Topyekun düşüş!

Dünkü uçak kazasından sonra hükümetin ve THY yetkililerinin izlediği politika, hem kurumun nasıl yönetildiğini, hem de bu türden kazaları sık yaşamamızın nedenlerini gözler önüne serdi.
Perşembe, 26 Şubat 2009 10:00

soL (HABER MERKEZİ) Türk Hava Yolları'nın İstanbul-Amsterdam seferini yaparken iniş sırasında düşen, 'Tekirdağ' adlı Boeing 737-800 tipi uçakta, şu ana kadar 9 kişi yaşamını yitirdi. Hastanede tedavi altına alınan 80 civarındaki yaralı arasında çoğunluğun durumu ağır. Kaza sırasında kokpitte bulunan üç pilot da öldü.

Kazanın nedenleri araştırılırken, ortaya bir dizi iddia atıldı. Ancak, akıllarda, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ve Türk Hava Yolları Genel Müdürü Temel Kotil'in kazadan hemen sonra yaptıkları açıklamalar kaldı. Henüz kazaya ilişkin elinde doğru dürüst bilgi yokken "en büyük tesellimiz kazada can kaybı yaşanmamış olmasıdır" diye açıklama yapan Bakan Binali Yıldırım'ı, Genel Müdür Kotil de izlemiş ve "can kaybı olmadığı"nı söylemişti. Daha sonra, en az beş yolcunun kaza anında yaşamını yitirdiği ortaya çıkmıştı.

Yerel seçimler öncesinde "uçak kazası"nın olumsuz etki yapacağından çekinen hükümet, olayın bir an önce gündemden düşmesi için "ucuz atlattık, korkulan olmadı" açıklamalarına sığınırken, insan yaşamına değer vermediğini kanıtlayan daha önceki örneklerden pek de farklı davranmıyordu. Çok sayıda kişinin yaralandığı ve ölümlere yol açtığı belli olan bir kazayı "felaket olabilirdi, Allah korudu" diye geçiştirmek AKP hükümetinin temel kuralıydı.

Yetkililer, daha sonra da, özür dilemek yerine "bize Hollanda'dan gelen haberler böyleydi" demeyi tercih ettiler. Bu da AKP hükümetinin topu başkalarına atma alışkanlığının bir sonucuydu. Bir bakan, bir halkla ilişkiler müdürünü işinden edecek vahim bir gafı hiç üzerine almıyor, "bana böyle bilgi geldi" diyordu.

Büyükelçiden anlamlı yorum: "Kazayı beklemiyorduk"
Ulaştırma Bakanı ve THY Genel Müdürü, dünkü tabloda yalnız değildi. Türkiye'nin Lahey'deki büyükelçisi Alpar, Anadolu Ajansı'na "bu beklenmedik bir kazaydı" diyerek savunmaya çekiliyordu. Beklenseydi, belki farklı olurdu! Büyükelçi dersini iyi çalışmış ki, "şükür" demeyi de ihmal etmiyordu: "Çok şükür ki otoyola düşmedi, çok büyük facia olabilirdi." Otoyola düşse, "iyi ki kent merkezine çakılmadı" diyecekti besbelli.

Basında ise AKP'yi cilalama memurları panikteydi ve çıkış yolunu her zamanki gibi "kahraman" yaratmakta bulmuşlardı. Yandaş medya "canları pahasına yolcuları kurtardılar" başlıkları atıyordu. Daha uçağın neden düştüğü belli değilken, Sabah gazetesi, uzmanlardan kahramanlık öyküleri toplamakla meşguldü. Bunlardan en ilginci, havacılık uzmanı Jim Ferguson'un ağzından çıkmıştı: "Uçak üçe bölündüğü için hava basıncı azaldı, bunun için can kaybı yaşanmadı. Pilot eğer bunu bilerek yaptıysa, bütün yolcuları pilot ve ekibi kurtarmıştır." Yani pilotlar, kontrolden çıktığı her halinden belli olan uçağı üçe bölmek için yere uygun şekilde çarpmıştı!

Sabah gazetesi, her tür hakkı elinden alınan, kurallara aykırı bir biçimde fazla çalıştırılan, tazminatsız işten çıkarılan binlerce pilotu ve onların mücadelesini görmüyordu, ama "kahraman"a ihtiyaç duyulduğunda onu hemen yaratıyordu. Dün uçuş ekibi elinden geleni yapmış olabilirdi, ama Türkiye'nin kahramanlardan çok, halka karşı sorumlu olan bir iktidara ve magazinle gericilik arasında boğulmayan bir basına gereksinimi vardı.

Akşam gazetesi ise biraz daha gerçekçiydi! Havacılık uzmanlarına atıfla, uçağın düşmediğini, pilot tarafından başarıyla yere indirildiğini ileri sürüyordu.

Kemal Okuyan'ın yazısı: Uçması Mucize!..

Eyvah, THY'nin prestiji gitti
Kazanın ilk "şok"u atlatıldıktan sonra bu kez THY'nin ticari değeri dert edilmeye başlandı. Otobüs kazası değildi yaşanan ve gazetelerle örtülemiyordu "Turkish" yazıları. THY'nin borsa değerinde düşme oldu. Büyük paralara çekilen Kevin Kostner'lı reklamın gösterimi hemen durduruldu. Yorumcular "yazık oldu THY'ye" demeye başladılar. Hizmet iyiymiş, filo gençmiş, uçuş noktaları yaygınlaşıyormuş... Ama çok kaza yapıyormuş, bu sorun halledilmeliymiş.

Kısa süre içinde hükümeti "skandal"la eleştirenler de derhal "kendi bacağımıza kurşun sıkmayalım, THY'mizi bir kalemde harcamayalım" konumuna çekildiler. Dillerine apronda kesilen deveyi dolamışlardı, ama her tür hizmetten sonra THY'yi de bir kalemde satmak için fırsat kollayanları, havacılık sektörünü piyasaya emanet ederek kaosa sürükleyenleri görmüyorlardı.