Irkçılık göçmenlerin soluğunda

Avrupa'da göçmenlere karşı bir demir perde var. Göçmen neredeyse, orada. Göçmenlerin umuda yolculuğu, bir yere ulaşamasalar ya da hedefe varmayı başarsalar da, demir perdeyi gittikleri yere götürmeleriyle sonuçlanıyor.
Pazar, 28 Eylül 2008 07:53

soL Her gün, bir yerlerden gizli yolculuklar başlıyor. Yolcuların nereden geldikleri gizli, nereye gittikleri, kim oldukları... Gizli yolculukların başlangıç noktaları çeşitli: Libya, Mısır, Türkiye, Tunus... Yolculukların varış noktaları da çeşitli: Yunanistan, İtalya, İngiltere, Fransa... Ancak her şeyin gizli olduğu bu yolculuklar, artık gizlenemeyen bir düşmanlıkla karşılanıyorlar Avrupa'da. Gizlenemeyen düşmanlık, düşman gördüklerini gizlemek istiyor göçmenler, kamplara gönderiliyor. Kamplar gözlerden gizleniyor. "Bir umut" yollara düşen insanlar, yolculuk boyunca ulaşmaya çalıştıkları medeniyetin, ulaşamamaları için aldığı önlemler altında eziliyor.

Avrupa'ya giderken ölümle tanışanlar

İtalya merkezli Fortress Europe derneğinin raporuna göre, 1988'den bu yana, Avrupa'ya ulaşma çabası sırasında 13,073 kişi yaşamını yitirdi. Bunların 9,278'i Akdeniz ya da Atlantik'te boğulurken, 1611 kişi Kara Afrika'dan Akdeniz kıyılarına ulaşmak için Sahra Çölü'nü geçerken öldü.

Göçmenler, yaşam arayışında sıklıkla ölümü buluyorlar. Çoğu da, yaşamı ya da ölümü bulmadan, mafya onları buluyor. İnsan kaçakçılığı, her yerde mafya tarafından yürütülüyor. Göçmenler, yolculuk için bazen 5 bin, bazen 25 bin dolar para ödüyorlar. Avrupa'ya adım atana kadar, kaderlerini mafyanın eline teslim ediyorlar. Filikalara ya da kamyonlara doldurulan göçmenler, bazen yolda ölüyorlar, bazen İtalya'ya gitmek için bindikleri gemiden Türkiye ya da Libya'da bir kıyıda indirilip tekrar kaderlerine terk ediliyorlar.

Avrupa, göçmenleri topraklarına sokmamak için bir demir perde kurmuş durumda. Bu demir perde, karmaşık bir mekanizmayla işliyor. Adımlardan ilki, iş AB ülkelerine kalmadan, Libya, Türkiye, Tunus gibi çevre ülkeleri göçmenlere karşı daha sıkı önlem almaları için zorlamak.

Türkiye, göçmenleri taşıyan mafyanın sıklıkla kullandığı ara duraklardan biri. Ege sahilinde filikalara doluşan göçmenler, Avrupa'ya doğru denize açılsalar da, Avrupa'nın bu taraftaki bekçisi Yunanistan'ın gazabına uğramaları büyük olasılık. Yunanistan sahil güvenliği, göçmen taşıyan tekneler üzerinde örgütlü bir terör estiriyor. Genel uygulama, yakalanan teknelerin Türk sularına getirildikten sonra üzerlerine ateş açılarak yüzemez hale getirilmesi. Teknedekiler, şansları yaver giderse, Türk sahil güvenliğince kurtarılıyor. Yok gitmezse, Türkiye sahillerine vuran cesetleri bulunuyor. Ancak bu olayların büyük kısmının açığa çıkmadığı biliniyor.

Bu tecrübeden geçen göçmenlerden Yasin, Atina'dan şöyle yazıyor: "Şişme botta 22 kişiydik... Yunan sahil güvenliği yolumuzu kesti. Botumuzu kendi motorlarına bağladılar ve bizi Türkiye sahiline doğru getirdiler. Hava fırtınalı, dalgalar büyüktü. Bot sallanmaya başladı. 16 Mayıs, saat gece ikiydi. Yolcular teker teker suya düştüler. Sonra bot alabora oldu. Arkadaşımı kaybettim. Yüzmeye, dalgalarla boğuşmaya başladım. Sonunda bir balıkçı beni kurtardı ve hastaneye getirdi, buradan da kampa aktarıldım." Yasin, kazadan tek kurtulan oldu. Yolculuk, onu kampa götürdü.

Medeni Avrupa'daki medeniyetsizlerin buluşma noktası

Göçmenler bir şekilde Avrupa'ya ulaşmayı başarırlarsa, bu defa da yakalanmama mücadelesi başlıyor. Yakalananlar, toplama kamplarına gönderiliyor, ülkeden tahliye edilmeyi bekliyor. Toplama kampları, Avrupa'nın her tarafını sarmakta. Son beş yıl içinde birçok Avrupa ülkesinde sayısız yeni toplama kampı kuruldu.

Ancak demir perde, kampları göçmenlerin olduğu her yere taşımaya başladı. Libya'da, Tunus'ta açılan kayıt dışı göçmen kampları, İtalya, Fransa gibi ülkeler tarafından finanse ediliyor. Her yıl Sicilya havaalanına gelen yüzbinlerce turist, güleryüzle karşılaşıyor. Her yıl Sicilya sahillerine ayak basan binlerce göçmen, toplama kamplarına gönderiliyor. Avrupa Birliği'nin yeni kabul ettiği Geri Gönderme Yasası kapsamında, göçmenler 18 aya kadar toplama kamplarında tutulabiliyor, beş sene boyunca Avrupa'ya girmekten men ediliyor. Toplama kampları, Avrupa'da gözlerden gizlenen bir sefalet gerçekliği. Ufak odalar, kötü ve yetersiz yemekler, sağlık hizmetinden yoksun bir ortamda, göçmenlerin açık hava hapisliklerini daha da çekilmez hale getiriyor.

Avrupa'nın bekçiliği rolü, Yunanistan'a verilmiş durumda. Özellikle Asya'dan gelen göçmenlerin ilk vardıkları ülke olan Yunanistan'da, bu göçmenleri Avrupa'ya almamak için her çare düşünülmüş durumda. Avrupa Birliği'nin onayladığı, 2. Dublin Düzenlemesi olarak bilinen düzenlemeye göre, göçmenler ancak Avrupa'da ilk ayak bastıkları ülkeden sığınma talebinde bulunabiliyorlar. Yunanistan'da sığınma talebinin kabul oranı, örneğin İtalya'dan elli kat daha az. Bu demir perdenin karmaşık yapısı da, 2004'te Selanik'te yapılan bir toplantıda oluşturulmuştu.

Nihayet Avrupa: Medeniyetin diğer yüzü ırkçılık

Elbette göçmenlerin bir kısmı Avrupa'da kaçak veya değil çalışmaya başlıyorlar. Ancak demir perde, Avrupa'ya girildikten sonra da göçmenleri "Avrupa"dan ayırmaya devam ediyor. Sömürü ve aşağılama koşullarında ayakta kalabilme mücadelesi veren göçmenler, birbirlerinden destek bulmaya çalışıyor, gettolar oluşturuyor. Ancak medeni Avrupa'da ırkçılık, göçmenlerin hiçbir zaman kendilerini bu Avrupa'nın bir parçası olarak hissetmemelerine yol açıyor.

Irkçılık, bazen kendini en görünür hali olan fiziksel şiddetle dışa vuruyor. Göçmenler sık sık dövülüyor, öldürülüyor. Son olarak geçen cumartesi günü İtalya'da Napoli yakınlarındaki Castel Volturno ilçesinde, mafya, Afrikalılara saldırarak 6'sını öldürdü. Afrikalılar'ın bu katliamı protesto etmek için sokaklara dökülmesi üzerine, ilçeye 500 asker gönderildi.

Fakat ırkçılık, yaşamın geri kalanında, dolaylı yollardan kendini daha fazla hissettiriyor. İşyerinde, girdikleri süpermarkette, bindikleri otobüste, hayatın her evresinde göçmenler, Avrupa'da istenmediklerini hissediyorlar. Irkçılık, tüm Avrupa'da hızla yükseliyor. Faşizm, Avrupa Birliği'nin kurumlarında giderek artıyor. İtalya'da Silvio Berlusconi'nin Savunma Bakanı Ignazio La Russa, İkinci Dünya Savaşı'nda Nazi askerleriyle birlikte savaşarak can veren İtalyan askerlerini övüyor. İtalya'nın en zenginlerinden Başbakan Berlusconi'nin futbol takımı AC Milan'ın kalecisi Christian Abbiatti, "politik inançlarımı açıklamaktan utanmıyorum. Faşizmin idealini benimsiyorum" diyor.

Bir yerlerden yine gizli yolculuklar başlıyor. Yolcuların nereden geldikleri, kim oldukları bilinmiyor. Önemsenmiyor. Bu yolcular istenmiyor. Her gün yolculuklar biter, başlarken kapitalizmin gizli yüzü ırkçılık, her gün kendini daha fazla açığa vuruyor. Avrupa, kapıları açmayı öğütleyerek serbest piyasanın talanına teslim olmaya ittiği yoksul ülkelerin yoksullarına, kendi kapılarını kapatıyor. Bir zamanlar saldırdıkları "demir perde", şimdi "demokrasi"yi koruyor.