Yapıcılar: Şarkılarımız aydınlık bir gelecek için

13 Mayıs Cumartesi akşamı Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’ndeki konserleri öncesi Yapıcılarla buluştuk, heyecanlarını, yola çıkışlarını, müziklerini konuştuk.
Selnur Aysever
Perşembe, 11 Mayıs 2017 10:50

13 Mayıs Cumartesi akşamı Nâzım Hikmet Kültür Merkezi, Ruhi Su sahnesinde "Yapıcılar"ı ağırlayacak. 2015 yılında kurulan grup, bugüne kadar birçok etkinlikte, mitinglerde sahneye çıktı. Ancak cumartesi günü olacak konser, tamamen kendi bestelerinden oluşan bir repertuvarla yapacakları ilk konser olacak. Grup açısından çok önemli olan bu günün öncesinde grup üyelerinden Cem Yarkın, Günselin Seda Çetinkaya, Gizem Gül ve Ulaş Mutlu sorularımızı yanıtladı.

'Yapıcılar'ın hikâyesini anlatabilir misiniz? Nasıl bir araya geldiniz? Yapıcılar nedir?

Günselin: Öncelikle "Yapıcılar" isminin nereden geldiğiyle ve taşıdığı anlamla başlamak doğru olur sanıyorum. Temelde "Yapıcılar" ismi, büyük şairimiz Nâzım Hikmet'in "Yapıyla Yapıcılar" adlı şiirinden geliyor. Ancak bu ismi seçmemizin tek nedeni bu değil. "Yapıcı" sözcüğü yaratıcılığı; bir kurma, var etme eylemini ve buna dair bir iradeyi içeren bir anlam da taşıyor bence. Gruba "Yapıcılar" ismini koymamızda sözcüğün taşıdığı bu anlamın payı büyük.

Ulaş: 2015'te bir araya gelmemiz, birlikte müzik üretme isteğimizin yanında Türkiye'deki müzik üretiminde gördüğümüz boşluk ve bizim buraya göz dikmemizle gerçekleşti. Bu boşluk neydi, kısaca değineyim. Müziğin tüm alanlarına dair bir genelleme yapabiliriz bu konuda fakat özel olarak popüler müzik, tabloyu biraz daha net görmemizi sağlayacak diye düşünüyorum. Popüler müziğin, içinde üretildiği toplumun ve tarihsel kesitin niteliğine dair önemli veriler sunduğunu düşünüyorum ben. Bu alana baktığımda ise bugün, genel görüntü itibariyle şunu görüyorum: Bir tarafta alabildiğine piyasalaşmış, kolay tüketilen bir müzikal üretim egemenliğini sürdürürken bunun karşıtı olduğu düşünülen, öyle görülen bir "alternatif müzik" üretimi var. Bu "alternatif" üretimin belirgin özelliklerinden biri, içinde bulunduğu koşullardan, süregiden yaşamdan duyulan hoşnutsuzluk ve buna dair bir mutsuzluk hali. Aslında bu bir bakıma değerli bir şey ama aynı müziklerde öne çıkan ve altı çizilen başka güçlü vurgular da var. Boş vermiş, pes etmiş ve her şeye lanet okuyan bir dil... Müzikal olarak değil belki ama içerik olarak bir bakıma arabeskleşmiş bir anlatımı var bu müziğin. Bir tarafta popüler müzikte egemen olan, alana dair tüm kuralları belirleyip ona yön veren piyasalaşma, diğer tarafta pes etmiş, umutsuz bir müzikal anlatım... Ben bu tabloyu, günümüz Türkiye toplumunun yansıması olarak görüyorum. Gericileştiği ve piyasalaştığı oranda çürüyen, örgütsüz kaldığı oranda umutsuzlaşan, sinen, inancını ve direngenliğini yitiren toplumun bir görüntüsü bence bu. 

Gizem: Genel olarak Türkiye'deki sol müzik üretimini de Ulaş'ın altını çizdiği bu çerçevenin içinde ele almak zorundayız ne yazık ki. Hem toplum hem de müzik açısından, sosyalist iktidar hedefinden uzaklaşan bir solun müziğe ve topluma olan etkisi de benzer şekilde çürütücü oluyor. Bu üretimlerin ne umut ne de cesaret verdiğini düşünüyorum insanlara. İşte biz Yapıcılar olarak, bu tabloda en önemli boşluk olarak gördüğümüz alanı doldurmak istiyoruz. Müziğimizle, aydınlık bir Türkiye'nin hayal olmadığını fakat bunun için toplumdaki aydınlanmacı kesiminin bu yolda mücadele vermesinin zorunluluğunu vurgulamaya çalışıyoruz. Bir araya gelmemizin temel nedenini bu şekilde özetleyebiliriz. 

Nasıl bir müzik yapıyor Yapıcılar? Ne gibi bir arayış, ne gibi bir yol var önünde?

Ulaş: Müziğimizi az önce söz ettiğim popüler müzik alanı içinde tanımlayabiliriz. Popüler müzik, çürümenin en belirgin şekilde yaşandığı bir alan olmasına karşın toplumsallaşma bakımından geniş olanaklara sahip. Ancak bunu yaparken "halkımız bu müziği seviyor" basitliği ile hareket etmiyoruz. Popüler müzik ve "sanat" müziği arasında tarihsel bir açı mevcut. Bu açı, tarihsel süreç içinde zaman zaman kapanıyor kimi zaman da açılıyor. Örneğin toplumsal mücadelenin yükseldiği dönemlerde bu "ayrışmış" iki müzik türü arasındaki geçişkenliğin arttığını görüyoruz. Bu, toplumsal mücadelenin çekim gücünün artması ve sanat alanının en gelişkin temsilcilerinin bu mücadelenin yarattığı coşku ve mücadele azmiyle üretmesi sonucunda gerçekleşiyor. Bu nedenle tarihsel süreç içinde sanatta yaşanan kırılmalar ve toplumsal kırılmalar arasında yakın bir ilişki var. Ancak sınıflı toplum içinde bu açıyı tamamen ortadan kaldırmak söz konusu değil bence. Biz, en azından kendi müziğimizde bu açıyı küçültmek istiyoruz. Yani insanlığın müzikal birikimine yaslanan, günümüz koşullarında yaşanan çürümeye müdahale etmenin zorunluluğunu bilerek yüzünü topluma dönen, kentli bir müzik üretmeye çalışıyoruz. 

Cem: Ben buna bir ek yapmak isterim. Aydınlık bir Türkiye'nin müziğini bugünden yapmak gibi bir iddiamız yok. Bunun gerçekçi olmadığını da biliyoruz elbette ama aydınlık bir gelecek için besteliyoruz şarkılarımızı. Önümüzdeki süreçte çizeceğimiz yolu da bu mücadelenin gereksinimleri belirleyecek.

Bir albüm çalışmanız var bildiğim kadarıyla. Ne zaman çıkacak? Sonraki planlarınız neler? Neler yapacaksınız?

Cem: Evet, şarkılarımızı kaydetmeye başladık. Ancak bunun albüme dönüşüp dönüşmeyeceği konusunda bir şey söylemek şu an zor. Bu kayıtları, daha çok sosyal medyada müziğimizi yaygınlaştırmak için kullanacağız öncelikle. Yapıcılar, oldukça yeni bir grup sayılır. Yeni arkadaşlarımızın gruba dâhil olmasıyla beraber ilk şarkılarımızda pek çok değişiklik de yaptık. Bu bakımdan müzikal anlamda hâlâ kendini arayan bir grubuz. Albüm için müziğimizin biraz daha yol alması gerektiğini düşünüyoruz. Önümüzdeki süreçte ilk hedeflerimizden biri, topluluğun müzikal karakterini sağlamlaştırmak olacak.

Şarkılarınızı nasıl seçiyorsunuz? Nasıl besteleriniz var? Yaratım sürecinizden biraz söz edebilir misiniz? Nasıl çalışıyor Yapıcılar?

Gizem: Repertuarımızdaki şarkıların pek çoğu bize ait. Yeni şarkılar bestelemeye çok önem veriyoruz ve bunun gerekli olduğunu düşünüyoruz. Gün geçtikçe yeni şarkılar ekleniyor çaldıklarımıza. Müziğimizin niteliğini belirleyen temel şey, şarkılarımızın dinleyenlere umut ve direngenlik taşıması... 

Ulaş: Birkaç yıl önce SoL Portal yazarlarından Aydemir Güler, bir makalesinde şunu vurgulamıştı: "Örgütsüz halk en iyi ağıt yakar"... Az önce sorduğunuz sorulara yanıt verirken anlatmaya çalıştığımız şeyi çok güzel özetliyor bence bu cümle. Biz, önerdiğimiz "seçeneği" yani sosyalizmi ağıtlarla mı anlatacağız? Onları bu seçenek etrafında örgütlenmeye ağıtlarla mı çağıracağız? İnsanlara nasıl sömürüldüğünü, gericiliğin hepimizin yaşamını nasıl kuşattığını anlattıktan sonra onları bu uğurda ölmeye mi davet edeceğiz? Hayır! Bizim yapmak istediğimiz bu insanlara yalnız olmadıklarını gösterip onları cesaretlendirmek ve mücadeleye davet etmek. Bunu yaparken gerçekçi ve güçlü bir dayanağımız var. Biz, Türkiye'nin ilerici birikimine güveniyoruz. Müziğimiz, böyle bir bilincin süzgecinden geçerek oluşuyor. Çok seslilik, müziğimizde özellikle kullanmaya özen gösterdiğimiz bir öge. Üretime dair gruptaki herkesin farklı yatkınlıkları var ve bu süreçte herkes elinden gelen katkıyı koyuyor. Ortaya çıkan taslak üzerinde hep birlikte düşünüyoruz. Bu, şarkıların sürekli gelişmesini de sağlıyor. 

Yakınlarda bir Yunanistan turneniz olacak. Biraz anlatabilir misiniz?

Günselin: Evet, 26 Mayıs'ta Yunanistan'ın en büyük işçi sendikası olan P.A.M.E.'nin davetlisi olarak Atina'da bir konser vereceğiz. Bu, Yapıcılar'ın Yunanistan'da yapacağı ilk konser değil. 2015 yılında, Yunanistan Komünist Partisi'nin gerçekleştirdiği Nâzım Hikmet etkinlikleri kapsamında Yunanistanlı komünist müzisyenlerle beraber güzel bir konser vermiştik yine Atina'da. Yunanlı yoldaşlarımızla yeniden buluşacağımız ve onların düzenlediği bu etkinliğe müziğimizle katkı koyacağımız için sevinçliyiz.

Yapıcılar, komünistlerin müzik grubu. Grup üyelerinin çoğu da örgütlü. Örgütlü yaşam ile sanatsal üretim arasında nasıl bir gerilim var?

Cem: Türkiye'de ve hatta Dünya'da "ben hayatımı müziğe adayacağım" diyen bir müzisyenin "bu iddiamı ne ölçüde gerçekleştirebildim" diye oturup kendi üretimlerine bakması gerek bence. Bunu kimseyi kötülemek için söylemiyorum ancak ortadaki tablo, günümüz koşullarında bunun mümkün olmadığını gösteriyor. Bugün bu iddiayı taşıyan müzisyenler ya kendi müzikal üretimlerini sergilemek konusunda oldukça büyük sorunlar yaşıyor ya da hayatta kalabilmek için piyasaya ödün vermek zorunda kalıyor. Özgün müzikal üretimlerin sergilendiği mekânlar, toplumsal yaşamın gericileştirilmesiyle daraltılıyor ya da bu mekânlar tıpkı müzisyenler gibi sermaye tarafından yutuluyor. Dolayısıyla asıl bir örgütlülüğün dışına düşmek, özgürce müzik yapmayı engelliyor.

Gizem: Sanat, sınıf mücadelesinin tezahür ettiği bir arenadır. Böyle demiş Lunaçarski... Bu bağlamda özgürlüğünün kısıtlandığı gerekçesiyle örgütlülüğün karşısında yer alan ya da daha açık söyleyeyim örgüt düşmanlığı yapan her sanatçı bilerek ya da bilmeyerek bu sınıf mücadelesinde aslında bir bütün olarak sanatın özgür olmasının ve gelişmesinin önüne engel koyan sınıfın, sermayenin yanında yer alıyor. 

Ulaş: Ancak sözünü ettiğiniz gerilimde bir başka önemli etken daha var. O da Türkiye solunun, sosyalizmi arayan örgütlü toplumsal mücadelenin şu anki durumuyla ilgili. Tarihe baktığımızda büyük toplumsal hareketlerin muazzam bir çekim gücü yarattığını ve bu hareketin sanatçıları kendi etrafında örgütlediğini görüyoruz. Örneğin Beethoven'e o görkemli senfonileri yazdıran bu toplumsal güçtü ve bunun tersi de son derece doğrudur! Bu toplumsal kırılmayı yaratan hareket, gücünü Beethoven ve öncüllerinden aldı. Devrim sanatın, sanat da devrimin yolunu açtı. Sorunuza geri dönüp toparlayacak olursam bu gerilimin yani örgütlü yaşam ve sanatsal üretim arasındaki gerilimin, günümüz koşullarında bir ölçüde anlaşılabilir olduğunu ama bunu azaltmanın da mümkün olduğunu düşünüyorum. Bunu sağlamanın yolu da sanatçının düzeni sorgulamasından, kendi eserlerini bu sorgulayıcı tutumla incelemesinden, mücadeleye omuz vermesinden ve hep birlikte mücadeleyi büyütmekten geçiyor. Bu düzen para babalarından başka kimseye özgürlük vadetmiyor çünkü.

Çok teşekkür ederiz bu keyifli röportaj için. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Günselin: Bizim için de keyifli geçti, teşekkür ederiz. Önümüzdeki Cumartesi günü, yani 13 Mayıs akşamı Kadıköy Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nde vereceğimiz konsere tüm Nâzım dostlarını bekliyoruz.