YARSAV'dan hükümete sert tepki
Yargıçlar ve Savcılar Birliği Ergenekon soruşturması ile ilgili Adalet Bakanlığı’na yönelik sert açıklamalarda bulundu. Açıklamada “Adalet Bakanlığı’nın yargı üzerinden gölgesini çekmelidir” denildi.
soL (HABER MERKEZİ) Yargıçlar ve Savcılar Birliği Ergenekon soruşturmasıyla ilgili Adalet Bakanlığı’na tepki gösterdi. Cumhurbaşkanı dahil yargı önünde hesap vermeyecek kimse olamayacağını belirten YARSAV, Ergenekon soruşturmasında yargının bağımsızlığının zedelendiğini belirterek, polisin savcının görevlerini üstlendiğini, bir polis devleti yaratma gayreti yaşandığı ifade edildi. Açıklamada “Polis soruşturmanın sahibi olarak kendisini görmeye başlamıştır” denildi.
YARSAV yaptığı açıklamada Ergenekon soruşturmasının; iktidara bağlı ve güvencesiz, yürütmenin açıkça etkisinden korunaksız olan polisler eliyle yürütülmemesi gerektiğini vurguladı. Açıklamada, Mesleki tecrübe anlamında yeterince Cumhuriyet savcısının sadece bu soruşturmayla görevlendirilmesi ve soruşturmanın yasa hükmü uyarınca bizzat Cumhuriyet savcıları tarafından yürütülmesinin sağlanması gerektiğine dikkat çekildi.
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun kararname ya da yetkilendirme ile işlem yapması, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı ile ilgili yasanın bir an önce anayasal denetim sürecinin sonuçlanması, polisin CMY’ndaki konumu içinde tutulması, siyasi iradenin etkisini yaratabilecek etkenlerin ortadan kaldırılmasını belirten YARSAV, Adalet Bakanı’nın yargı üzerinden gölgesini derhal çekmesi gerektiğini belirtti.
Açıklamada “Yargı her türlü hukuk dışı eylemden, eli kolu ayağı bağlanmadığı sürece hesap soracaktır. Ama yargı bazı adımlar attıkça, ülkemizde yargı için yargı darbesi nitelemeleri yapılır olmuştur. Bu nitelemeler, siyasi beklentileri karşılamayan kararlar ortaya çıktıkça yapılmış, ancak bu beklentilere uygun adımlar atıldıkça ise yargı sürecine saygı hatırlanabilir duruma gelinmiştir. Yargı hiç kimsenin beklentilerine göre herhangi bir tarafa çekilmemelidir. Siyasi bakış ve beklentiler, yargının görevini ilgilendirmemektedir. Yargıyı kınayanlar, kendi beklentilerine uygun kararlar ortaya çıktıkça alkışlar pozisyona geçiyorlarsa, önce kendi demokrasi ve hukuk anlayışlarını sorgulamadırlar” denildi.
Soruşturmada dikkat çekilen başka bir nokta ise heresin suçsuzluğunu ispatlama çabası içerisinde bırakılması olarak belirtildi. Açıklamada buna vurgu yapılarak “Hakkındaki yargı süreci kesin hükümle sonuçlanana kadar herkesin suçsuz olduğu evrensel kuralı, bugün sonuçlanmamış soruşturma ve yargılamalarda medya kullanılarak yaratılan bilgi kirliliği ile herkes suçsuzluğunu ispatlama zorunluluğuna dönüşmüş, ortaya atılan isimlerin suçluluğu konusunda önyargı yaratılmıştır. Bu, hukuk devletinde olmaması gereken bir durumdur” denildi.
Kanadoğlu hukuksuzluğa uğradı,
Türkiye’nin en saygın, yaratıcı ve örnek hukukçularından, ömrünü adalete hizmet etmekle geçiren, hukuk abidesi, YARSAV kurucu üyesi Onursal Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun, diğer pek çok şüphelinin de başına geldiği gibi, yakın zamanda hukuksuzluğa uğradığı belirtilen açıklamada “Bu durum yaşanan hukuksuzluklar için ilk değildir, mevcut tabloda son da olmayacaktır. Sayın Kanadoğlu örneğinde bile yaşandığı üzere bir hukuk devletinde kabulü olanaklı olmayacak biçimde, arama kararları, artık arama gerçekleşmeden devlet televizyonundan bile duyurulur hale gelmiş, insanların evleri önünde medyanın konuşlanması için yeterli zaman dilimi beklendikten sonra, bu aramalar gerçekleştirilir olmuş, bu soruşturmaların adalet için mi yoksa bazı gösteriler ve bilgi kirliliğine zemin yaratmak için mi yapılmakta olduğu soruları ciddi biçimde gündeme oturmuştur” denildi.
Kanadoğlu’nun çetelere karşı verdiği hukuk savaşlarının hatırlatıldığı açıklamada Kanadoğlu’nun çetelerin isimlerinin arasına konmasına tepki gösterildi.
Silahlarla kamuoyu yönlendirildi
Soruşturma sürecinde kamuoyunda ikna yaratabilmek için, soruşturmada yakalanan silahların gizlilik göz ardı edilerek idari birimlerce ivedilikle toplumu yönlendirme amacıyla anında görüntülü olarak kamuoyuna sunulduğun dikkat çekilen açıklamada, “Soruşturmanın gizliliği, insan hakları ihlallerine neden olmadan, soruşturma ve yargılamanın yargı organları tarafından yapılması içindir. Soruşturma sürecinde haber alma hakkının ötesinde tüm bilgilerin medyaya sunulması, görsel olarak medyaya verilmesi, soruşturma ve yargılamanın yargı organlarına bırakılmaması, yargı ne karar verirse versin, medya yoluyla kamuoyunda yargılama yapılması sonucunu doğurmakta ve bu yol sıklıkla kullanılmaktadır. Soruşturma ve yargılamalar, yargı organlarına bırakılmalıdır” denildi.
Polis devlet yönetiminde
70 milyonun izlenmesi, 70 milyonun terör şüphelisi olarak görüldüğünün göstergesi olduğu belirtilen açıklamada bu durumun, bir hukuk devletinde değil, ancak bir polis devleti ve dikta yönetiminde söz konusu olabileceği söylendi.
Polisin, soruşturmanın sahibi olarak kendisini görmeye başlamış olduğuna dikkat çekilen açıklamada “Bu anlayış, kanıt olarak kullanılamayacak istihbari dinlemelerin bile, sonuçta bir yargı kararıyla kanıt sayılması talebine kadar gitmiş, böyle bir talebin hukuk adına reddi gerekirken bu çalışma ortamında polisin istekleri, Ülkemizdeki darbe karşıtlığı duyarlılığından yararlanılarak bu yoldaki söylemlerin coşkusu altında kamuoyu desteği yaratılarak, yargı organları noter pozisyonuna sokulmak istenmiştir” denildi.
Adalet Bakanı ayrımcılık yapıyor
Adalet Bakanlığı’nın açıklamalarının ayrımcı olduğunun vurgulandığı açıklamada şunlar söylendi: “Süreçte yapılması gereken, iktidara karşı darbe iddiasını içeren soruşturmanın iktidara bağlı ve güvencesiz, yürütmenin açıkça etkisinden korunaksız olan polisler eliyle yürütülmesinin örneğinin yaşanmadığı, bunun Dünya tarihinde, hukuk tarihinde, Hitler ve Mussolini’nin hukuk yoluyla iktidar darbelerini yarattığı gerçeği karşısında, etki altında kalmadan, tarafsız bir soruşturmanın yürütülmesi için sayı ve mesleki tecrübe anlamında yeterince Cumhuriyet savcısının sadece bu soruşturmayla görevlendirilmesi, soruşturmanın yasa hükmü uyarınca bizzat Cumhuriyet savcıları tarafından yürütülmesinin sağlanması, bu konuda Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun kararname ya da yetkilendirme ile işlem yapması, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı ile ilgili yasanın bir an önce anayasal denetim sürecinin sonuçlanması, polisin CMY’ndaki konumu içinde tutulması, siyasi iradenin etkisini yaratabilecek etkenlerin ortadan kaldırılması, Adalet Bakanı’nın yargı üzerinden gölgesini çekmesidir”
- Manşettekiler
- Gençlik günleri devam ediyor
- AGİT tarihi silmeye çalışıyor
- İçeride hoşgörü dışarıda dayak vardı
- Honduras’ta gergin bekleyiş
- Sabah-ATV grevi büyüyor
- CHP'nin Kürt açılımı Kuzey Irak'tan başladı
- ABD bahçesinde Çekirge-Çiçek muhabbeti
- Economist'ten AKP çıkışı
- Nabucco projesinde belirsiz gidiş
- Günün Yazarları
- Canlı Müzik
- Ali Cenk Gedik
- Çağdaş ve Boyun Eğmeyen…
- Çağrı Kınıkoğlu
