Cengiz Çandar nihayet 'istikrar'a kavuştu

Her devrin adamı, Cengiz Çandar, en sonunda "siyasi istikrar"ını AKP iktidarı ile birlikte sağlamış görünüyor. Hatta AKP'ye o denli güveniyor ki, artık, ABD'ye "kafa tutmak" bile onu korkutmuyor.
Pazartesi, 21 Şubat 2011 15:14

Radikal gazetesi yazarı Cengiz Çandar, kendi köşesinde yazmadı ama, Hürriyet gazetesinden Cüneyt Ülsever'in dünkü yazısı okurların Çandar hakkında önemli bir bilgiyi öğrenmelerini sağladı.

18 Şubat Cuma günü ABD İstanbul Konsolosluğu'ndan on gün önce yapılmış bir davet üzerine ABD Büyükelçisi Francis Joseph Ricciardone'nin davetlisi olarak altı gazeteci bir toplantıya katıldıklarını açıklayan Ülsever, adını vermeden, Cengiz Çandar'ın Ricciardone'ye "had bildiren" uzun bir tirat çektiğini yazdı.

Ricciardone'nin toplantıda söylediklerinin "off the record" kalmasını istediği için onun sözlerine doğrudan yer vermeyeceğini fakat toplantıya katılan gazetecilerin hiçbirinin birbirine yönelik olarak "off the record" sınırı koymadığını vurgulayan Ülsever, Çandar'ın tavrını şu sözlerle aktardı:

"Hatırlatayım, davet 'Odatv baskını' olmadan önce çıkarılmıştı.

"Ancak, Büyükelçi 'Soner Yalçın ve arkadaşları' hakkında iki gündür sarf ettiği sözleri nasıl yorumladığımızı sorarak toplantıyı açtı.

"Aramızda Hükümet'i açıktan destekleyen 3 arkadaştan bizim grupta olanı anında topa girdi ve çok uzun bir tiradla Büyükelçi'nin 'Odatv baskını' konusunda konuşarak büyük hata yaptığını söyledi. Büyükelçi içişlerimize karışmıştı. Ayrıca zamanlaması da yanlıştı. Kişisel duygularını konuşmasının en başında 'I am appalled' (appal(ed)=sukutuhayale uğratılmak, yese/dehşete düşürülmek) cümlesini kurarak beyan etti. Ben de arkadaşın Büyükelçi'ye 'haddini bildiren' tavrından dolayı dehşete düştüm. Herhalde, bir Hükümet temsilcisi toplantıda olsa idi, çok daha dikkatli olurdu.

"Bu arkadaşa göre Soner Yalçın’ın tutuklanması gazeteci olduğu için değil, gizli örgüt üyesi olduğu için gerçekleşmişti. Konunun 'basın özgürlüğü' ile alakası yoktu. Baskın sırasındaki 'hukuki yanlışlar' gereksiz genellemeler idi."

Kendini Ergenekon ve Balyoz operasyonlarının selametine adamış olan, bu uğurda, operasyonlara mesafeli yaklaşan gazeteci arkadaşlarını bile bir süre önce "sığ demokratlar" sözüyle gammazlayan Cengiz Çandar'ın, ABD temsilcisine karşı daha önce asla cesaret edemeyeceği bir tavır takınması dikkat çekti.

Cengiz Çandar'ın ABD elçisine Erdoğan'dan feyz alarak "çıkışması", AKP iktidarı ve Başbakan Erdoğan'a duyduğu hayranlığın yıllardır süregelen ABD hayranlığına galebe çalması olarak yorumlandı.

Dönmek var, "dönmek" var...
Çandar, Doğan grubu gazetesi Radikal'in, genel yayın yönetmenliğine Fethullahçı Eyüp Can'ı getirilmesiyle birlkte yaptığı "soldan" transferlere rağmen gazetenin tarihi ile özdeş. Bu anlamda "solculuğu" da elden bırakmayan Oral Çalışlar ile birlikte gazetenin duayen iki yazarından biri. İkilinin bir ortak noktası da siyasi pusulalarının değişkenliği.

1971'de Filistin'de gerillalık yaptığı dönemin ardından yıllar sonra, MİT Müsteşar Yardımcısı Hiram Abas'ın adamı haline gelen, ardından Turgut Özal'a danışman olan Çandar, CIA ajanı Graham Fuller ile yakın çalışmış ve NATO seminerlerinde "eğitimcilik" yapmış bir Amerikancı olarak ün yaptı. Somut örneklerin yanı sıra yazılarıyla da ABD'ciliği ayyuka çıkan bir isim olarak tanınıyordu.

Çandar'ın ABD'ye "çıkışması" ise bu kimliğini terk etmekten ziyade, AKP'nin dümen suyunda gitmesi ile açıklanıyor.

ABD'nin Irak işgaline alkış tuttu
Dünden Bugüne Tercüman'da çalışırken, ABD'nin Irak'ı işgali sırasında, işgal güçlerinin Bağdat'ı düşürmesi üzerine kaleme aldığı 'Canım Bağdat’ta olmak istiyor" başlıklı köşe yazısı, Çandar'ın Amerikancılığının da zirve noktalarından biriydi.

Çandar, "canım Bağdat’ta olmak istiyordu. Ahh, dün Bağdat’ta olabilseydim. Solculukla anti-Amerikan olmayı eş anlamlı zanneden, solculukla ‘Stalincilik’i birbirine karıştıran ve dolayısıyla Saddam Hüseyin’e ve ‘polis rejimi’ne karşı hiçbir tepki duymamış olanlar da, dün, Irak halkıyla aynı duyguları paylaşamazdı. Bense, 1991 Ağustosunda Moskova’da darbenin çöküşünü ve heykellerin yıkılışını izlediğim gibi, 1989 Kasımında Berlin’de bir diktatörlüğün çöküşünü yaşadığım gibi, 1989 Aralık ayında Prag’da bir baskı rejimini deviren halkla birlikte bulunduğum gibi, dün Bağdat’ta olmayı çok isterdim. Canım bugün de Bağdat’ta olmak istiyor!" demişti.

Memlekete uzak, CIA'ya yakın
Çandar'ın karanlık siyasi tarihi, her ayrıntısıyla Soğuk Savaş boyunca ABD çıkarına göre konumlandığını ortaya koyuyor.

Sabah gazetesinde 1998 yılında yazdığı bir yazıda, kendisinde "anti-Amerikan duyguların zerresinin bile kalmadığı"nı itiraf eden Çandar, 1999 yılında ABD Dışişleri'ne bağlı USIP'de (United States Institute of Peace) burslu olarak eğitilip çalıştırılmış, bursu bitince CIA ve Pentagon'a yakın Wilson Vakfı'ndan bir yıllık burs almış, bu da bitince Graham Fuller ile ortaklaşa makaleler yazmıştı. 1982 yılında, CIA'in Yakın Doğu ve Güney Asya ulusal istihbarat görevlisi olarak atanan, 1986 yılında da teşkilatta Ulusal İstihbarat Konseyinin başkan yardımcılığı görevine yükselmiş olan Fuller, ABD'nin "Yeşil Kuşak" projesinin mimarlarından biri olarak tanınıyor.

Çandar'ın emekli olmaya hiç niyet etmediği görevleri
Özal döneminden beri, siyasi iktidarlara yakın durup ülkenin dış siyasetine yardımcı olma misyonuyla kendini parlatmaya çalışan Çandar, bu huyunu AKP iktidarı döneminde de hiç elden bırakmadı. İçeride sonsuz kredi sunduğu AKP ile, daha önce uzun süre yaşadığı ABD arasında kuryelik hizmetinde bulundu.

Türkiye-İsrail ilişkilerindeki bozulmayla eş zamanlı olarak Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi'nde İran lehine oy kullanması geçtiğimiz yılın yaz aylarında ABD-Türkiye ilişkilerinde küçük çapta bir sarsıntıya neden olmuş, Türkiye hakkında "güvenilmez müttefik" adlandırması yapılmaya başlanmıştı. İşte bu dönemde, yine destekçisi olduğu AKP iktidarı ile ABD yönetiminin arasını yapmak misyonuyla Vaşington ziyaretlerini sıklaştıran Çandar, "acaba, otel penceremden az ötede evindeki ışıklarını yanar gördüğüm, mahalle komşum, 'Beyaz Saray'da oturan Barack Obama, ben de 'Washington Mektubu' yazsam ve 'gecikmeden Tayyip Erdoğan'ı hafta sonunu geçirmeye Camp David'e davet edin' desem" diye yazmıştı. Kendisine asıl düşen görev ise, her zaman olduğu gibi, ABD-Türkiye ilişkileri konusunda ABD yönetimine "düşünce" servis eden birtakım kuruluşlar ile lobi çalışması yürütmek oldu.

"Dönekliği"ne kanıt bile ABD'den
Çandar'ın, "dönekliği"ne mazaret olarak gösterdiği şahitin ABD eski başkanlarından Bill Clinton olması dahi ABD ile ne denli derin bir bağ kurduğuna kanıt teşkil ediyor. Vietnam işgalini protesto etmek için askerden kaçmasına rağmen ABD'nin başına geçmekte bir beis görmeyen Clinton'ı örneklediği 3 Haziran 2008 tarihli "'68 kuşağı', Deniz Gezmiş, biz, hepimiz..." başlıklı yazısı Çandar'ın siyasi anatomisine giriş niteliği taşıyor:

"'68 kuşağı'nın her ülkedeki tiplerinin ortak noktalarından biri –olumlu anlamda- 'ütopist' ölçülerde 'hayalperest' ve 'idealist' olmalarıydı. Benzerlik o noktada biter.

"1968, Fransa'da solun 'Stalinizm'den arındırılarak Marksizm'in güçlendirilmesi eylemiydi.

"Prag'da ise Sovyetler'e karşı çıkarak, Marksizm-Leninizm'den kurtulma başkaldırısı.

"Amerika'da ise Vietnam Savaşı'na karşı çıkışın adı.

"Türkiye'de darağacında 'Yaşasın Bağımsız Türkiye' diye haykıran Deniz Gezmiş, hepimizin Vietnam Savaşı karşıtlığıyla ateşlenen anti-Amerikanizmi'ne tercüman olurken, 'Yaşasın Türk-Kürt kardeşliği' haykırışı ile bugünlere kendisini taşıyan bir vizyonun, bundan yaklaşık 40 yıl önceki köklerini sergiliyor 'Yaşasın Marksizm-Leninizm' diye haykırırken ise, 1989-1991'de çöken totaliter Leninizm'in ne olduğunu kavramadan, o günün 'enternasyonalizm'îni en yiğit tınısıyla seslendiriyordu.

"Deniz Gezmiş, '68 kuşağı'nın fedakar ve yurtsever idealizminin bir bedene ve cismi bürünmüş simgesiydi.

"Bizim kuşağın o günkü tecrübesi ve eyleminden bugün için uygulanabilir sonuçlar çıkaramazsınız.

"Soğuk Savaş bitti. Şartlar çok değişik.

"O gün toprağa düşenler, bugün yaşasalar ne ve nasıl olurlardı, bilinmez bilinemez.

"'68', yerleşik kurallara, dogmalara ve tabulara karşı bir 'uluslararası başkaldırı' idi ve bugünün '68 ruhu', Türkiye'de, ancak, 'statüko'yu ve 'Cumhuriyet'in temel ilkeleri' tabusunun ardından kendini tahkim eden 'kurulu düzen'e ve bunun doğal bir uzantısı olan AB karşıtı 'ulusalcılık'a karşı başkaldırı ile hayat bulabilir, canlanabilir.

"Bu satırların yazarı, '68 kuşağı'nın şanslı ve müftehir bir mensubudur ve 1968'in 2008'le buluştuğu yerde mevzilenmiştir..."

(soL-Haber Merkezi)