ahmed Arif dizeleri döktüren Mehmet…
Alışıktır Ahmet, çöpten ekmek toplayanlara ağıt düzüp, iki gün sonra “yaşasın burjuvazi” başlıklı makaleler yazmaya!
Babaları, “hatalı sünnet” tezi kadar olmasa da, ünlü, “köylülerin piyano çaldığı bir dünya” düşünün sahibidir. Oğlunun, “bilinçli yapılsa bir şey olmazdı” diye savunduğu kerpiç evlerin enkazından bir piyano bile çıkmadı, ne yazık! O köylerde müziğin Vivaldi’yle bozkıra yayıldığı kısacık dönemden gözü dönmüşçesine nefret edenlerin fantezileri, piyanonun kentlerden bile kovulduğu bir kültür yıkıcılığında gömüldü ama, kime ne! Kulağı geçen boynuzlara bakınız! Babalarının, Amerikan emperyalizmine karşı vatanını savunurken öldürülen Vietnamlı çocuklara şiirler yazıp plaklar doldurduğu dönem, o çocukların yaşını belirtmekte kullandığı “ortanca oğlum Mehmet’ten bile küçüktüler”deki çocuğun büyümüş haline bakınız! Bütün o kavramların can düşmanı şimdi ortancasıyla, küçüğüyle, büyüğüyle bunlar, köye piyano taşıyacak dertleri mi kalmış!
Yorulmayın be kakavanlar! Köylü dediğin birey bile sayılmaz diyordunuz da, kastettiğinizin bütün yoksullar, emekçiler olduğunu herkes biliyordu ya, hani tarımı, hayvancılığı yok ederken taptığınız AB’ciler, el çırpıyordunuz ya, yan gelip yatanlar sınıfındandı ya o köylüler, kahvede pişpirik yüzünden yoksuldu ya, ne bu feryat figan şimdi? İnsana sıfır değer biçen sisteminizin enkazından bile nasiplenmeye debelendikçe batıyorsunuz, iyice mide bulandırıyorsunuz…
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.