Kemal Okuyan'ın yazısına erişim engeli: Bu şebeke ya dağılır ya dağıtılır!

Yasin el-Kadı'nın avukatları tarafından yapılan şikayet sonucunda davaya konu olan Kemal Okuyan'ın yazısına ulaşılamıyor. Herhangi bir mahkeme kararı olmamasına rağmen, yazıya URL tabanlı engelleme yapıldığı düşünülüyor.
Pazartesi, 27 Ekim 2014 19:10

(soL - Haber Merkezi) Yayın hayatına haftalık dergi formatında devam eden günlük soL Gazetesi'nde Yasin el-Kadı hakkında dile getirilen iddialar nedeniyle açılan iki davanın duruşmaları henüz görülmemişken, dava açılan bir yazıya engelleme geldi.

Kemal Okuyan'ın "Bu şebeke dağılır ya da dağıtılır" başlıklı köşe yazısının linkine tıklandığı zaman, sayfa görüntülenemiyor. sol.org.tr internet adresi, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nın (TİB) sitesinde aratılınca, siteye yönelik herhangi bir yasaklama olmadığı, "Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından uygulanan bir karar bulunamadı." yazısından anlaşılıyor.

Linke neden erişelemediğini araştıran soL Teknik Ekibi, URL tabanlı bir engelleme ile karşı karşıya kalındığını düşünüyor. Bir kullanıcı bilgisayarından, Kemal Okuyan'ın yazısına ulaşmak için soL sunucusuna gönderilen istek, sunucunun trafiği durdurması ile karşılanıyor. Böyle bir hareket ortamda paket trafiğini dinleyen bir IPS (Intrusion Prevention System) varsa ve erişilmek istenen adres engelliyse oluşuyor. Normal şartlarda, trafiğin devam etmesi ya da talep edilen içeriğin bulunduğuna dair ya da içeriğin bulamadığına dair paket kayıtları olması gerekirdi.

Ayrıca, Kemal Okuyan'ın yazısına, Tor ağı üzerinden ya da VPN bağlantısı ile erişilebiliyor. Bu da içerik engellemesi yapıldığının bir diğer kanıtı olarak değerlendiriliyor.

Kemal Okuyan'ın 2 Ocak 2014 tarihli engellenen yazısını, bir kez daha soL okurlarıyla paylaşıyoruz:

Bu şebeke dağılır ya da dağıtılır

Tarih, 9 Aralık 2012. soL Gazetesi’nde manşet, “Antalya’da Genelkurmay Rezaleti”. Habere göre, Rixos Otel’de Özgür Suriye Ordusu’nun silahlı militanları bir araya gelmiş ve kendilerince bir Genelkurmay Başkanı seçmişti. Otel çalışanları, toplantıya MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın da katıldığını ve masrafların Katar Büyükelçiliği tarafından ödendiğini ileri sürmekteydi. Yetmezmiş gibi, bu rezalete bir de skandal eklenmiş ve toplantı için ayarlanan ilk otelin sahibi, “müşterilerin” kim olduğunu görünce bütün ekibi kapı dışarı etmişti.

Bu haberde ne var?

Devlet terörü var. Komşu bir ülkeye dönük silahlı faaliyeti bizzat organize ediyorsunuz çünkü.

Aymazlık var. Antalya’da lüks bir otelde, TC vatandaşı olmayan silahlı kişilerin toplantı yapmasına ön ayak oluyorsunuz çünkü.

Kalitesizlik var. Başıbozuklardan ve toplama paralı askerlerden oluşan bir silahlı gruba “Genelkurmay Başkanı” seçiyorsunuz çünkü.

Beceriksizlik var. Eğer iddia doğruysa, böyle bir toplantıya üst düzey bir bürokratın katılmasına göz yumuyorsunuz çünkü.

Bu olayda 11 yıllık iktidarı karakterize eden her şeyi bulabilirsiniz.

Şimdi Bilal’in Yasin el Kadı ile fotoğraflarına bakakalıyoruz. Yine lüks bir otelin lobisinde iş çeviriyorlar!

Yasin el Kadı’nın kim olduğu açık. Yıllardır adı El Kaide ve Müsşüman Kardeşler ile birlikte anılmış, ABD ve diğer ülkelerde hakkında soruşturma açılmış, “terörist listesi”ne konulmuş, sonra yine ABD tarafından “faydalı” görülünce aklanmış bir Suudi işadamı. Tayyip Erdoğan’ın “kefilim” dediği ilginç bir şahsiyet.

Bilal Erdoğan’ın kim olduğunu biliyoruz. Ailenin gemicikli Bilal oğlanı. Bu ikisi arasındaki ticari ilişkilerin içeriği soL ve diğer yayın organlarında işlendi, işleniyor. AKP iktidarının ne menem bir şey olduğunu bu olay da açıkça gösteriyor.

Şimdi…

Ortada kamu kaynaklarını yağmalayan, yasaları takmayan, sıkışırsa yasaları kafasına göre değiştiren, emperyalist ülkelere birinci sınıf hizmette bulunurken cebini, kasasını, ayakkabı kutusunu dolduran bir şebeke vardı.

Karşı-devrimci bir şebeke. Gözükara bir şebeke. Açgözlü bir şebeke. Kalitesiz bir şebeke.

Türkiye’de toplum bu şebekenin gemisini daha rahat yürütmek için uyguladığı karartmayı reddetti.

Şebekenin içinde pasta kavgası ayyuka çıktı, ortalık karıştı.

Emperyalist merkezler, şebekenin açgözlülüğü ve kalitesizliği ve de beceriksizliği karşısında şaşkınlığa düştü.

Cemaat ve AKP arasındaki gerilim deniyor. Yakında bu gerilim ayrıntıya dönüşebilir. Ayrıntıya dönüşebilir çünkü Türkiye kapitalizmi bu şebekeyle devam edemez. Soygun ve sömürü düzenine çeki düzen verilmesi gerekir, acilen.

Burada savcılarla istedikleri gibi oynuyorlar ama yakın gelecekte en az üç başlıkta şebekenin uluslararası platformda yargı süreçleriyle baş başa kalması mümkün. Hiç acımazlar, emperyalist hiyerarşide bu kadar hata yapanın, isterse dünyanın en sadık hizmetkarı olsun, ipini çekiverirler.

Şam yönetiminin Birleşmiş Milletler nezdindeki “Türkiye hakkında soruşturma başlatılsın” başvurusunun hangi kanıtlarla destekleneceği şimdilik bilinmiyor. Suriye’nin BM’ye sunduğu 108 kişilik yabancı terörist listesinde TC vatandaşı yok. Ama “kınama” filan değil, doğrudan “soruşturma” talebinin gerisinin geleceği ve Suriye Konferansı sırasında bir dizi dosyanın masaya konacağı belli.

Yasin el Kadı meselesi ise illa son yolsuzluk skandalıyla bağlantılı bir biçimde gündeme gelecek ve terörist faaliyetlerin finansmanıyla ilgili dertler açılacak şebekenin başına.

Deniz Feneri’nin yeniden pişirileceği de konuşulanlar arasında. “İç hukuk”ta iç edilmişti bu soruşturma, hatırlayın. Dış hukuku bilemeyiz!

ABD ve diğer emperyalist ülkeler, kendi kontrollerindeki devasa şebekenin bazı noktalarını zamanla kesip, ellerindeki kan ve kiri silmekte kullanıyor, biliyoruz.

Sıra bizimkilere geldi, geliyor…

Bunlar çok yolculuk yapıyorlar ama bir süre sonra dışarıya çıkmak istemeyebilirler!