Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Pamuk aslında ne demek istedi?

Orhan Pamuk, yeni çıkan kitabıyla ilgili bir röportaj verdi. Röportajda siyaset ile edebiyat ilişkisine de değinen Pamuk'un dikkat çekici yönü ise, Türkiye'nin "dünyayı anlamak ve yönlendirmek" açısından liderliğe soyunabileceği iddiasıydı.

Yayın Tarihi: 10.09.2011 , 19:41 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, yeni çıkan kitabı "Saf ve Düşünceli Romancı" hakkında NTV'den Mete Çubukçu'ya bir röportaj verdi. Röportajda haliyle yalnızca kitaptan değil, edebiyattan siyasete, Türkiye'nin konumundan akademisyenliğine kadar birçok konuya değindi.

Pamuk'un edebiyat ile siyaset ilişkisine dair "tuhaf" sayılabilecek değerlendirmeleri başka yerlerde değerlendirilecektir. Kısaca değinilecek olursa, Pamuk siyasetin "gerçek" romanla çelişki içinde olduğunu, siyasetçinin işinin kendi grubunun sözcülüğünü yapıp geride kalanları "anlamamak" olduğunu belirten Pamuk, kendi romancılığında "siyaset" yapmadığını, ancak kişisel yaşantısında siyaseten taraf olduğunu ve bunun yüzünden de "başının derde girdiğini" söylüyor.

Esas mesele ise, Pamuk'un Türkiye'ye dair fikirleri. Pamuk, Mete Çubukçu'nun "Yeni Türkiye'yi nasıl tarif edersiniz" sorusuna, "Türkiye hakkında genel bir şey söylemem, buna girmem" diye cevap verse de, "satır araları"nda Yeni Türkiye'nin "eskisinden" daha ehven olduğuna dair notlar düşüyor.

Dünyaya örnek olacak Türkiye
Pamuk, iki arada bir derede "Batı'ya gidince Asyalı, Doğu'ya gidince Avrupalı oluyoruz" klişesini tekrar ederken, önemli bir tespit de yapıyor:

"Bizim gibi yazarlar hem batı dışı, yoksul ülke yazarlarıyla özdeşleşir hem de Avrupa'daki yazarlarla özdeşleşir. Avrupa'ya gidelim bana 'Asyalı bir yazar' derler ya da Asya'ya gidelim bana 'Avrupalı bir yazar' derler. Bir Türk'ün böyle bir lüksü vardır, her iki kimliği de benimseyebilir. Lüksü unutalım çok özel bir ayrımcılığımız var her iki dünyayı da anlayabiliyoruz. Burjuvazimiz Avrupalı zenginlere çok benzer, yoksullarımızsa İran'ın Çin'in yoksuluna benzer. Türkiye dünyanın bütün problemlerini yaşamıştır cumhuriyetin kurulması, tek parti, çok parti, muhafazakarlık, demokrasi, İslam... Yaşadığı birikimi, kendi iç çatısmaları dünyaya örnek olacak niteliktedir."

Pamuk, 30 yıl önce "Türkiye'nin yüzüne kimsenin bakmadığını", ama bugün durumun değiştiğini söylüyor. Pamuk'un 30 yıl önceye gitmesine gerek yok. Nobel ödüllü yazarımızın son 5 sene içerisinde, "Türkiye demokrasisine" dair söyledikleri hatırlandığında, aslında ülkenin 5-10 yıl öncesine göre "sınıf atladığını" söylediği iddia edilebilir. Türkiye, kendi konumundan çıkarak, "dün" değil de, "bugün" dünyaya örnek olabilir. Gerek edebiyatta, gerek siyasette dünyaya liderlik edebilir.

Pamuk, belki bilerek, belki bilmeyerek, "model ülke Türkiye" sloganına edebiyat aracılığıyla katkı sunuyor. Türkiye'nin kendi potansiyelinin "yeni yeni" farkına vardığını iddia etmek, aslında Türkiye'nin benzer bir potansiyele daha önce de sahip olduğunu, ancak çeşitli gerekçelerle bunu ortaya çıkartabilecek iradeye sahip olamadığını söylemek oluyor.

Türkiye'nin geçirdiği dönüşümün, edebi planda da bir tür "iyileşmeye" yol verdiğini düşünüyor Pamuk. Dar bir İstanbul sokağında, arada sırada duyulan "mahalle sesleri" arasında ve alçak taburelerin yanında sallanan çamaşırlarla birlikte, "yerellikten evrenselliğe" sıçrayan, "muhafazakarlık ile modernliği" bir potada eriten AKP Türkiye'sinin edebiyatını anlatıyor aslında Orhan Pamuk.

(soL)

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.