Sayfa yolu
Roman kültürünün baharı: Sosyalizm deneyimi
Yayın Tarihi: 10.01.2010 , 09:30 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:03
Yılbaşı gecesi başlayan olaylarda, saldırıya ve hakarete uğradıktan sonra sürgün edilen Roman yurttaşların yaşadıkları, Türkiye’de, ırkçı saldırganlığın tırmanışının yanı sıra, Romanların karşılaştıkları ayrımcılığın kurumsal boyutunu da göz önüne serdi. Bugün Avrupa’da da benzer sorunlarla yüzleşen Romanların tarihinde, sosyalizm deneyiminin, sunduğu hak ve olanaklar açısından farklılaştığı ve özel bir değer kazandığı görülüyor.
Özellikle Sovyetler Birliği’nde Ekim Devrimi’nin hemen ardından hayata geçirilen uygulamalar, Romanların yurttaşlık haklarını kullanmalarının desteklenmesi yanında, Roman kültürünün yaşatılması ve geliştirilmesi açısından da önemli bir örnek oluşturuyor.
Türkiye’deki durum
Son olaylarla birlikte yaşadıkları ayrımcılık tüm çıplaklığıyla göz önüne serilen Romanları, devletin çoğu zaman “görmezden geldiği”, genellikle toplumdan dışlayarak “kaderine terk ettiği” görülüyor.
Yerleşik yaşama geçmeyen Roman nüfusu giderek azaldığı halde, devletin Romanlara “göçer” olarak baktığı ve sorunu “kayda geçirme” olarak algıladığı dikkat çekerken, “yerleşik” Romanların karşılaştıkları dışlanma ve ayrımcılığın azaltılmasına yönelik herhangi bir girişimde bulunulmadığı biliniyor.
Sorunları ortadan kaldırmayı hedefleyen bir devlet politikasının olmayışı bir yana, devlet adına yapılan açıklamaların ve atılan adımların da mevcut ayrımcılık üzerinden şekillenmesi ve onu yeniden üretmesi dikkat çekiyor.
Manisa Valisi Celalettin Güvenç’in, son süreçle ilgili olarak, “Roman kültürünü” suçlayan açıklamaları, yaygın yaklaşımın son örneğini oluşturuyor. Kültür Bakanlığı tarafından desteklenen bir araştırmada Romanların “hırsızlık ve fuhuşla geçindikleri” gibi oldukça yanlı ve aşağılayıcı ifadeler kullanılması da, geçtiğimiz aylarda basına yansıyan bir diğer örnek olarak anımsanabilir.
Romanların, 2000’li yılların başından bu yana AB ve Dünya Bankası tarafından fonlanan projelerin nesnesi konumunda olduğu da görülüyor. Özellikle AKP iktidarının sosyal sorunları projelere havale etme politikasının bir sonucu olarak, Romanların hakları da “sosyal riski azaltma projeleri” kapsamında ele alınıyor. Ancak, projelerin Romanlar açısından olumlu sonuçlar doğurmayacağına dikkat çeken sosyalbilimciler, genellikle “istihdam projesi” niteliği taşıyan bu uygulamalarla, Romanların ucuz işgücü olarak piyasaya eklemlenmelerinin hedeflendiğine, oysa “yurttaşlık hakkının eşit kullanımına” yönelik kapsamlı ve kalıcı devlet politikalarına ihtiyaç duyulduğuna dikkat çekiyor.
Avrupa’da Romanlar: En çok ayrımcılığa uğrayan grup
Avrupa’nın Romanlara ilişkin sicilinde, İkinci Dünya Savaşı sırasında 500 bin Roman’ın kitlesel olarak öldürülüşünü anmak gerekiyor. Sonrasında, özellikle sosyalist Doğu Avrupa ülkelerinde Romanların yurttaşlık hakları ve kültürel gelişimleri açısından desteklendikleri görülse de, toplumsal konumları ve hakları bağlamında Avrupa ülkelerinde bugün mevcut durumun pek parlak olmadığı görülüyor. Hazırlanan raporlarda Romanların yoğun ayrımcılıkla karşılaştıkları ve “potansiyel suçlu” olarak damgalandıkları belirtilirken, günlük yaşamda aşağılanan ve dışlanan Romanların, ya asimile edilerek ortadan kaldırılma, ya da toplumdan tümüyle izole edilme tehdidiyle yaşadıkları belirtiliyor.
AB ülkelerini “ayrımcılık” açısından değerlendiren araştırmalarda da, “yurttaşlık haklarından eşit olarak yararlanabilme” ve “toplumsal ve kurumsal düzeyde ayrımcılıkla karşılaşma” açısından “en dezavantajlı gruplardan birinin Romanlar olduğu” belirtiliyor.
Farklı bir deneyim: Sosyalizm
Romanların ayrımcılık ve sorunlarla karşılaştığı ülkelerde, Türkiye’de de olduğu gibi, sorunların “Roman kültürüne” bağlandığı görülüyor. Böylece, Romanlar, yaşadıkları ayrımcılığı, kültürleri nedeniyle “hak etmiş” gibi sunuluyorlar.
Ancak, özellikle sanatın günlük yaşamda vazgeçilmez bir yer tuttuğu Roman kültürünün, bu yönüyle öne çıkarak geliştiği ve Romanların yurttaşlık haklarını “eşit” olarak kullandıkları örnekleri barındırması açısından sosyalizm, dünya tarihinde önemli ve sıradışı bir kesit olarak dikkat çekiyor.
1917 Ekim Devrimi’nden 1991’e değin, Sovyetler Birliği’nde uygulamaya konulan düzenlemelerle, Romanların hem kendi kültürlerini korumalarının ve geliştirmelerinin desteklendiği, böylece, Sovyetler Birliği’nin “Roman Rönesansı”nın başını çektiği, bugün komünizm karşıtı kaynaklarda bile teslim edilen bir olgu.
Özellikle 1920’lerde hayata geçirilen yasalarda, Romanların kendi yürüttükleri süreçlerle, Roman alfabesinin oluşturulduğu, Roman dilbilgisi kurallarının belirlendiği ve Roman dilinde eğitim yapan okulların açıldığı, göçer durumdaki Romanların önemli kısmının “kendi tercih ettikleri bölgelere” yerleşmelerinin sağlandığı ve bu bölgelerde Romanların kendi dillerinde eğitim alma şansına eriştikleri biliniyor.
Aynı dönemde, Roman halk edebiyatının kayda geçirilmesi ve Roman dil ve edebiyatının geliştirilmesi için devlet tarafından destek sağlandığı, 1930’lara varıldığında, Romanların günlük ve periyodik olarak basılan pek çok gazete ve dergi ile zengin bir edebiyat üretimi içinde oldukları tarihte kayıtlı.
Kültürel yaşamı canlandırma adımlarının ekonomik tedbirlerle eşzamanlı olarak yürütüldüğü, bu bağlamda yerleşik yaşama geçen Romanların devlet tarafından gösterilen topraklarda üretim yaparak geçimlerinin sağlandığı gözleniyor. Toprakta üretim yapmanın, geleneksel Roman yaşam tarzının dışında olmasına karşın, yaratılan ekonomik standardın ve kurumsal zeminin Romanların sanatta ve edebiyatta “derinleşmelerine” olanak tanıdığına dikkat çekiliyor. Öyle ki, yine 1930’larda 40’a yakın Roman tiyatrosunun bulunduğu belirtiliyor. Bu noktada, devlet tarafından çıkarılan bir yasa ile, söz konusu tiyatroların, Moskova’nın “canlı kültürel ortamından ve olanaklarından yararlanmak üzere” yılın altı ayını Moskova’da kurulacak “Roman Tiyatrosu”nda geçirmelerinin sağlandığı da aktarılıyor.
Sovyetler Birliği'nde hayata geçirilen uygulamaların diğer sosyalist ülkeler için örnek oluşturduğu, Roman nüfusun yoğun olarak yaşadığı birçok Doğu Avrupa ülkesinde de Romanların özellikle kültür ve sanat alanında desteklendiği çeşitli kaynaklarca ifade ediliyor.
Moskova Roman Tiyatro’sunun 1989’a kadar varlığını sürdürdüğü görülürken, Romanlar’ın ayrımcılıktan uzak toplumsal yaşamının da Sovyetler Birliği’nin çözülmesine paralel olarak ortadan kalkması dikkat çekiyor. Öyle ki, bugün eski Sovyet cumhuriyetlerinde Romanlara yönelik ayrımcılığın giderek tırmandığına işaret eden çok sayıda rapor bulunuyor. Karşılaşılan tablo, halkların eşitlik ve kardeşliğinin yaşatılmasında sosyalizmin vazgeçilmezliğinin kanıtını oluşturuyor.
(soL - Haber Merkezi)
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.