Sayfa yolu
Yönetmen ve yazar Yılmaz Onay'la soL Gazetesi hakkında konuştuk:'soL, gerçekçiliğin bayrağı olarak tanınmalı'
Yayın Tarihi: 01.08.2012 , 20:16 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:37
Türkiye'nin içinden geçtiği dönemde soL gazetesinin kaplayacağı alanı ve hedeflerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bunun için önce içinde bulunduğumuz siyasi sürecin niteliğini tanımamız gerekiyor. “Komünist” dergisin 22 Haziran 2012 tarihli 364. sayısının 5. sayfasındaki, konuya ilişkin kapsamlı yazıda süreç gayet güzel tanımlanmış: "İktidar gerici bir yaşam tarzını dayatıyor, piyasanın karşı konulamaz bir doğal güç olduğu düşüncesi yaygınlaştırılıyor, direnmek ve örgütlenmek nafile çaba olarak gösteriliyor, yalan ve adaletsizlik meşrulaştırılıyor, sol değersizleştirilmeye çalışılıyor, bayağılık ve çürüme ‘ahlak’ diye yutturuluyorsa her tür araçla insan aklını kötürümleştirme çabalarına karşı koymak gerekir." Evet, bütün bu sayılanlar, aslında bir seçim sonra eğer aynı iktidar seçilirse başımıza gelecek rejimin adının “faşizm” olacağını söyleyerek bizi uyarmaktadır bence!
“İnsan aklını kötürümleştirmeye” dayalı bu rejimin, bir de üstelik seçimle gelerek iyice kök salmasına karşı şimdiden mücadele vermek gerekiyor. İşte söz konusu yazı, şu çok önemli tespiti yapmaktadır: "İdeolojik mücadele, yani geniş kitlelerin aklı üzerindeki büyük meydan muharebesi, geniş kitlelerle temas kurabilmeyi, onlara kendini dinletebilmeyi, onların arayışlarına yanıt vermeyi gerektiriyor." Yani artık herhangi bir siyasi hareket, “ben kendi doğrularımı topluma sunarım, anlayan seçer, anlamayan kendi bilir” rahatlığında davranma lüksüne sahip değildir çünkü gelecek rejimin daha şimdiden en küçük bir doğruya tahammülü yoktur, hele bir “Türkiye Komünist Partisi”nin varlığına bile dayanamayacağı besbellidir. Neden mi? Günümüzde de ve kapitalist parlamenter rejimlerde de, gerçek demokrasi mücadelesinin öncü gücü, yine ve ancak gerçek komünistlerdir işin tuhafı, bu gerçeği en iyi bilenler de, Demokrasi’nin d’sinden bile şeytan görmüş gibi korkan faşistlerdir. Dolayısıyla, onlara karşı verilecek “geniş kitlelerin aklı üzerindeki büyük meydan muharebesi”nin belki en önemli taşıyıcısı olmak durumunda bulunan bir gazetenin “kaplayacağı alan” da bir o kadar geniştir.
Çok zor bir şeyden söz ettiğimin ben de farkındayım. Ancak, aynı yazıda altı çizildiği gibi, “bir gazete, örgüt bültenine dönüşüp değersizleşebilir de bir toplumsal hareketin buzkıranı haline gelip alabildiğine etkili de olabilir.” Burada, gazetenin etkisini “toplumsal hareketin buzkıranı” düzeyine yükseltecek niteliklerden biri ise, faşizmin her türlü demagojisine karşı “gerçekçilik” mücadelesinin bayrağı olarak tanınması olabilir örneğin.
Kültür alanında soL gazetesinden beklentiler neler olabilir?
Sanattan söz açılmışken, söz konusu yazıdaki şu güzel cümlenin bana hemen, Brecht tiyatrosundaki gerçekçiliğin asal belirleyicilerinden olup haberciliği de doğrudan ilgilendiren “yabancılaştırma” yöntemini çağrıştırdığını belirteyim: “Haber, okuru edilgen konumdan çıkartacak ögelerle bezendiğinde, örgütler." Niekim Brecht’in gerçekçiliğinde de hedef, seyircinin, sahnedeki olaylara kendini kaptırıp giden edilgen bir izleyici olmanın ötesinde, eleştirel bir gözle izleyen ve yalnız kendisi değişmekle kalmayıp dünyayı değiştirmede de aktif olmaya istekli duruma gelmesini sağlamaktır. Öyle ki, örneğin “Çalışma Günlüğü”nün, ABD Sürgünündeki 16.1.42 günlü notunda: “Sanatçı, yalnızca topluma karşı sorumluluk taşımakla kalmaz, toplumu da sorumluluğa çeker”, diyor Brecht.
Bildiğimiz gibi, yaşamdan bir kesitin tıpkısını gerekli-gereksiz tüm ayrıntılarıyla sahnede sergilemek, (zaman zaman yanlışlıkla “gerçekçilik” diye nitelense de) aslında “doğalcılık” (natüralizm) oluyor ve bu yöntem, günümüzde oldukça karmaşıklaşan yaşamın sahnede “doğal” olarak sergilenen olaylarının altındaki nedensellikleri sakladığı için, yani yüzeydeki gerçekliklerin derininde yatan gerçekleri göstermeyerek, yüzeysel olanı kesin kaçınılmaz gerçekmiş gibi dayattığı için, çağımızda egemen olan 'yalancılık'a da hizmet edebiliyor. Oysa gerçekçilik, doğal olanı, altında yatan gerçekliklere de dikkat çekerek sergilemektir ki bu yönteme Brecht “yabancılaştırma” adını vermiş. Çünkü bu yolla, yüzeyde göre göre “bu hep böyledir” diye alışıp gittiğimiz olguları, bir anda yabancı bir bakışla gerçeğini görünce ona “yabancılaşmış” olarak derinlemesine algılıyoruz ve eleştirel yaklaşabilir oluyoruz. İşte Brecht’in sahneye taşıdığı ve çeşit çeşit ilgi çekici sanatsal tekniklerle uyguladığı bu yöntem, aslında haberciliğin karşılaştırma (yüzleştirme) yöntemiyle aynıdır. Örneğin, günümüzde kendini “Suriye Halkının Dostları” diye adlandıran ülke temsilcilerinin toplantısından söz ederken, haberi hiçbir yorum veya ek bilgi katmaksızın öylece iletirseniz, onlar gerçekten Suriye halkının dostuymuş gibi geçebilir. Oysa saldırgan sözde muhaliflerin nasıl halk düşmanı acımasız terör uyguladıklarını ve o “dost”ların bu sahte muhalefeti nasıl yalanlarla beslediklerini de birlikte verirseniz, veya aynı ABD ve AB ülkelerinin benzer iddialarla girdikleri Irak, Afganistan, Libya vb. ülkelerde yaptıklarını haberle yan yana ekleyerek (yüzleştirerek) karşılaştırma olanağı sağlarsanız, izleyen kişinin kendi gerçekçi yargısını vermesine yardım etmiş olursunuz.
Nitekim söz konusu yazı bu sorunu da çok güzel işlemiş: "Gerçek, onu dönüştürmek isteyenler için, devrimcidir. Haber, gerçeğin farklı ifade kanallarından biridir ve öyle olduğu için toplumsal mücadeleler açısından haber üretimi, farklı sınıfların ‘gerçek’le kurduğu farklı ilişki biçimlerini yansıttığı oranda, büyük önem taşır. ‘Burjuvazinin gerçekle ne işi olabilir ki, onlar yalanla yatıp yalanla kalkarlar’ önermesi, haklı bir tepkiyi içerse de, bizi yanlışa götürür. ‘Yalan’ söylemeden gerçeği perdelemek elbette mümkündür ve sermaye medyası bunu pekâlâ yapabilmektedir… ’Gerçek’ kendi başına örgütleyici, direnç geliştirici ve hareket ettirici değildir. ‘soL’, öncelikle bir örgütlenme aracıdır. ‘soL’, örgütlenmeyi haber üzerinden gerçekleştirecektir. Peki, buradaki fark nedir? Haber nasıl örgütler? Haber, okuru edilgen konumdan çıkartacak ögelelerle bezendiğinde örgütler." İşte burada ‘soL’un okurda hedeflediğini Brecht, tiyatro seyircisinde hedefliyordu ve bunu “yabancılaştırma” etmenleriyle sağlamaya çalışıyordu.
Elbet ‘soL’un kültür-sanatla bağlantısı bundan ibaret olmayacaktır. Örneğin, yayın organlarında ezberlenmiş tarz olan, kültür-sanat’a son sayfaların dolgu konusu muamelesi yapmak, ‘soL’un tarzı olamaz. TKP’nin yayın organı olan bir gazetenin göstereceği ilkeli-esneklik’te, ilkeliliğin bir belirtisi de sanata vereceği ciddî önem olacaktır, diye düşünüyorum.
Ana akım ve alternatif medyanın bugünkü durumu da göz önüne alındığında, soL gazetesi bu alana sizce nasıl bir müdahaleyi örgütlemelidir?
“Ana akım medya” dediğimiz eğer faşizmin borazanlığını üstlenmiş medya ise, ‘soL’ gazetesinin bu alana müdahalesi, herhalde -faşizme karşı mücadelenin klasik yöntemi gereğince- alternatif muhalif medyanın, aralarındaki farkları öne çıkarmada ayrışarak değil, antifaşist asgari müştereklerde birleşerek, cepheleşmeyi sağlamaya çalışmak olacaktır, sanırım. Bu da en az ötekiler kadar zor bir işlev ama işte bu öncü işlevi de komünist bir yayın organından başkası üstlenip gerçekleştirmez, gerçekleştiremez.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.