Sunday, 4 July 2010 - 11:32

Harvard neden dünyanın en iyi okulu?


Zaman gazetesinden Melih Arat, Harvard Üniversitesi’nin dünyanın en iyi okulu olduğunu anlatıyor: “Sanki biz öğrenci değil, beş yıldızlı bir otelin restoran müşterisiydik.”

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün oğlunun Harvard Üniversitesi’ne girmesini, Gül’ün oğlunu “dahi” ilan ederek kutlayan medyamız, soL dahil bazı kaynakların Gül’ün oğlunun Harvard’a giriş başarısının büyütülecek bir başarı olmadığını sebepleriyle açıklamasının ardından biraz durulsa da, Zaman gazetesi propagandayı sürdürüyor.

Zaman gazetesi köşe yazarı Melih Arat, Harvard Üniversitesi’ni yazdı. Arat’ın konuyu ele almasının tek nedeni, Gül’ün oğlunun başlattığı tartışma değil. Arat da Hakan Turgut ile birlikte Harvard Üniversitesi’nde bu yaz iki aylık “liderlik eğitimi” alacakmış.

Arat, yazısında Harvard Üniversitesi’ne kayıt yaptıracakları günü anlatırken, yazısını “Bu üniversitenin neden dünyanın en iyi okulu olduğunu anlamıştık” diye bitirdi.

Arat’ın yazısından, Harvard niye “dünyanın en iyi okulu” olduğu sorusunun yanıtlarını içeren bazı ifadeleri yorumsuz aktarıyoruz:

“Biz buraya gitmeden önce cumartesi ve pazar günü gerçekleşecek kayıt işlemleri için birçok e-posta, hafta sonu programı ve kayıt günü için özel bir harita ulaştı. Kayıt organizasyonunda çalışan sayamayacağımız kadar çok insan vardı.”


“Bir binanın dokuzuncu katına çıkmam gerekiyordu. Hakan Turgut da benimle gelecekti ki, görevli sadece benim çıkabileceğimi söyledi. Hakan Turgut'un da gelmesi konusunda ısrar edince Hakan'a "You need to stay here. (Sizin burada kalmanız uygun olacak)." dedi. "Need" kelimesi, "must, should, have to" gibi zorunluluk içeren ifadelerin içinde en hafifi ve en nazikçesidir. Görevlinin uyarısındaki bu zarafeti kaçırmadan asansöre yöneldim ki, asansörde bir yönlendirme görevlisi benim için düğmeye bastı.”


“Fotoğraf çektirme kuyruğuna girdim. Bu arada oradaki yönlendirme görevlisi, sıradaki insanların sıkılmaması için hangi dersleri aldıklarını sordu.”


“Sonra birer bayan görevli içeri girdi; adımızı alçak sesle söyleyerek kartlarımızı oturduğumuz yere getirdi.”


“Sanki biz öğrenci değil, beş yıldızlı bir otelin restoran müşterisiydik.”


“Dokuzuncu kattan inmek için kullanılan asansörü de ayırmışlardı ve onun içinde de özel bir görevli vardı.”


“Pazar günü okulun dekanı bir dondurma partisi veriyordu. Bu dondurma partisinin amacı öğrencilerin ve hocaların kaynaşması idi. Organizasyonun ne kadar mükemmel olduğunun ayrıntılarını anlatmıyorum.”


“Coop'un [okuldaki kitapçı dükkanı] üçüncü katında aldığınız her dersin kitap seti özel olarak ders kodu olan raflara yerleştirilmiş.”


“Weidener isimli kütüphanede 3 milyon eser vardı. Burası insan aklının almayacağı kadar büyük bir yerdi; bina büyüktü ama 3 milyon kitabı alacak kadar büyük değildi.”


“İstediğimiz kitapları almak için içeri girdiğimizde şoke edici gerçekle karşılaştık. Bu kütüphane yerin üstünde değil, yerin altındaydı.”


“Harvard İşletme Okulu'na gittiğimizde burasının ayrı bir dünya olduğunu gördük. Dünyanın en iyi şirketlerini yönetecek beyinlerini eğiten bu okul, İngiliz aristokratlar kulübü gibi döşenmişti. Öğrenciler, ilk günden ruhen milyon dolarların standartlarına hazırlanıyordu.”

(soL - Haber Merkezi)

Ekler

İletişim: habermerkezi@sol.org.tr - sol@sol.org.tr