SÖYLEŞİ | Çevbir yönetimi anlatıyor...

Koç Holding'e ait Yapı Kredi Yayınları'nın çevirmenlere dayattığı çok düşük telif oranı öngören sözleşmeler tartışma konusu oldu. YKY yönetimine yazdığı mektuba yanıt alamayan Çevirmenler Meslek Birliği (Çevbir), mektubu sosyal medyada yayımladı. Biz de Çevbir yönetim kuruluna konuya ilişkin sorularımızı yönelttik...
Ahmet Çınar
Çarşamba, 13 Şubat 2019 09:55

Çevirmenler Meslek Birliği (Çevbir), son günlerde Yapı Kredi Yayınları'nın patronlarına karşı bir mücadele veriyor. Yayınevinin, çevirmenlere dayattığı çok düşük telif oranı öngören sözleşmeyi kabul etmeyen Çevbir yönetimi, YKY'den çevirmenlerin kazanılmış haklarına dokunmamasını talep ediyor. 

Koç Holding'e ait Yapı Kredi Yayınları (YKY), çevirmenlere telif oranını yok denecek kadar düşüren bir sözleşme dayatmaya başlamıştı. Çevirmenler Meslek Birliği, bu durumun düzeltilmesi için yayınevine mektup yazmış ancak yanıt alamamıştı.

'ÇEVİRMENLER ESER SAHİBİ VEYA MALİ PAYDAŞ DEĞİL, ARA ELEMAN OLARAK GÖRÜLÜYOR'

Çevbir yönetim kuruluna konuya ilişkin yönelttiğimiz sorular ve aldığımız yanıtları şöyle: 

Yayınevine yazdığınız mektupta genel çerçeveyi aktarmışsınız ancak, okurlarımız ve okurlarınız konunun detayını merak ediyor olabilirler, YKY tam olarak ne dayatmaktadır, nasıl bir sözleşmeyle karşı karşıya kaldınız?

Bizim odaklandığımız nokta belli sözleşme şartları değil esasında. Gerek Yapı Kredi Yayınevi’nin, gerek piyasadaki diğer yayınevlerinin çevirmenlere önerdiği sözleşmelerde, halihazırda adil olmaktan uzak pek çok nokta var ve bunları bugüne dek çeşitli vesilelerle eleştiri konusu yaptık, karşı önerilerimizi paylaştık, yayınevi temsilcileriyle birebir görüştük. Ülkemizde kitap çevirmenleri telif sistemiyle çalışır. Kitabın ilk baskısından belli bir yüzde alırlar, bu yüzde bazen biraz düşerek sonraki baskılarda da devam eder. Şu anda YKY’nin gündeme gelmesinin nedeni, yayınevinin yıllar içinde zaten kademeli olarak azaltmış olduğu telif yüzdelerini, bugün artık neredeyse yok sayan sözleşmeler kullanma yoluna girmiş olması ve geriye dönük sözleşme değişiklikleri uygulamaya çalışmasıdır. Temel itibariyle bu sözleşmelerde çevirmen, eser sahibi veya mali paydaş olarak görülmüyor, adeta ara eleman seviyesine indirilmiş oluyor. Oysa Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na göre çevirmen de yazar gibi eser sahibidir ve çevirdiği kitap üzerinde mali hakları ve devredilemez manevi hakları vardır. Çevirmenlerin çoğu bu haklarından haberdar değil. Çevbir’e, aramıza gelip yasalarla korunan haklarını öğrenmelerini isteriz.

Yanıt alamadınız ve mektubu kamuoyuyla paylaştınız, yine yanıt gelmeze ve talepleriniz doğrultusunda bir düzeltme gerçekleşmezse, bu konuda somut olarak nasıl bir mücadele vermeyi düşünüyorsunuz, yol haritanız belli mi, bir kampanya, bir boykot ya da başka bir yol, yöntem?

Şu anda sosyal medyada yazılanlara bakıldığında, mektubumuzu temel alarak tepkilerini gösteren insanların YKY’yi de içine alan kültür dairesinin okurları olduğu açık seçik görülüyor. Eminiz yayınevi yetkilileri de bunun haklı ve hakiki bir tepki olduğunu görecek ve bu yanlış uygulamaya bir son vereceklerdir. Çevirmenlerin her türlü mağduriyetinin giderilmesi için neler yapılabileceğini sürekli düşünüyoruz, araştırıyoruz.

'OKURLAR DA ÇEVİRMEN EMEĞİNE SAHİP ÇIKMALI' 

Emeğe saygı duyan okurlara bir seslenişiniz var mı, ne mesaj vermek istersiniz? Mücadelenize okurlar nasıl katkılar koyabilirler? 

Okurlardan en büyük beklentimiz, ellerinde tuttukları kitabın kolektif bir emeğin ürünü olduğunu unutmamaları. Çevirmenin, editörün, düzeltmenin, dizgicinin, grafikçinin emeğiyle vücuda gelen çeviri kitapların ancak bu insanların bu meslekleri insanca şartlar altında yapabilmeye devam etmeleri halinde var olmaya devam edeceğinin bilincinde olmalarını istiyoruz. Tabii ki seslerini yayınevlerine, diğer kültür kurumlarına ve devlet organlarına duyurarak nitelikli çeviri eserin yoluna çıkan sair kısıtlama ve dayatmaya karşı bizimle her platformda dayanışmalarını da bekliyoruz. Bu doğrultuda yapılabilecek ilk şey, kitabını satın aldıkları yayınevinin, yazı emekçilerine haklarını teslim edip etmediğini sorgulamak olabilir. Ülkemizin kültür hayatında çevirinin her zaman önemli bir yeri vardı, dünyaya açılan en önemli pencere çeviri kitaplardı, hâlâ da öyle. İyi çevirmenler kolay yetişmiyor ve iyi çeviri okumak isteyen okurlardan severek okudukları kitapların çevirmenlerine sahip çıkmalarını talep ediyoruz.

'BAŞKA SEKTÖRLERDE ÇALIŞANLARIN TEPESİNDEKİ KILIÇ, ÇEVİRMENLERİN DE TEPESİNDE'

Çevbir'i daha önce de takip eden ilgililer, meraklılar biliyor olmalılar, çevirinin başlı başına bir meslek olduğuna dair bir mücadeleniz var. Son mektup olayında YKY gündeme geldi ancak başka yayınevleriyle ya da yayıncılık tekelleriyle sorunlar yaşadınız mı, nelerdir bunlar, kısaca söz ederseniz, soL okurları da bilgilenmiş olacaktır?

Meselenin geniş bir kitle tarafından konuşulması, belki bir yayınevinin sözleşme politikasındaki değişikliği gündeme getirmemizle başladı, ama bu ne tek bir yayınevi meselesi ne de sadece bugünün gündemi. Başka sektörlerde, başka çalışanların tepesinde sallanan kılıç çevirmenlerin tepesinde de sallanıyor. Üyelerimiz büyük küçük pek çok yayıneviyle çeşitli sorunlar yaşıyorlar tabii ki. Farklı gerekçelerle daha çok çalışmaları ama daha az kazanmaları ve bununla yetinmeleri bekleniyor; eser sahibi olarak değil basit bir ticaret makinesi bileşeni olarak ve ne yazık ki bir tasarruf kalemi olarak görülüyorlar çoğu zaman. Oysa telif ücretinin maliyet hesabında kesinti yapılacak ilk kalem olarak akla gelmesi kültürel gelişmişlikle ters orantılıdır. Sık yaşanan sorunların en başında çevirmenin mali haklarının teslim edilmemesi geliyor. Yani sözleşmeyle belirlenen çeviri ücreti eksik ya da çok geç ödenebiliyor. Tabii ki çevirmenlerin manevi haklarına yönelik saldırılar da yok değil. Bunlara intihal edilmiş çevirileri yayımlayan, yahut çevirmenden izinsiz olarak eserini kullanan yayınevlerini örnek verebiliriz. Çevirmenler Meslek Birliği de bu tip durumlarda asli vazifesini yerine getirmeye çalışıyor, yani üyelerinin haklarını savunmaya ve çevirmenlik mesleğinin geleceğini olumsuz etkileyeceğine şüphe olmayan bu tür uygulamaları durdurmaya yönelik mücadele veriyor. Yayınevleri çoğu vakada sulh yoluyla hatadan dönseler de hukuk yoluna başvurmak zorunda kaldığımız da oluyor.

'ÇEVİRMENLERİN ASGARİ ÜCRETİNİ BELİRLEMEK İÇİN TİP SÖZLEŞME HAZIRLADIK'

Çevirmenler olarak yeni haklar elde etmek ya da kazanımlarınızı korumak için hukuki mücadele ya da yasal bir güvenceye kavuşma mücadelesi veriyorsunuz hatırladığım kadarıyla, bugüne kadar bu konuda ne gibi adımlar atıldı, beklentiler neler?

Yasada çevirmenlerin eser sahibi olarak hakkı teslim ediliyor ama bizim mevzuatımızda eser sahiplerinin ücret biçimi konusunda belirsizlikler söz konusu. Çünkü yasa heykeltıraş ile çevirmenin ücret hakkını aynı hükümle kayıt almaya çalışmış. Tabii bir heykeltıraşın eserini tek seferlik bir ödemeyle devretmesi mümkün ama çevirmenlerin böyle bir ödeme yöntemiyle eserini devredebilmesi için bugünkü rayiç bedellerin çok üstünde öneriler alabilmesi gerekirdi, fakat durum böyle değil. Ama yasada yeri olduğu için cüzi bir tek seferlik ödemeyle çeviri meselesini kapatmaya çalışanlar oluyor. Buna karşı biz de kurulduğumuzda çevirmenlerin asgari ücretini belirlemek ve temel haklarını tanımlamak için bir Tip Sözleşme hazırladık. Bu sözleşmenin yayınevlerince kabul edilip uygulanması için uğraşıyoruz. Bunu bir nevi toplu sözleşme olarak da kabul ettirmeye çalıştık, ancak ne yazık ki karşı teklif olarak çok düşük oranlar önümüze kondu. Toplu görüşme imkânı ortadan kalktığı için de her çevirmen fiilen kendi görüşmesini yapmak zorunda kalıyor. Üyelerimizden Tip Sözleşme koşullarını talep edip uygulatanlar oldukça bu sözleşme koşulları da yaygınlaşıyor. 

Bunun dışında resmi merciler nezdinde girişimlerimiz oluyor. Söz gelimi Kültür Bakanlığından bandrol veritabanında çevirmen bilgisine yer vermesini talep ettik ve bu talebimiz kabul edildi. Ancak çevirilerin yeni baskılarının otomatik olarak takip edileceği bir sistem kurmak istiyoruz, bunun için daha atılması gereken adımlar var.