Yandaş basının derdi ne?

Bu defa İlker Başbuğ'un oğlunun, sonradan PKK'li olduğu söylenen bir gençle bir zamanlar çektirdiği fotoğraf "kanıt" oldu yandaş basının elinde. Mesaj açık: Herkes için bir sopa var... Kimlerle görüştüğünüze, hatta akrabalarınızın kimlerle görüştüğüne dikkat edin: Emniyet her an bir fotoğraf sızdırabilir...
Cuma, 23 Temmuz 2010 11:43

Vakit gazetesi dün, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un oğlu ile "PKK'lı terörist" diye adlandırdığı bir kişinin birlikte çekilmiş fotoğrafının yer aldığı ve İlker Başbuğ'u "PKK ile mücadelenin başındaki subay" sıfatıyla bu durumu açıklamaya çağırdığı bir haber yayımladı.

Yeni bir "Emniyet'ten sızdırılmış belge" ürünü olan haberde, oğul Murat Başbuğ ile aynı fotoğraf karesindeki Hasan Lala adlı gencin PKK'ye yönelik bir operasyonda gözaltına alındığı, sorgusunda aynı gün gözaltına alınan diğer iki sanık gibi, "örgüt adına kırsal ve siyasal alanda örgütsel faaliyet yürüttüğü" yönünde ifade verdiği ve halen de yargılanmakta olduğu ileri sürüldü.

Vakit'in, TSK ile PKK arasında bir ilişki olduğuna ilişkin tarihi iki yıl önceye kadar uzatılabilecek yandaş medya haberlerine özel hayat penceresinden "katkıda bulunduğu" ve bu kez tam saha presin TSK'nın en tepesini hedeflediği haberi, yandaş medya organlarının habercilikte yeni bir eşiğe gelip dayandıklarına, artık neredeyse özel hayatın her alanına girerek yeni yeni "suç"lar üretmeye başladıklarına işaret etti.

İlker Başbuğ'un oğlunun arkadaşıyla fotoğrafının basılmasıyla, aslında topluma, "arkadaşlarınızı ancak belli bir kesim içinden seçebilirsiniz. Akrabalarınız da kendilerine dikkat etsin" mesajı geçildi. Durum öyle bir noktaya geldi ki, artık herhangi bir yakınınızın aynı fotoğrafta yer aldığı kişiler üzerinden bile suçlu ilan edilmenizin mümkün olduğu bir yargısız infaz ortamı oluşturulmaya başlandığı, yandaş medyanınsa, Emniyet'ten aldığı destek sayesinde herkese uygun bir sopa bulduğu bir kez daha görüldü.

"Fotoğraf üç sene önceye ait"
Yandaş basında daha önce de, neredeyse suç unsuru imiş gibi "içki sofrasında", "Ağlama Duvarı'nın önünde" çekilmiş fotoğrafları eşliğinde çeşitli haberlere konu olan Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Vakit'in bu haberine hemen aynı gün, Genelkurmay Başkanlığı yoluyla cevap verdi.

Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinde yayımlanan açıklamada, "haberde yer alan hususların gerçeği yansıtmadığı" vurgulanarak, fotoğrafın bir arkadaşlık grubu ortamında çekildiği belirtildi. Ayrıca, üç yıl önceye ait olduğunu belirgin kılacak şekilde, fotoğrafta yer alan Hasan Lala ile ilgili iddialar hakkında ancak geçen sene Genelkurmay'a iletilmiş bir Emniyet yazısı sonucunda bilgilenildiği ifade edildi.

Açıklamada, Vakit gazetesi, "konuyu başka bir zemine çekerek, istismar etmek"le suçlanırken, gazete hakkında yasal işlemlere başvurulacağı kaydı da düşüldü.

İnsanlar arası ilişkiler istihbarat meselesi haline getiriliyor
Vakit'in, Emniyet'ten sızdırılan belge ve fotoğrafların Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un tavrına göre ortaya sürülmesi kararıyla hareket edildiğini akla getiren bugünkü haberinde ise, TSK'nın İstanbul Emniyeti'ne yaptığı ziyarete ilişkin iddialar ortaya atıldı.

İlker Başbuğ'un, Hasan Lala'nın evinden oğlu Murat Başbuğ'la çekilmiş fotoğraflar çıktığından haberdar olunca, olayın basına sızmaması için dönemin 1. Ordu Komutanı Orgeneral Ergin Saygun'u İstanbul Emniyeti'ne gönderdiği iddia edildi. Saygun'un, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'tan fotoğrafların basına "sızdırılmaması"nı rica ettiği ve bu sayede de Murat Başbuğ ile halen PKK üyeliği suçlamasıyla yargılanan Hasan Lala'nın arkadaşlığının bugüne kadar basından gizli tutulduğu ileri sürüldü.

İnsanlar arasında kurulan tüm ilişkileri polisiye vaka haline getiren Vakit'in haberinde ayrıca, "Genelkurmay'ın 'Emniyet haber verdi' açıklaması büyük bir itiraf değil mi? Polis haber vermese Genelkurmay Başkanı'nın oğluna PKK'nın sızma yaptığından haberdar olunamayacaktı. Burada büyük bir askeri istihbarat skandalı yok mu?" ifadeleri yer aldı.

Organize işler bunlar...
Vakit'in, övgüde bulunduğu Emniyet'in Murat Başbuğ-Hasan Lala arkadaşlığının öngörülebilir sonuçlarını kamuoyuyla değil resmi raporlama yolu ile Genelkurmay Başkanlığı ile paylaşmasını garipsemezken, şimdi sızdırma belge yayımlayarak İlker Başbuğ'u kamuoyuna açıklama yapmaya davet etmesi ise yandaş medyanın hilkat garibesi haberciliğine ilişkin pek çok örneğin yanında yerini aldı.

Vakit'in haberi aracılığıyla, askeri istihbaratın görev alanlarına ilişkin özel hayatı kapsayan yeni tarifler icat etmek, yandaş basının bir diğer kolu olan Fethullahçı Bugün'ün de gündemine girdi. Bugün gazetesi köşe yazarı Adem Yavuz Arslan bugünkü köşesinde, "olayın başka boyutlarını bir kenara bırakın, bu bir istihbarat zaafıdır. PKK istihbarat toplamak ya da başka amaçlar için üst düzey komutan çocuklarını hedef seçiyor, bunun için ortam hazırlıyor ve amacına ulaşıyor. Lala, oğul Başbuğ üzerinden elde ettiği istihbaratları örgüte aktarabilirdi... Düşünmesi bile ürkütücü ama suikast bile planlanabilirdi" diye yazdı.

Bilindiği gibi, Bugün gazetesi de geçtiğimiz günlerde yayımladığı "Heron" haberi ile TSK-PKK ilişkisine ilişkin iddiaları gündem yapmaya çalışmıştı. Bugün'ün, kendi haberine cevap vermeyen Genelkurmay Başkanı'nın, doğrudan ailesini de işin içine sokan Vakit haberine cevap vermesini, "başarı" hanesine yazılmış bir puan olarak not ettiği gözlendi.

Kürt sorununun kaynakları, "fotoğraf"lardan mı belli?
Yandaş medyanın, "Ergenekon" operasyonlarının başlangıcından bugüne sızdırma belgelerle kotarılan haberlere imza attığı hatırlandığında, Vakit'in İlker Başbuğ'un oğlu ile ilgili haberinin neyi amaçladığı konusu da ister istemez gündeme geldi.

Vakit haberi, yetki alanlarındaki konular kadar, ailelerine, akrabalarına ve yakın çevrelerine de dikkat etmeleri tehdidi anlamına geliyor ve şimdilik TSK üst yönetimini ilgilendiriyor olsa da asıl, Kürt sorunu başta olmak üzere memleket meseleleri hakkında iktidarın hoşuna gitmeyecek şeyleri konuşan kesimlere yönelik genel bir planın parçası olduğu izlenimi verdi.

Bu anlamda akla ilk gelecek isimlerin, "Ergenekon" Davası'nda yargılanan solcu aydın Yalçın Küçük ve yine aynı davada tutuklu yargılanan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek olduğu biliniyor. Bu iki ismin de Abdullah Öcalan ile olan "dostluğu", yandaş basının uzunca bir dönem işlediği konulardan biri olmuştu.

Kürt sorununun ve de PKK olgusunun "Ergenekon"un işi olduğunu "kanıtlamak" için hazırlandığı yorumu ağır basan, "Ergenekon"un üçüncü iddianamesinde (5 Ağustos 2009'da kabul edildi), "PKK'nin devletin içindeki bir ekip tarafından kurulduğu ve yönetildiği" iddiası yer almış, Yalçın Küçük de "ETÖ" dedikleri yapılanmanın lider kadrolarından biri olarak gösterilmeye çalışılmıştı. Devrimci Karargâh örgütüne dönük operasyondan hemen sonra ise Yalçın Küçük'ün, Devrimci Karargâh yöneticisi olduğu iddia edilen gazeteci Mehmet Yeşiltepe'yle bir zamanlar çektirdiği fotoğrafları servise verilmişti. Oysa, Yeşiltepe'nin, mesleği gereği, geniş bir yelpazeden çok sayıda isimle fotoğrafını bulmak mümkündü.

Yandaş basın, özellikle Vakit ve Bugün gazeteleri üzerinden "karşı cephede" gördükleri kişilerle mücadelelerinde özel hayata dair her türlü ayrıntıyı, bu arada da fotoğrafları sıklıkla kullandı. Fotoğrafların kullanımı, hemen tüm örneklerde, konuyla ilgisiz karalamalar üzerinden yapıldı. İlker Başbuğ'un oğlunun, fotoğrafın çekildiği dönemde PKK'yle ilişkisi olup olmadığı bilinmeyen ve yargılanması da hâlâ devam eden bir gençle verdiği pozdan "TSK-PKK işbirliği"ne varacak iddialar çıkaranlar, çok daha komik fotoğraflar da kullanmışlardı.

Dursun Çiçek'e karşı fotoğraf kullanılan, 2009 Kasım tarihli bir Vakit haberinin spotu şu şekildeydi örneğin: "İngilizce öğretmeni F.K.'nin, derste silahlı terör örgütü sanığı Kurmay Albay Dursun Çiçek'i övdüğü İzmir 60. Yıl Anadolu Lisesi'nde, bu defa da müdür krizi çıktı. Ağzında lolipop ve başında kadın peruğuyla çekilmiş fotoğrafları internette yayınlanan Okul Müdürü Ö.A. (Ömer Aslan) hakkında soruşturma başlatıldı."

Vakit'in Mayıs ayında verdiği bir başka "fotoğraf" haberinin spotunda ise şöyle deniyordu: "'Cihaner'i kurtarma planları'na adı karışan Yargıtay 8. Daire Üyesi Hamdi Yaver Aktan'ın, Ergenekon sanıklarına verdikleri destekle bilinen isimlerle ve Ergenekon sanıklarının avukatları ile samimi aile buluşmaları gerçekleştirdiği ortaya çıktı."

Bu taktiğin en kaba kullanıldığı örnekler ise, Devrimci Karargâh davasında Orhan Yılmazkaya'yla bir defa yemek yediği kaydedilen Aylin Duruoğlu'nun aylarca tutuklu yargılanması, ve Deniz Baykal'a ait olduğu iddia edilen yatak odası görüntüleri oldu.

Yandaş basının, "Ergenekon"la başlatılan cadı avında işi, kişilerin tanıdıklarının tanıdıklarının kim oldukları üzerinden yeni "suç"lar üretmeye vardırdığı görülüyor. Hemen hepsi Emniyet üzerinden yandaş basına aktarılan bu malzeme, cadı avında herkese karşı bir sopa bulmak için kullanılıyor.

(soL-Haber Merkezi)