Nâzım'ın Taranta Babu'su bu akşam NHKM'de

Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nin 'Karanlığa karşı yaşasın tiyatro' etkinlikleri sürüyor. NHKM sahnesinde bu akşam Nâzım Hikmet'in Taranta Babu adlı eseri var. Cansu Fırıncı'nın sahneleyeceği eserin yönetmeni Harun Güzeloğlu'yla görüştük... Güzeloğlu, Taranta Babu'yu soL okurlarına anlattı...
soL Kültür - Can Arsen
Çarşamba, 21 Mart 2018 12:44

Türkiye'de sanata ve sanatçıya yönelik artan baskı, sansür ve engelleme girişimlerine "Karanlığa karşı yaşasın tiyatro" diyerek Mart ayını tiyatro ayı ilan eden Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nde yeni yapıtlar sahnelenmeye devam ediyor. 

NHKM sahnesinde bu akşam 20.30'da Nâzım Hikmet'in Taranta Babu adlı yapıtı sahnelenecek. Sahnede Cansu Fırıncı olacak...  

Oyunun yönetmeni Harun Güzeloğlu ile Taranta Babu'yu konuştuk.

Clownesk bir yorumla Nâzım Hikmet metni sahnelemek fikri nereden düştü aklına?

Biz metne dışarıdan biçim enjekte etmeye çalışmadık. Eğer öyle olsaydı metin biçimi dıştalardı. Ya da tam deyişiyle kusardı. Zaten metnin bütününde var olan mizahi, grotesk dokunun üzerine kurdum rejiyi. Böylece faşizmle ince ince dalgasını geçen katman köpürdü ve metnin organik ana tohumu olduğu için de doğal olarak köpürdü. Sadece ilginçlik olsun, aykırılık olsun diye Nâzım Hikmet ile "clown"u yan yana getirmedik yani. Ama sonuçta ortaya çıkan oyun "ilginç", "ayrıştırıcı" ve "kışkırtıcı" oldu. Memnunuz.

Oyuncudan "yüksek performans" talep eden bir reji var sahnede. Bir oyuncunun tüm enstrümanlarını orkestra yönetir gibi yönetmek yönetmenin en büyük meziyetlerinden biridir, diyebilir miyiz?

Benim tiyatro anlayışımda sıralamada en üst sırada dramaturgi gelir. Sahneye konacak metin sahneleyecek ekip tarafından dramaturgi masasında en ince ayrıntısına kadar araştırılmalı. Reji muhakkak metni içkin bir biçimden yola çıkarak inşa edilmeli. Ve elbette yönetmen olarak varlık sebebim oyuncudan gelen yönelimleri, buluşları, denemeleri doğru dramaturgi ve rejinin gerekleri doğrultusunda oya işler gibi işlemek. Bu anlamda sahneye koyduğum ve koyacağım her oyun oyuncudan "yüksek performans" bekleyen oyunlar. Eğer ortaya özellikle de tek kişilik bir "senfoni" çıkarmak istiyorsanız başka türlüsü kaçınılmaz.

Oyuncudan gelen her öneriyi kabul ettin mi? Sonuçta bir "clown"u zaptetmek kolay olmamalı?

Cansu ile uzun yıllara dayanan dostluğumuzun, adlı adınca yoldaşlığımızın verdiği samimiyeti tiyatro disiplininin gerektirdiği yönetmen-oyuncu ilişkisi içinde eritmeyi becerebiliyoruz. Daha önce Hayyam Ab-ı Hayat isimli oyunda birlikte sahneye de çıktığımız için, kumaşını bildiğim bir oyuncuyla çalışmanın rahatlığını yaşadım diyebilirim. Taranta Babu provalarına cepleri hep dolu geldi. Oyunun gerektirdiği "clown"u yaratabilmek için oyun provalarına paralel olarak clown eğitimi aldı. Kimi mektuplardaki şiirlerin oynanış biçiminin daha ilk okumada çıktığını rahatlıkla söyleyebilirim. Mesela 11. Mektup. Nâzım Hikmet'in dünya görüşüne, şiirine, şiirde anlatılan döneme hakim olmamızın, oyuna çok büyük katkı sağladığını rahatlıkla söyleyebilirim. Ve sorunun cevabına gelince, hayır elbette her önerisini kabul etmedim ve evet elbette bir "clown"u sahnede zapt etmek kolay değil!

Yönetmen Harun Güzeloğlu 

Oyunda bir mektubun yerini değiştirmek ve bir düdük oyunu dışında hiçbir güncelleştirme yok. Metin gerçekten hâlâ bu kadar güncel mi?

Metni güncelleştirme çabası oyunu son derece çiğleştirebilirdi. Bu nedenle güncelleştirme bile değil sadece birkaç göndermeyle yetindik. Metin sanki bugün yazılmış kadar güncel. Faşizm, diktatörlük, sınıflı toplum var olduğu sürece de güncelliğini asla kaybetmeyecek. Diktatörlük derken bu oyun neyse ki Mussolini İtalyası'nda geçiyor!

Anlıyorum! (Gülüşüyoruz) Oyunu büyük salonlarda da oynamaya başladınız son zamanlarda. Seyirciden "uzaklaşınca" etkide nasıl bir değişim yaşandı?

Oyunun büyük salonlarda oynaması seyirciyi teknik olarak oyun alanından uzaklaştırmakla beraber, seyirci sayısını artırdığından etkiyi de artırıyor. Oyunda reji gereği mektuplar seyirciye dağıtılıyor. Yüzlerce seyircinin mektubun kime gideceğini izlediği o an oyunun en etkileyici anlarından birine dönüştü diyebilirim. Faşizmden kaçırılan mektuplar seyirciye emanet ediliyor.

Gölgeler ikinci oyununuz olarak sahnelenmeye başladı. Bir laikle bir islamcı aynı duvarın arkasına sığınıyor. Fikir ilgi çekici cidden?

Bu coğrafyada yüzyıllardır yaşanan acıları anlatmak istedik. Yaşanan mezhep savaşları, barış içinde bir arada yaşayan halkların birbirlerini boğazlaması, hamasi milliyetçi söylemler, inanç çatışmaları... Tüm bunları izlerken hem gülüyor hem ağlamaklı oluyor seyirci. Çünkü konu, karakterler, cümleler hepsi çok bizden, içimizden.

Furuğ Ferruhzaf ve Komünist Manifesto, ilan ettiğiniz diğer oyunlarınız... soL okurlarına biraz tüyo verebilir misiniz?

Dikkatli bir göz, oyun seçimimizde de bir dizge takip ettiğimizi ayırt edecektir. Furuğ'da kadın ve gericilikle mücadele en kaba hatlarıyla tınlayacak sahnelerde. Elbette yalnızca bu değil ama bu da var içinde.

Manifesto, tarihinde ilk kez sahneye çıkacak ve sahnede de bir hayalet boy gösterecek. Komünizmin hayaleti. İki oyun da içeriğiyle olduğu kadar biçimsel olarak çok konuşulacak diyebilirim.

Her iki oyundaki gelişmelerden de ilk haberi soL okurları alacak. Bu müjdeyi de şimdiden vereyim.