"Ne örgütü, ben Devlet'im"

Susurluk davası kapsamında yargılanması başlayan Mehmet Ağar, ilk duruşmasında hakkındaki çetecilik suçlamalarını reddetti ve görevini yaptığını söyledi.
Salı, 10 Şubat 2009 10:00

soL (HABER MERKEZİ) Mehmet Ağar'ın Susurluk davası kapsamında, Emniyet Genel Müdürü olduğu dönemde "cürüm işlemek için silahlı teşekkül oluşturduğu" iddiasıyla yargılanmasına dün başlandı. Duruşmaya aynı davadan altı yıl hüküm giymiş olan Korkut Eken'le birlikte gelen Ağar, örgüt kurma suçlamasını reddetti ve davaya konu olan dönemde yürüttüğü tüm faaliyetleri devlet görevi olarak yerine getirdiğini söyledi.

Mahkeme, sözlü ifadesini aldığı Ağar'ın gelecekteki duruşmalardan vareste tutulmasına ve yazılı savunmasını hazırlaması için kendisine süre verilmesine karar vererek, duruşmayı 14 Mayıs Çarşamba gününe erteledi. Böylece Ağar, gelecekte yapılacak duruşmalara bizzat katılmak zorunda kalmayacak.

"Eken'le Şahin iyi adamdır, Çatlı'yı tanımam"
Duruşmada Susurluk davası sanıkları Korkut Eken ve İbrahim Şahin'in devlete "büyük hizmetlerde bulunduklarını" söyleyen Ağar, Abdullah Çatlı'yı ise basında hakkında çıkan haberler sayesinde tanıdığını iddia etti.

Kendisine mahkeme başkanı tarafından Susurluk davası kapsamında yargılanan kişiler hakkında bildikleri sorulan Ağar, İbrahim Şahin'i tanıdığını, Şahin'in "terörle mücadelede birçok hizmeti bulunduğunu" söyledi. Kendisi Emniyet Genel Müdürü görevindeyken, Şahin'in başarıları sayesinde Özel Harekat Dairesi başkanlığına yükseldiğini, Şahin ile bunun dışında bir ilişkisi olmadığını söyledi.

Korkut Eken'i yakından tanıdığını söyleyen Ağar, Eken'in, 1984'te Özel Harekat Dairesi'nin kuruluşunda eğitimci olarak görev aldığını söyledi. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) 1993 yılında Menteş Kampı'nı Özel Harekat Dairesi'nin hizmetine açtığını, Eken'in bu kampta özel harekatçıların eğitilmesini üstlendiğini belirtti. Kendisinin Emniyet Genel Müdürü olduğu dönemde Eken'in "danışman" ve "uzman" sıfatlarıyla Emniyet'te görev yaptığını, Eken'in ayrıca 90'lı yıllar boyunca Güneydoğu'da TSK ve Emniyet güçleri arasındaki koordinasyonu sağlama konusunda "büyük hizmetler verdiğini" söyledi.

Ağar, Abdullah Çatlı'nın ismini ise "Emniyet teşkilatında görev yapması nedeniyle duyduğunu", ancak kendisini şahsen tanımadığını ve Çatlı'yı yalnızca basında hakkında çıkan haberler üzerinden tanıdığını iddia etti.

"Bucak'ı ben örgütledim, birçok hizmeti oldu"
Çatlı'nın öldüğü Susurluk kazasından sağ olarak kurtulan Sedat Bucak'ı Emniyet Genel Müdürü olduktan sonra tanıdığını ifade eden Ağar aynı dönemde PKK'nın "bazı milletvekillerini de aracı kullanarak, Bucak aşiretinin yanlarında değilse, en azından tarafsız kalmasını talep ediyor olduğunu" söyledi.

"Ben de Sedat Bucak ile görüştüm. Şanlıurfa, OHAL bölgesinde değildi. Güvenlik zafiyeti olmaması için Bucak aşiretinin terörle mücadele hizmetinde yer almasında ısrar ettim" diyen Ağar, "Sedat Bucak, 1980 öncesinde de devlete yardım ettiklerini ancak amcasının daha sonra cezaevine düştüğünü anlattı. 'Benim sonum da öyle olmasın. Devlet, hükümet ve TSK destek verirse mücadeleye gireriz' dedi. Ben de gerekli birimlerle görüştüm. Sedat Bucak ve aşireti devletin yanında yer aldı, birçok hizmetleri oldu" dedi.

Susurluk kazasında ölen Emniyet Müdürü Hüseyin Kocadağ'ı da tanıdığını belirten Ağar "Kocadağ, Hakkari ve Diyarbakır'da Özel Harekat Şube Müdürlüğü görevinde bulunmuş, Siverek'te Emniyet Amiri olarak çalışmıştı. Sedat Bucak ile arkadaşlığı bulunduğundan, Bucak aşiretinin korucu olmasıyla ilgili çalışmalarda kendisinden istifade ettik. Aşiretin koruculuğu kabul etmesinde rolü olmuştur" diye konuştu.

Ağar geçmişte, Kocadağ ile Çatlı'nın aynı araçta bulunmasını, Kocadağ'ın Çatlı'yı teslim olması için Emniyet'e götürüyor olduğu iddiasıyla açıklamıştı.

"Yaşar Öz ve Tarık Ümit'ten bilgi alıyorduk"
Yaşar Öz ile Tarık Ümit aracılığıyla tanıştığını belirten Ağar, "Tarık Ümit, o dönemde MİT ile çalışıyordu. Bana kaçakçılık ve uyuşturucu konusunda bilgiler vereceğini söyledi. Kendisini ilgili daire başkanına yönlendirdim. Ümit, Yaşar Öz'ün de insan ticaretiyle uğraştığını söylemişti. O günlerde PKK terör örgütü de insan ticaretinden çok miktarda para kazanıyordu. Bu konuda, faydalanmayı düşündük. Yaşar Öz, korkması sebebiyle telefonda bilgi vereceğini söyledi. Yurtdışında da bağlantıları vardı" dedi.

Öz'ün sağladığı telefonların dinlenmesiyle çok sayıda operasyon yapıldığını aktaran Ağar, Öz'ün İstanbul'da gözaltına alınmasının ardından İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nü arayarak, "suç teşkil eden bir eylemi yoksa kendisine yardımcı olunmasını" istediğini belirtti.

Tarık Ümit'in kaybolmasının ardından, MİT'te Daire Başkanı olan Mehmet Eymür'ün, kendisini arayarak, "Tarık Ümit'in kaybolmasında polislerin ilgisi olabilir" dediğini anlatan Ağar, "Ben, 'polisin olayla ilgisi olacağını sanmıyorum ama araştırayım' dedim. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne sordurdum. Tarık Ümit'in kaybolması konusunda Emniyet Teşkilatı'ndan herhangi bir görevliye müracaat olmadığını öğrendim. Daha sonra Eymür beni aramadı. Ben de konuyu kendilerinin çözdüklerini düşündüm" dedi.

"Silahlardan haberim yok"
Ağar ayrıca, Yaşar Öz ve Çatlı'ya emniyet kanalıyla silah verilmesi konusunda bir bilgisi olmadığını iddia etti. "İzin belgesi denilen belgelerin düzenlenmesinde, hiçbir katkım yok" diyen Ağar, bu belgelerin kendisi tarafından düzenlenmediğini söyledi.

"Susurluk'ta kaza yapan otomobilde ele geçtiği ve Emniyet Genel Müdürlüğü zimmetinde olması gerektiği söylenen silah ve mermilerle ilgili herhangi bir bilgisi ve talimatının bulunmadığını" da ileri süren Ağar "Emniyet Genel Müdürlüğünün idari yapılanmasına göre bu silah ve mermilerin kimler tarafından teslim alınıp verileceği bellidir. Sorumlular hakkında soruşturma yapıldı diye hatırlıyorum" şeklinde konuştu. Ağar devamla "bana bu konuda hiçbir soru sorulmamıştır. Çünkü konunun benimle hiçbir ilgisi olamaz" iddiasında bulundu.

Mülkiye müfettişlerinin incelemesiyle ortaya çıkan kayıp silahlar skandalında kimi sabıkalı mafya üyelerine yasalara aykırı bir biçimde silah ruhsatı verildiği ve ruhsat dosyalarında o zamanki İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun imzası bulunduğu ortaya çıkmıştı. Müfettişler 400 silahın dosyasının kaybolduğunu ortaya koymuş ve mafya üyelerine verilen ruhsat sayısının 2 binden fazla olduğu belirlenmişti.

Ağar, 10 Ocak 1998'de sanık sıfatıyla ifade verdiği Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde silahları Korkut Eken'e senet karşılığı verdiğini ve konunun devlet sırrı olduğunu söylemişti.