Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Erdoğan intikam peşinde değil mi?

“Manşetlerle çarpışarak bugünlere geldik” diyen Başbakan intikam peşinde olmadıklarını söylese de medyada yaşananlar Erdoğan’ı yalanlamakta. Gazetecilerin bir bölümü patron baskısıyla işlerinden atılırken bir bölümünün çeşitli operasyonlar gerekçe gösterilerek cezaevlerinde tutulduğu görülmekte.

Yayın Tarihi: 27.01.2012 , 10:40 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:29

Zaman Gazetesi’nin 25. Kuruluş yıldönümü kutlamalarında katılan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yaptığı konuşmada iktidarları döneminde medya ile aralarındaki ilişkilere yer verdi. Erdoğan medyanın kendilerine yönelik tutumundan şikayet ederek intikam peşinde koşmadıklarını şu sözlerle iddia etti:

"Samimiyetle ifade etmek durumundayım. Biz manşetlerle çarpışarak bugünlere geldik. Adeta manşetlerle savaştık." diyen Erdoğan, "Muhtar bile olamaz diye manşetlerin atıldığı günlerden bugünlere ulaştık. Gazetecilere haber yazdırdılar, o kupürü dosyaya koyup partimiz aleyhine kapatma davası açtılar. Karşımızda dosyayı gördüğümüzde gerçekten şaşırdık. Allah şahittir ki asla ve asla intikam peşinde olmadık, olmayız, olmayacağız. O dönemlerde yılmadan, yıkılmadan demokrasiyi savunduysak bugün de demokrasiyi savunuyoruz. İleri demokrasi diyoruz."

Erdoğan’ı kızdıran manşetler
Erdoğan 2010’da Dolmabahçe’de medya patronlarıyla yaptığı toplantıda çarpıştığı manşetleri şu şekilde sıralayarak patronları hizaya gelmeleri yönünde uyarmıştı:

"Şahsımla alakalı "Muhtar Bile Olmaz" manşeti atıldı. Ben mahkum oldum, cezaevine girdim. Ne yaptım da cezaevine girdim. Bir şairin şiirini okumaktan dolayı. Bunun dışında benim bir suçum yoktu. Ama atılan başlık buydu. "Muhtar bile olamaz." Bir sevinç çığlığı. Parlamento çoğunluğu ile geçen bir yasa için, "411 el kaosa kalktı" manşeti atıldı. “Topyekün savaş", “Rektörler endişeli", “Gerekirse silah bile kullanırız", “Muhtıra gibi tavsiye", “Genç subaylar rahatsız", “Tehlikenin farkında mısınız" gibi başlıklarla yayınlar yapıldı."

Medyanın AKP’nin ilk dönemlerindeki desteği
Doğan Grubu başta olmak üzere medya AKP’ye ilk dönemlerinde ciddi ölçüde destek vermekteydi. 28 Şubat sürecinde terbiye olduğuna inandıkları kadroların kurduğu AKP’nin sermayenin taleplerine uygun politikalar üreteceği beklenmekteydi. Bu nedenle Doğan Grubu başta olmak üzere medya, AKP’nin “milli görüşün devamı değiliz”, “değiştik” türü söylemlerini destekleyerek 2002 seçimleri öncesi alt üst olan siyasi atmosferde AKP’yi kafası karışık seçmene adres göstermekten geri durmadı.

Tek başına iktidar olması sermaye çevrelerini ve medya patronlarını pek hoşnut etmese de sermayenin istediği ekonomik düzenlemelerin yapılması, Avrupa Birliği ile ilişkilerin geliştirilmesi gibi konularda başarılı bulunan AKP medya tarafından iktidarının ilk yıllarında destek gördü. Zaman zaman Doğan Grubu’yla olanlar başta olmak üzere kimi sürtüşmeler yaşansa da tekrar uzlaşılması mümkün oldu.

İntikam peşinde olmadan savaşmak böyle mi oluyor!
İntikam peşinde olmadan manşetlerle savaştığını iddia eden Erdoğan’ın basınla olan ilişkilerine bakıldığında ortaya korkunç bir tablonun çıktığı görülüyor. Gazetecilere ve karikatüristlere Erdoğan tarafından açılan sayısız dava, medya patronlarını Dolmabahçe’de toplayıp tehdit edilmesi, patronlar üzerinde kurulan baskılarla gazetecilerin işlerinden kovdurulması, Odatv, Ergenekon, KCK benzeri davalarla çok sayıda gazetecinin tutuklanması, internet sitelerinin kapatılması AKP'nin manşetlerle nasıl savaştığını gözler önüne seriyor.

Mahkemeler gazetecilerle doldu
Erdoğan, iktidarının ilk döneminden itibaren kendisine yapılan eleştirilere dava açma yolunu seçti. Çok sayıda gazeteciye ve karikatüriste açılan davalar kamuoyunda tartışma konusu oldu. İlhan Selçuk, Ataol Behramoğlu, Cüneyt Arcayürek, Hıncal Uluç, Oktay Ekşi gibi pek çok köşe yazarına dava açtı. Erdoğan, hızını alamayarak Taraf Gazetesi yazarı Ahmet Altan’a açtığı davayla yandaş kalemlere de “ayağını denk al” mesajı vermeyi ihmal etmedi.

Haber yayınlanmasına da tahammül yok
Köşe yazarlarının yanı sıra gazete haberlerinin de Erdoğan’a rahatsızlık verdiği görülmekte. Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmesi İbrahim Yıldız, CHP Eski Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç'un 30 Ocak 2006'da Erdoğan’ın mal varlığını meselesine ilişkin olarak TBMM'de düzenlediği basın toplantısında söylediği ''Başbakan kıvırtıyor'' açıklamasını yayımladığı gerekçesiyle, toplam 23 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılmıştı.

Erdoğan’ın karikatüristlerle bitmeyen savaşı
Gazetecilerin yazdıklarının yanı sıra karikatüristlerin çizdikleriyle de savaştığı görülen Erdoğan bugüne kadar çok sayıda karikatüristle mahkemelik oldu.
Cumhuriyet Gazetesi çizeri Musa Kart'a Erdoğan’ı kedi olarak resmeden karikatürü, Penguen Dergisi karikatüristlerine "Tayyipler Alemi" karikatürü, Leman Dergisi’ne "Reco Kongo Kenesi Türkiye’nin anasını ağlatıyor" başlıklı kapağı nedeniyle açılan tazminat davaları kamuoyunda tepki toplamıştı.

Gücü artınca patronları dize getirdi
İktidarının ilerleyen yıllarında gücünü pekiştiren Erdoğan basını sindirmek için dava açma yolunu kullanmaya devam etmekle birlikte doğrudan medya patronlarını sıkıştırarak dize getirme yöntemine başvurmaya başladı. Dolmabahçe’de medya patronlarını karşısına dizerek yaptığı toplantıda medyayı çetelerle mücadeleye destek olmamak ve 70'lerın psikolojisi ile manşet atmakla suçlayan Erdoğan, medyayı özeleştiri vermeye çağırmıştı. Medyanın İstanbul-Tophane’de yobazların sopalarla sanat galerisi basmasına gösterdiği tepkiye de kızan Erdoğan bu durumun özeleştiriyi daha acil hale getirdiğini savunmuştu.

Patronlara açık açık gazetecileri kovun dedi
Erdoğan 2010 Şubat ayında AKP Genişletilmiş İl Başkanları toplantısında borsadaki 6,5 puanlık düşüşten köşe yazarlarını sorumlu tutarak şu sözleriyle medya patronlarına seslenmişti:

"Şimdi o gazetelerin patronlarına sesleniyorum, 'ne yapayım, köşe yazarı, hâkim olamıyorum' diyemezsin. 'Sen bunun sorumlususun arkadaş' diyeceksin. Niye! Çünkü bu ülkeyi germeye, bu ülkede ekonomiyi germeye kimsenin hakkı yok. Köşende yazı yazanın maaşını sen veriyorsun, yarın feryat etmeye geldiğin zaman feryat etmeye hakkın yok"

Bu sözlerle patronları uyaran Erdoğan sonrasında köşe yazarlarını kovmayı önermişti:

"Herkes fikrini söylemekte serbesttir. Tabii söyle, ama o insanlara da o kalemleri teslim edenler der ki, 'kusura bakma kardeşim, bizim dükkanda sana yer yok'. Çünkü herkes vitrinine layık olanı koyar."

Erdoğan’ın patronlara yönelik baskılarının sonuç verdiği görülmekte. Emin Çölaşan’ın Hürriyetten, Bekir Coşkun ve Ece Temelkuran’ın Habertürk’ten kovulmaları, Ertuğrul Özkök’ün Genel Yayın Yönetmenliğini bırakması, Radikal’in başına Eyüp Can’ın getirilmesi, NTV’nin kendisine ayar vererek çok sayıda gazeteciyi işten çıkartması akla gelen ilk örnekler.

Cezaevleri gazetecilerle doldu
Medya patronlarına ayar vermenin dışında cemaatin yargıda gücünü artırması sonrasında Odatv, Ergenekon, KCK gibi davalar yoluyla çok sayıda gazetecinin içeride tutuldukları görülmekte.

Nedim Şener, Dink suikastı ile ilgili yazdığı "Hrant Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları" adlı kitap nedeniyle 26 yıl hapis istemiyle yargılanırken Ahmet Şık’ın “İmamın Ordusu” adlı kitabı henüz basılamadan toplatılmıştı. Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’da Ergenekon davası kapsamında içeride tutulmakta. Son yapılan KCK operasyanları sonrasında tutuklu gazeteci sayısı 100’ü aştı.

(soL - Haber Merkezi)

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.