Gazeteciler: ‘Birbirimizin davasına sahip çıkıyoruz’

Oda TV ve KCK gibi davalarda yargılanan gazeteciler, “birbirimizin davasına sahip çıkıyoruz” dedi. Gazeteciler, söz konusu davalarda gazeteciliğin ve basın özgürlüğünün yargılandığının altını çizerek, birbirlerinin davalarını takip ettiklerini dile getirdi.
Pazartesi, 12 Kasım 2012 16:48

Dışarıdaki Gazeteciler, Oda TV ve KCK basın davaları gibi siyasi davalarda yargılanan birçok gazetecinin de aralarında bulunduğu meslektaşlarından süregiden basın davaları hakkında görüş aldı. Dışarıdaki Gazeteciler, “Bugün Türkiye’de gazeteciler, farklı davalar kapsamında aynı ortak nedenle yargılanıyor: Gazetecilik!” dedi.

Bu duruma karşı en etkili cevabın birbirlerinin davalarına sahip çıkan, KCK ve Oda TV davası sanığı gazetecilerden geldiğinin altını çizen Dışarıdaki Gazeteciler, konuyla ilgili gazetecilerin görüşlerine yer verdi. Görüşü alınan bütün gazetecilerin ise mesajı aynıydı: “Davalar fark etmez, yargılanan gazetecilik. Birbirimizin 'davasına' sahip çıkalım.”

Soner Yalçın: "Dava adı KCK da olsa Ergenekon da olsa…"
disarıdakigazeteciler.com’a görüş yollayan Oda TV davası tutuklu sanığı Soner Yalçın, mesajında şunları söyledi:

Şeytani bir hilekarlıkla bilgisayarımıza gönderilen virüslü dijital tuzağıyla 2 yıldır cezaevindeyim.

İddianamemde silah yok, bomba yok, şiddet eylemi yok.

İddianamemde 361 kez “haber”, 280 kez “kitap”, 53 kez “köşe yazısı”, 26 kez “röportaj”, 5 kez “makale” kelimesi geçiyor.

Haber yaparak, yazı yazarak terör suçu işlemişim!

Bunu sadece ben yapmadım! Dava adı KCK da olsa Ergenekon da olsa onlarca meslektaşım yaptı! Onlarcasının üzerinde de aynı korku iklimi dolaştırılıyor. Bizden istenen çok açık, düşün-me, yaz-ma! (…)

İktidar ve güç uğruna hiçbir şeyden çekinmeyen zorba güç, yalnızca kendi isteğinin onaylanmasını, gururunun okşanmasını istiyor. Kendi hegemonyasına aykırı düşen fikirlere fikirle cevap vermek yerine, hapsetmeyi, hapisle korkutmayı, işinden etmeyi seçiyor.

Gerçekler tehlikelidir. Gerçeği yazan, söyleyen ya işsiz bırakılıyor ya da hapse atılıyor.

Fakat tarih göstermiştir ki, kaba güç sonsuz değildir. Tek insan boyun eğmezse, kararlılığı kırılmazsa, sonunda kazanan her daim insan olur.

Ozan Kılınç: ‘Kürt basını olarak her iki davayı da takip edeceğiz’
KCK basın davası tutuksuz sanığı Ozan Kılınç ise Kürt basını olarak her iki davayı da takip edeceklerini belirttiği mesajında şunları söyledi:

Biz Azadiya Welat gazetesi olarak her iki davayı da takip edeceğiz. Sürekli olarak vurguluyoruz, gazetecilerin yargılandığı bu davalar fiyaskodan ibarettir. İddianameler, gazetecilerin yaptıkları haberlerden, röportajlardan ibaret. Basında çalışan 70 küsur arkadaşımızın gazetecilik mesleğini yapmaları, yaptıkları haberler suç unsuru olarak gösteriliyor. Gazetecilik faaliyetleri dışında hiçbir şey yok bu iddianamelerde. Yargılamalar ise tiyatrodan farksız. Anadilimizde savunma yapmamıza bile izin verilmiyor.

Oda TV davası olsun KCK basın davası olsun, gazeteciler gazetecilik yaptıklarından dolayı yargılanıyorlar. Biz Kürt basını olarak her iki davayı da takip edeceğiz. Gazetecilerin hep birlikte hareket etmesi lazım. Mesleğimize yönelik bu saldırıların üstesinden, ancak birlikteliğimizle gelebiliriz.

Nedim Şener: "Davalar bahane edilerek gazetecilik yargılanıyor"
Oda TV davası tutuksuz sanığı Nedim Şener, mesajında “davalar bahane edilerek gazetecilik yargılanıyor” dedi. Şener’in mesajı şu şekilde:

Öncelikle her davanın kendisine has özellikleri vardır. Ama tartışmasız olan bir şey varsa hapisteki gazetecilerin orada olma sebepleri haberleridir. Türkiye bugün gazetecilerin susturulmaya çalışıldığı, bunun da mahkemeler yoluyla gerçekleştirildiği bir dönemi yaşıyor. Basın Kanunu ya da Türk Ceza Kanunu aracılığıyla ceza korkusuyla gazetecilerle mücadele eden devlet daha sonra devreye Terörle Mücadele Kanunu’nu soktu. Gazeteciler yıllardır bu yasaların tehdidi altında görevlerini yaptılar. Baskıya rağmen gerçeğin ve hak mücadelesinin peşinden gittiler. Ancak bugün gazetecilerle, gazetecilikle mücadelede en çok kullanılan yöntem hapise atmak. Bu durumu yalnızca “mahkemelerin takdiri” şeklinde açıklamak yeterli değil. Siyasi tercih olduğu açık. Çünkü siyasi iktidar toplum ile gerçeklerin arasına duvar örmek istiyor. Gazeteciler ise o duvarı yıkan insanlardır. Bu nedenle davalar bahane edilerek gazetecilik yargılanıyor.

Ahmet Şık: ‘Davaların tek farkı sanıkların isimleri ve sanık sayısı!’
Yine Oda TV davası tutuksuz sanıklarından Ahmet Şık, mesajında davaların tek farkının sanıkların isimleri ve sanık sayısı olduğunu söylediği mesajında şunları dile getirdi:

En başından beri söylüyorum bu davaların birbirinden hiçbir farkı yok. Bu davalarla “bizim istediğimiz şeyi yaz, yazmazsan içeri atılırsın” deniyor. Odatv ve KCK davalarında tek fark kişilerin isimleri ve sanık sayısı. Odatv davasında da haberler, makaleler, biri yayımlanmış diğeri yayımlanmamış iki kitap yer aldı iddianamede. KCK’de de haberler, haber kaynaklarıyla yapılan görüşmeler var iddianamede. Her ikisinde de savcıların niyet okumasından yola çıkarak hazırlanmış bunlar. Bu iddianamelerle gazeteciliğin sınırları yeniden çizilmez isteniyor.

Vedat Kurşun: ‘Oda TV de özgür basın da gazetecilik görevini yerine getiriyor’
KCK basın davası tutuksuz sanıklarından Vedat Kurşun da mesajında “Oda TV de özgür basın da gazetecilik görevini yerine getiriyor” dedi. Kurşun’un mesajı şu şekilde:

Cezaevlerindeki bütün gazetecilerin serbest bırakılması gerekir. Yanlış bir haber yapıldığında bununla ilgili hukuki süreç ya da meslek etiği açısından birtakım yaptırımlar zaten gündeme gelir. Ama düşüncelerden korkulmaması gerekir. Gazetecilerin gerçeği yazma, iktidarın saklamaya çalıştığı gerçekleri kamuoyuna duyurma görevi vardır. Odatv olsun, özgür basında çalışan arkadaşlarımız olsun, bu görevi yerine getirmek zorundalar ve bunu yapıyorlar. Ama gazetecilerin bu görevini çarpıtıp onları cezaevlerine tıkan bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bu zihniyetin bir an önce sonlandırılması, cezaevlerinde bulunan tüm gazetecilerin ve siyasi tutsakların serbest bırakılması gerekir diye düşünüyorum. Daha dün Pozantı haberini yapan DİHA muhabiri Zeynep Kuriş tutuklandı. Pozantı Cezaevi’nde çocuklara fiziksel ve cinsel işkenceyi ortaya çıkaran muhabir arkadaşlarımızdan Özlem Ağuş aylardır cezaevinde. Haberi yapanlar, gerçeği ortaya çıkardıkları için cezaevlerine atılıyor.

Barış Terkoğlu: ‘KCK davasındaki meslektaşlarım için duyarlı olmaya çağırıyorum’
Oda Tv davası tutuksuz sanıklarından Barış Terkoğlu ise mesajında şunları söyledi:

Türkiye zor bir zamandan geçiyor. Gerçeklerin peşinden koşan gazeteciler sansürleniyor, kovuluyor ve nihayetinde tutuklanıyor. Meşru faaliyetlere terör kıyafeti giydirilerek insanlar yıllarca hapsediliyor. Bizler birbirinden farklı renklerde açsak da üstüne aynı zorbanın bastığı çiçekleriz. Uğradığımız haksızlık sayesinde birbirimizi daha iyi anlıyoruz. Umuyorum hep beraber fikirlerin, yazıların, haberlerin yargılanmadığı bir ülke kuracağız. Bunun için herkesi KCK suçlamasına maruz kalan asıinda gazetecilik faaliyetleri yargılanan meslektaşlarımın duruşmasına katılmaya, onlar için duyarlı olmaya çağırıyorum.

Kadri Gürsel: “Davalardan birindekilere özgürlük isteyip diğerindekilere bigane kalmamalı”
Milliyet gazetesi köşe yazarı Kadri Gürsel de bütün gazetecilere sahip çıktığı mesajında, “davalardan birindekilere özgürlük isteyip, diğerlerine bigane kalmamalı” dedi. Gürsel mesajında şunları söyledi:

Basın özgürlüğü’ bir kavram olarak elbette ki siyasi içerikli. Çünkü demokrasinin olmazsa olmazı. Demokrasi mücadelesi vermek bir siyasi tavır almak anlamına geliyorsa, basın özgürlüğü mücadelesi vermek de öyle. Çünkü bir ülkede basın özgür değilse, o ülkede düzenlenen seçimler ne kadar serbest olursa olsun, adil olmaz. Adil seçim yapamayan bir ülkedeki rejimin ne kadar demokratik olduğu da tartışmaya açılır. Demokrasi ve basın özgürlüğü arasında nasıl doğrudan bir kavramsal ilişki varsa, demokrasi mücadelesi ile basın özgürlüğü mücadelesi arasında da var. Belirli bir siyasi program ve eylem etrafında bir araya gelenler, söylem ve davranışlarıyla demokrasiyi sadece kendileri için istediklerini gösteriyorlarsa, bu durum onların aslında demokrasi değil iktidar mücadelesi verdiklerinin işaretidir. Çünkü demokrasi ayrımsız herkes içindir.

Basın özgürlüğü de öyle…

Görüşü alınan bütün gazetecilerin mesajları dısaridakigazeteciler.com sitesinden okunabilir.

(soL-Haber Merkezi)